09 Ağustos 2016 Salı 11:02
Zorunlu BES’te üç sinsi hesap

AKP Hükümeti, 1 Ağustos 2016 tarihinde tasarrufları artırmak amacıyla bütün çalışanların Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) dahil edilmesini öngören bir yasa tasarısını TBMM’ye sundu. Tasarının tam ismi, “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı”.

Yasa tasarısına göre, 45 yaşın altındaki tüm çalışanlar, yani işçiler ve memurlar, otomatik olarak BES’in emeklilik planına dahil olmuş oluyor. Çalışanın ücretinden yüzde 3 oranında bir kesinti yapılacak, hükümet bu kesinti miktarını iki katına çıkarabilecek ya da yüzde 1’e kadar azaltabilecek.

İşveren katkısı yok

Kesilen bu miktar, Hazine Müsteşarlığı’nca belirlenen BES şirketlerinin hesaplarına işveren tarafından yatırılacak. İşverenin bu hesaplara herhangi bir katkısı bulunmuyor. Çalışan isterse bu emeklilik planından 2 ay sonra cayabilecek. Şimdilik asgari ücretli açısından bu kesintinin aylık en az 50 lira olduğu hesaplanıyor.

2001 yılından itibaren uygulanan BES, gönüllü bir özel emeklilik sistemiydi. 2015 yılı itibariyle 6 milyon dolayındaki BES katılımcısının sadece yüzde 15.8’i işçi, yüzde 9.6’sı da memur statüsünde katılımcıydı. İşçi kesiminin fon içindeki payı yüzde 9.5, memurun ise yüzde 7.9 oranındaydı. Yani, oranlar sayısal olarak çok düşük.

Sermayeye yeni kaynak

İşte öncelikle AKP’ye ve sermaye kesimine yeni bir kaynak yaratmak için BES zorunlu hale getiriliyor. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin belirttiğine göre, 6.7 milyon kişinin otomatik olarak sistem kapsamında olacağı ve “Bu düzenleme ile 10 yıllık dönemde 90 milyar liralık bir tasarrufun oluşturulacağı” öngörülüyor.

Aslında işçi, memur dahil 16 milyonluk çalışan kesimin 45 yaş altının 12 milyon dolayında bulunduğu dikkate alındığında BES havuzunda birikecek fonun çok daha fazla olduğu tahmin edilebilir.

Kamusal emekliliğin tasfiyesi

Zorunlu BES uygulaması ile sermaye kesimine yeni kaynak transferinin yanı sıra diğer önemli olan bir konu da, kamusal emekliliğin zaman içinde tasfiye edilmesidir. Dünya Bankası, 1980’lardan itibaren sosyal devletin küçültülmesi amacıyla kamusal emekliliğin tasfiye edilerek sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesini programına koydu.

Bunun ilk uygulaması Şili’de gerçekleşti. 1981 yılında Şili askeri diktatörü Pinochet, ordu mensupları ve polisler hariç tüm çalışanların sadece kendilerinin prim ödediği bir emeklilik sistemini uygulamaya başladı.

Çalışanlar AFP adı verilen özel emeklilik şirketlerinde bireysel hesap açmak zorunda kaldı, yani sosyal güvenlik sistemi özelleştirildi. Sistem daha sonra sorunlarla karşılaştı, çalışanların ancak yarısı düzenli prim ödeyebilir hale geldi.

Tercihi BES’e yönlendirmek

Halen Türkiye’de anayasal olarak zorunlu bir kamusal emeklilik sistemi var. Ancak çalışanlar ikinci kez zorunlu olarak bireysel özel emeklilik sistemine dahil olunca giderek bir tercihe zorlanacaklardır. Emeklilik yaşının 65 olduğu ve emekli aylıklarının giderek düştüğü SGK yerine 56 yaşında emeklilik hakkı tanıyan BES’i tercih etmeye doğru yönlendirileceklerdir.

Oysa bireysel emeklilik şirketlerinin dünyadaki durumu pek parlak değildir. Türkiye’de mevcut BES’in getirisi, enflasyonun oranının yüzde 2 altında bir değerde seyretmektedir. Bireysel emeklilik fonları özellikle ekonomik kriz anında ciddi biçimde değer kaybına açık bulunmaktadır.

2008 kriziyle birlikte ABD’de en büyük 7 şirket arasında yer alan Enron şirketi iflas etti, bir bireysel emeklilik fon şirketi olan bu şirkette tasarrufları bulunanların varlıkları heba oldu. Kriz nedeniyle emeklilik fonlarında yüzde 25 dolayında bir küçülme gerçekleşti.

Kriz, emeklilik fonlarını vurdu

OECD verilerine göre emeklilik fonlarının GSMH (milli gelir) içindeki payı yüzde 80’lerde iken 2008 kriziyle birlikte bu oran yüzde 57’e düştü. Krizden en çok 35 yaş ve üstü çalışanlar etkilendi. Çünkü ekonomik kriz sonucunda ilk işten çıkarılanlar bu kişilerdi. İşsiz kalan bu kesim, emeklilik yaşı için kalan primlerini de ödeyemeyecek duruma geldi.

2012’de ABD’deki “Wall Streeet’i İşgal Et” hareketinin belirleyici faktörü de, finansal kriz nedeniyle emeklilik birikimleri yok olan bu kitleydi. O nedenle her zaman krize açık olan kapitalist sistemde, bu tür tasarruflar yoluyla gelecek için bir gelir beklentisine girmek ciddi bedellere yol açabilecektir.

Zaten 2008 krizi sonrası Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerde bireysel emeklilik sistemlerinden geri dönüş başladı, emeklilik sistemlerinin kamulaştırılması gündeme geldi, bu tarz uygulamalar yürürlüğe kondu.

İşverenin maliyetini düşürmek

AKP’nin zorunlu BES uygulamasındaki üçüncü hesap da, işverenlerin maliyetlerini düşürmektir. Yeni getirilen sistemde herhangi bir işveren katkısı yoktur. Sadece çalışanların finanse ettiği bir sistem söz konusu olacaktır. Devlet, yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere sisteme yeni girenlere bin liralık bir katkı yapacaktır, bir de 10 yılın sonunda yüzde 5’lik bir katkı sağlanması öngörülmektedir.

Şili’de Pinochet’in uyguladığı sistemde de işverenlerin sigorta primlerine katkısı kaldırılarak tamamen çalışanların primleriyle finanse edilen bir sistem uygulamaya kondu.

Türkiye’de de 2008’de çıkarılan 5763 sayılı yasayla işverenlerin sigorta priminde 5 puanlık bir indirim yapılarak bir anlamda bunun da yolu açıldı. Son tahlilde kamusal emekliliğin de tasfiye edilerek işverenlerin sosyal güvenlik sistemine katkısının sıfırlanması amaçlanıyor.

“Pinochet’ten sonra Erdoğan”

Türkiye’deki zorunlu BES uygulaması ile ilgili olarak CHP İstanbul milletvekili, sendikacı Yakup Akkaya’nın danışmanı Dr. Oğuz Topak’ın deyişiyle “Pinochet, Şili’de askeri darbe sonrasında bireysel emeklilik sistemini getirdi, Erdoğan da 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında bu uygulamayı hayata geçiriyor”…

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 09.08.2016 11:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol