21 Haziran 2016 Salı 08:43
Yasaları da kamuoyunu da değiştiren ölümler

İngiltere'de AB yanlısı, İşçi Partili milletvekili Jo Cox’un bir cinayete kurban gitmesinden sonra AB taraftarlarının sayısında artış olduğu gözlemlenmiş. Kalma yanlıları ile ayrılma taraftarlarının oranları zaman zaman birbirine yakın olur, bazen de biri diğerini geçerdi. Bu nedenle şimdi kalma yanlılarıyla ayrılmak isteyenlerin arasındaki mesafe birincilerin lehine bir hayli açılmış durumda.

Cox cinayetinin bunda bir etkisinin olduğu kesin. Çünkü, gerçekten her anlamda sarsıcı bir cinayetti bu. Ülkedeki aşırı sağcıların AB’ye olan nefretlerinin AB yanlısı genç bir kadın politikacıyı öldürecek noktaya gelmesi tabii ki kamuyu şoke etti. AB’nin tüm üyelerinin uyması zorunlu olan aşırı sağı önleyici yasalarından mahrum kalmanın nelere yol açabileceği konusunda da bir işaret sayıldı bu cinayet muhtemelen. O nedenle suikast sonrası yapılan kamuoyu anketlerine göre “AB’de kalsak daha iyi olacak” diyenlerin sayısında ciddi bir artış oldu.

Ülkesinin AB’de kalmasını savunan, bu amaçla propaganda çalışmaları yaparken öldürülen Cox, ölümüyle AB’de kalma yanlılarının sayısını arttıracağını bilemezdi herhalde.

Öldüler kazandılar
Var böyle ölümler. Ölümleriyle yıllar boyu verdikleri mücadelelerini başarıya kavuşturanlar var. Bunlardan belki de en önemlisi gazeteci Veronica Guerin cinayetiydi. İrlanda’yı sarsan bir suikastla öldürülmüştü Guerin. Onun uyuşturucu çetelerine karşı verdiği mücadeleyi bilenler için bu ölüm şaşırtıcı olmamıştı, ama çok şeyin değişmesine yol açmıştı Guerin’in ölümü.

Kırmızı Opel Calibra’sıyla evinden çıkıp gazetesine giderken, trafik ışıklarında durduğunda, aracına yaklaşan motosikletli iki kişi tarafından kurşunlanarak öldürülmesinin üzerinden yıllar geçti. Günümüzde neredeyse her önüne gelenin yaptığı mesleğimizin yüz akı gazetecilerden biriydi Veronica Guerin. Yaptığı işin, şarlatanlık götürmeyen onurlu bir meslek olduğunu, sahibi olduğu yayını kafasına uymayanlara karşı aşağılık bir silah olarak kullananların anlaması olası değil. Guerin, ülkesinde, herkesin sessiz kaldığı bir ortamda, tek başına, yapayalnız bir gazeteci olarak uyuşturucu çetelerine karşı adeta savaş açmış, bedelini de, hem de çok genç yaşta yaşamını vererek ödemişti. Adının, öldüğü günden beri onurlu medya dünyasında bir bayrak gibi dolaşması bundandır. Sol eğilimli bir gazeteci olduğunu bilmenizde de yarar var

Öldürülmeden önce haber yapmak için yanına gittiği çete lideri tarafından yumruklanan, 1995’de uyarı amacıyla sol ayağından kurşunlanan Guerin en son saldırıdan kurtulamadı. Oysa, birçok “medya paraziti” gibi, küpünü doldurabilir, başkalarının yazılarına imza atabilir, kin duyduğu kişi ya da kesimleri hayasızca hedef gösterebilir, bu “gayretleri” yüzünden bir de plaketle ödüllendirilebilirdi de. Günümüzde bunun örnekleri olduğunu biliyorsunuz. Ama Guerin bunu yapmadı. O, gazeteciliğin eskrim sporuna benzediğini, bu masum sporda kullanılan kılıç örneğinde olduğu gibi, mesleğinin, namussuzların elinde yaralayıcı bir silah, dürüst insanların elinde de, bir “savunma” aracı olduğunu bilenlerdendi.

O öldü yasa çıktı
Ölümünden sonra İrlanda’da Guerin’in yıllarca mücadele ettiği uyuşturucu ticaretini engellemek için çok önemli yasalar çıkartıldı. Dokunulmaz sanılan çete liderleri göz altına alındı, Guerin’in katilleri de cinayeti azmettirenler de yakalanıp ağır cezalara mahkûm edildiler. Bugün İrlanda sokaklarında uyuşturucu satıcıları, torbacıları görülmüyorsa bu Veronica Guerin sayesindedir.

Guerin geride onurlu bir meslek yaşamının yanı sıra, kendisi gibi kararlı, dürüst bir de kardeş bıraktı medyaya. Kız kardeşi Orla Guerin de ablasının izinde yürüyor. Dürüst insanların ayak izlerini takip etmek, riskli de olsa, kolaydır aslında. Namussuzların ayak izleri gibi üzeri örtülmüş değildir çünkü. Guerin’in ayak izlerini takip eden çok sayıda gazeteci var günümüzde.

Kralın atının altında
İngiltere’de yıllar boyu süren kadınlara oy hakkı mücadelesinin en militan figürlerinden biri olan Emily Davidson’un ölümü de mücadelesinin başarıya ulaşmasında bir hayli etkili oldu. Mensubu olduğu kadın hareketinin sesini, amaçlarını duyurmak için 1913’de İngiltere Kralı’nın da yarıştığı ünlü Ascort at yarışları sırasında kendisini kralın atının önüne attı. Anında ölen Davidson’un bu eylemi gerçekten de oy hakkı için mücadele veren kadınların hem kararlılığını hem de haklılığını ortaya koyan bir eylem oldu. Davidson’un cenazesi o güne kadar yapılan en görkemli tören kabul edilir. Dünyanın hemen hemen her yerinden kadın aktivistler cenazede hazır bulunmuşlardı.

Sonucu hemen alınmadı belki ama kadınlara oy hakkı hareketinin ilk şehidi sayılan Davidson sayesinde yetkililer kadınların taleplerine daha çok kulak kabartır oldular. Eylem sonrası Avam Kamarası'na getirilen konuya ilişkin yasa önerileri okunmadı ama kadın hareketi yavaş yavaş büyüyor güçleniyordu.
Kadınların mücadelesine sempatiyle bakan Lloyd George’un 1916’da başbakan olmasının da etkili olduğunu söylemek gerek. 1918'de, Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesine yakın kabul edilen Temsil Hakkı Yasası’yla oy sistemi tümden değişti. 30 yaş üzeri İngiltere üniversitelerinden mezun kadınlara oy hakkı tanındı.

Nicole’ün adı artık yasa
Amerika’nın Massachusetts eyaletindeki Plymouth kentinde 2004 Ocak ayında 7 yaşındaki Nicole Garofalo’nun karbonmoksait zehirlenmesinden ölmesi de çok şeyin değişmesine yol açtı. Fuel-oil ile ısınan evde, baca karla kapanınca gece yarısı içeri giren zehirli gaz küçük kızın sonu olmuştu. Ailesi kurtulmuş Nicole hayatını kaybetmişti.

Bu trajik ölümü aslında bir dedektör önleyebilirdi. Başlatılan kampanyalar sonunda her evde bir dedektör bulundurma zorunluğu getirildi. Konuyla ilgili yasa küçük kızın ölümünden bir yıl sonra Eyalet Meclisi’ne geldi. Onaylandıktan sonra yürürlüğe giren yasaya Nicole’ün adı verildi. Nicole Yasası’na göre, ısıtmada, banyoda, mutfakta veya evin herhangi bir yerinde, doğalgaz, kömür, odun, fuel oil, mazot gibi fosil yakıt kullanan her evde karbon monoksit detektörü bulunması zorunlu kılındı. Evlere yasaya uymak için 2 yıl süre verildi.

Massachusetts’in bu yasası, diğer eyaletler tarafından da örnek alındı. Ülke genelinde karbon monoksit ile ilgili yasalara da “Nicole Yasası” adı verildi. Buna göre 51 eyalet bulunan ABD’de 15 eyalette evlerde karbon monoksit detektörü bulunması gerekiyor. Aksi takdirde, ağır cezalar uygulanıyor. Bu yasaları uygulayan eyaletler arasında, New York, Virginia ve Florida gibi büyük eyaletler var.

Yaşıtları, yaşamı çok kısa sürmüş bu küçük kız sayesinde güvencede artık.

Cox’a, Guerin’e, Davidson’a elbette Nicole çok şey borçlu toplumları.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 21.06.2016 08:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177