23 Haziran 2016 Perşembe 09:03
Yazı Dizisi II - 'Güneş ışığının' gölgesinde KÜBA

Doğu toplumlarına özgü “pazarlık” olgusunun Küba’da da yaygın olduğunu bilmiyordum. Özel girişimcilerin işlettiği dükkânlardan pazarlık yapmadan alışveriş ederseniz kazık yiyebilirsiniz! Değişik türlerdeki “taksi”ler için de durum aynı. Acemilik günlerimizde, satıcıların ve sürücülerin istedikleri parayı ödüyorduk. Kübalı rehberimiz, her yerde pazarlık yapmamız gerektiğini öğütleyince biz de bu yönteme başvurduk ve çok yararını gördük. Satıcıların istediği fiyatı, pazarlık ederek yarı yarıya düşürebiliyorsunuz.

Türkiye sevgisi
Türkiye’ye yönelik sıcak bir ilgi var Küba’da. Çok yakınlık gösteriyorlar Türkiye’den gelenlere. Satıcıların ve çalgıcıların ilgisi daha da fazla. Türkiyeli olduğunuzu öğrenince, hemen “Merhaba Türkiye!” diye tezahürat yapıyorlar. Küba’daki ilk günümüzde, Havana’nın Vieja Meydanı’nda para bozdururken çevremizi saran Kübalı yerel müzisyenlerden biri, Türkiye’nin tüm illerini tek tek saymaya başladı. Bizim şaşkın bakışlarımız arasında daha sonra futbol takımlarımızı ve ünlü oyuncularımızı sıralamaya girişti. Yetmedi! Ardından Türk dizilerine geçti… Tabii Türkiye hakkında bu denli bilgi sahibi olan bir çalgıcıdan bahşiş esirgenmezdi. Küba’daki ilk günümüzün cömertliği ile, grup üyeleri arasında dolaştırdığı çalgısının içine herkes cebindeki Cuc’ları (yabancıların kullandığı Küba parası) boşalttı. İyi bahşiş toplayan müzisyenlerin keyfine diyecek yoktu!

Atatürk büstü
Türkiye’den Küba’ya giden herkesin mutlaka görmek istediği yerlerden biri de, içinde Atatürk büstünün bulunduğu parktır. Havana’nın kıyı şeridindeki Del Puerta Caddesi’nde yer alan büstü biz de merak ediyorduk. Gezi programında yer almasa da, yolumuzun üzerinde olduğu için, orada kısa bir mola vererek grup üyeleriyle fotoğraf çektirdik. Büstün kaidesinde “Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Atatürk” yazılıydı. Hemen altında ise Türkçe ve İspanyolca olarak Atatürk'ün ünlü özdeyişi: "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ("Paz en el pais, paz en el mundo").

Küba’da büstü dikilen sayılı yabancı devlet adamlarından biri Atatürk. Türkiye’de çoğu solcunun dudak büktüğü Mustafa Kemal’e Kübalı devrimcilerin gösterdiği bu ilgi ve saygı gerçekten çok anlamlıydı.

Devrim Meydanı
Havana’daki en önemli meydanlardan biri de Vedado’daki Devrim Meydanı.
Devrimden sonra Fidel Castro'nun Küba halkına sık sık seslendiği, önemli toplantıların yapıldığı Devrim Meydanı, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının da simgesel buluşma yeri olarak biliniyor. Tüm dünyadan binlerce insan, her yıl bu kutlamalara katılmak için uzak yerlerden geliyor. Son yıllarda Türkiye’den gelenlerin sayısında da hayli artış gözleniyor. Bu yıl Havana’daki 1 Mayıs törenine Türkiye’den 6 bin kişi katılmış.

Devrim Meydanı’nda José Marti’nin 142 metre yüksekliğinde bir anıtı var. Meydanın çevresinde Milli Kütüphane ve kimi bakanlık binaları bulunuyor. İçişleri Bakanlığı binasının duvarına Che Guevara’nın dev bir resmi çizilmiş. Altında, “Hasta la Victoria Siempre” (Zafere kadar, daima) sözü yazıyor. Görevini bırakmadan önce Fidel Castro'nun Başkanlık ofisi de buraya yakın bir yerdeymiş. Devrim Meydanı’na tepeden bakan bir yükseltide ise, Batista döneminde dikilen, ancak yeni rejimin dokunmadığı dev bir İsa Anıtı bulunuyor.

Devrim Müzesi
13 Mart 1957'de devrimci öğrencilerden oluşan bir grup, Batista'yı öldürmek için Başkanlık sarayını basar. Ancak diktatör saraydan kaçırılır. Çatışma sırasında 40 öğrenci öldürülür. Bina içindeki ana merdiven duvarlarında bu çatışmanın kurşun izleri hâlâ görülebiliyor.

Kübalı ve Belçikalı iki mimarın yaptığı bu bina, 1920 yılında Başkanlık Sarayı olarak açılmış. 1959’da halk adına el konularak Devrim Müzesi’ne dönüştürülmüş…

Müzede Küba Devrimi’ne ilişkin her şeyi bulabilirsiniz. İspanyollara karşı verilen Bağımsızlık Savaşı (1895-1898) ile ilgili bölümler de burada yer alıyor. Özellikle Che Guevara ve Camilo Cienfuegos'un heykellerinin bulunduğu bölüm çok etkileyici.

Müzenin hemen yanında Granma anıtı bulunuyor. Granma, Kasım 1956'da Batista'yı devirmek üzere Meksika'dan Küba'ya doğru yola çıkan 82 devrim savaşçısını taşıyan teknenin adı. Şimdi Küba Komünist Partisi’nin yayın organı da Granma adını taşıyor.

Che'nin Nâzım’la buluştuğu müze
“Che’nin Evi” (Casa del Che) olarak da anılan Che Müzesi, Havana'nın Casablanca semtinde bulunuyor. Burası, Che'nin Küba'da ailesiyle birlikte yaşadığı ev değil, daha çok büro olarak kullandığı bir mekân. Çalışma odasının ve masasının sadeliği dikkati çekiyor. Bir de küçük yatak odası var. Demek ki Che, bazı geceler burada kalıyormuş. Che’nin cenazesinin Bolivya’dan Küba’ya getirildiği tabut da bir odada sergileniyor. Bu binayı bizim için daha da ilginç ve önemli kılan bir başka özellik ise, müzenin kapısındaki duvarda, Nâzım Hikmet'in Piraye için yazdığı "Karıma Mektup" şiirinden bir alıntının yer alması... Che’nin bir mektubundan alınarak müzenin duvarına İngilizce olarak şu satırlar yazılmış:
“From now on it would not consider my death a frustration, hardly as Hikmet: I will only take to the tomb the regret of an unconsumed song.”

Metnin Türkçe çevirisi ise şöyle: “Bundan böyle tıpkı Hikmet'in yaptığı gibi, ölümümü rahatsız edici bir olgudan daha fazlası olarak değil, yarım kalmış bir şarkının acısı olarak göreceğim."

Che’nin çevirmeniyle karşılaşma
Che’nin anıtmezarının bulunduğu Santa Clara’ya gidiyoruz. Rehberimiz Nadia, “Adım Rusça ama ben yüzde yüz Kübalıyım!” diye espri yapıyor.

Trinidad’da aramıza güleç yüzlü bir adam katıldı. Rehberimiz bu kişinin Che’nin BM’de çevirmenliğini yapan Miguel Gonzalez olduğunu söyleyince otobüste bir alkış kopuyor. Miguel utangaç biri. Elini, “Hayır, hayır!” anlamında sallayarak susturmak istiyor alkışlayanları.

O zamanlar yirmili yaşların başındaymış Miguel Gonzalez. Şimdi benimle yaşıt. Sevimli, içten, alçakgönüllü bir yoldaş. Ayrılırken, avucumun içine madeni bir nesne sıkıştırdı. Bakınca, üzerinde Che’nin resminin yer aldığı anı parası olduğunu gördüm. Ben de ona Trabzon’un simgesi olan hamsi maskotlu bir anahtarlık armağan ettim.

Che’nin mozolesi
Ernesto Che Guevara ve onunla birlikte 1967 yılında Bolivya'da öldürülen on altı savaşçı arkadaşının yattığı yer burası. Che’nin naaşı, 17 Ekim 1997'de Bolivya'dan Küba'ya getirilmiş. Bu anıt, başta Che olmak üzere, Devrim için yaşamlarını yitiren kahramanların anısına adanmış.

Kübalılar için adeta kutsal bir mekân burası. Ziyaret sırasında fotoğraf çekmek, hatta birbirinizle konuşmak kesinlikle yasak. Mutlak sessizlik ve saygı ortamında gezilmesi isteniyor mozolenin.

Mozolenin bitişiğindeki müzede ise Che ile yoldaşlarının Sierra Maestra’da kullandığı çeşitli nesneler sergileniyor. Silahlardan haberleşme araçlarına, satranç takımından tıbbi aygıtlara, Che’nin dürbününden piposuna dek her şeyi görmek olanaklı burada...

Hemingway’in Kübası
Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway, ilk kez 1928 yılında gitmiş Küba’ya. Karısına gönderdiği mektupta, “Hayatımın geri kalanında Küba’yı anlamaya çalışacağım” diye yazmış. Sonra birkaç kez daha gidip gelmiş adaya. Kendisine Nobel yazın ödülünü kazandıran “Yaşlı Adam ve Deniz” adlı ünlü romanını da, Havana’nın 10 kilometre doğusundaki küçük balıkçı köyü Cojimar’da geçirdiği günlerin esiniyle yazmış. Küba’ya son gidişinde ise (1934), Havana’nın merkezindeki Ambos Mundos oteline yerleşmiş. Ardından, 1940 yılında San Francisco de Paula kasabasındaki çiftlik evi Finca Vigia’yı satın almış ve 22 yıl orada yaşamış. Sonra ani bir kararla Küba’yı terk ederek ABD’ye dönmüş. 2 Temmuz 1961’de ise Florida’da tüfeğini ağzına dayayıp tetiği çekerek intihar etmiş…

Hemingway’in Finca Vigia’daki çiftlik evi, Havana’nın güneydoğusuna 15 kilometre uzaklıkta. 1887’de İspanyol neoklasik mimari tarzında yapılmış. Eşi, hizmetçileri, 38 kedisi ve 9 köpeği ile 22 yıl yaşadığı evin bahçesindeki dört küçük gömüt merak uyandırıyor. Öğreniyoruz ki, bunlar aile üyelerine ait değil, yazarın beslediği köpeklerin gömütleri… Evin giriş bölümündeki büyük hangarın içinde ise, yazarın “Pilar” adlı yatı sergileniyor.

Hamingway’in eşi Mary Welsh, kocasının ölümünden sonra Küba Hükümeti’ne bağışlamış bu çiftlik evini. Şimdi müze olarak kullanılıyor.

Küba’da turistlerin uğrak yerlerinden biri de Hemingway’in uzun süre yaşadığı Hotel Ambos Mundos. “Silahlara Veda” ve “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?” adlı kitaplarını burada yazmış Hemingway. Otelin girişindeki iki duvarda yazarın fotoğrafları görülüyor. Castro ile birlikte çekilmiş fotoğraf da duvarda asılı. Ernest Hemingway'in kaldığı 511 numaralı oda ise müzeye dönüştürülmüş.

Trinidad
Karayipler’deki Trinidat’ın kuruluşu 1514 tarihine bağlanıyor. Küba’nın en eski yerleşim yeriymiş. İspanyol sömürgecileri buraya önce altın aramak için gelmiş. Altın bulamayınca şeker üretimine başlamışlar. Şekerkamışı tohumunun anavatanı Gine imiş. Oradan getirip yetiştirmişler… Trinidad kenti, tümüyle tarihsel sit alanı. 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Mirası Listesi”ne alınmış. Evler, eski yapılar olduğu gibi korunuyor. Kentte “casa” denilen çok sayıda kiralık ev var. Bir tür pansiyon işlevi görüyor bu evler. Turistlere oda oda kiralanıyor. Fiyata kahvaltı ve akşam yemeği de dahil. Devletin verdiği izin çerçevesinde özel kişilerce çalıştırılan bu evler, işletmecilerinin adıyla anılıyor. Biz “Mirta’nın Evi”nde kaldık. Bana “Bernardo Alba’nın Evi”ni anımsattı nedense…
Trinidad’da evlerin kapıları pencereleri hep açık. Sokaktan geçerken evlerin içini görebiliyorsunuz. Kapı önerinde oturan ve gelip geçenlere gülümseyen yaşlı kadınlar içinizi ısıtıyor. Balkonlarda renk renk çamaşırlar! Daracık Trinidad sokaklarının yer yer toprağa dönüşmüş arnavutkaldımlarında güçlükle yürüyerek kentin çok renkli ve hareketli merkezine ulaşabilirsiniz. Yol boyunca hediyelik eşya satışı yapan dükkânlar ve resim atölyeleri göreceksiniz. Kent merkezi, değişik müzik gruplarının sahneye çıktığı kafeler ve salsa barlarıyla dolu. Ayrıca çok sayıda müze ve dini yapı da var burada.


***

Rolling Stones konserİ

Küba’yı ziyaretimiz sırasında birçok tarihsel olaya da tanıklık ettik. ABD Başkanı Barack Obama ve ünlü rock müzik topluluğu Rolling Stones, bizimle aynı tarihte Küba'daydı. Havana’daki görkemli Rolling Stones konseri, Obama'nın Küba ziyaretini biraz daha renklendirip sevimli göstermeye yardım etti. Zamanlaması herhalde rastlantı değildi. Salt Rolling Stones konserini izlemek için Küba’ya gelen Ertuğrul Özkök, bu olayı, “Küba’nın dünyaya açılış töreni” olarak niteledi. Hatta daha da ileri giderek, 400 bin kişinin izlediği konseri, Berlin Duvarı’nın yıkılışına benzetti… Küba’da Batılı yaşam tarzına özenenler yok değil. Özellikle Amerikan müzik endüstrisinin yarattığı ikonlar, gençlik üzerinde etkili oluyor. Havana’nın Katedral Meydanı’ndaki bir parkta Michael Jackson taklidi yaparak çılgınca dans eden Kübalı bir gencin gösterisine tanık olduk. Giysileri ve kıvrak devinimleriyle hık demiş, öykündüğü şarkıcının burnundan düşmüştü sanki! Bir bakıma Küba’daki yeni eğilimin temsilcisi gibiydi. Havana’da yerel müzik dinlemek için gittiğimiz bir müzikevinde (Casa de la Musica) kulakları sağır eden gürültülü disko müziği ile karşılaşacağımı ise hiç düşünmemiştim…

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 23.06.2016 09:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177