30 Ağustos 2016 Salı 10:03
Vedat Türkali: Umutsuzluğa düşmek yok

CANAN AYDIN
[email protected]
@kuzeydogu


Bir tarih onda saklı. Bu ülkede yaşanan neleri görmedi ki. Maraş’ı, Madımak’ı Sivas’ı, 3 darbe, 7 katliam… Cezaevleri, sürgünler… Hepsinin bir hatırası var onda. Türkiye’nin derin külliyatı. Bir mücadele tarihi onunki. Vedat Türkali. 97 yaşında ifade özgürlüğü için, barış için daha Suruç’un yaraları sarılmamışken tekerlekli sandalyesiyle sokağa çıktı. ‘Barış olsun’ dedi tıpkı Ankara’ya barış demek için gidip de barış haykırışları sonsuzluğa eren 106 kahraman gibi.

‘Umutsuzluk yok kızım’ dedim, ama iyi değildim. Neden, nereye kadar, ne pahasına sorularını düşünürken; sığ bakış açılarının düşündürdükleri saymakla bitmeyecek türlü komplo teorileri, yazılanlar, çizilenler ve tüm bunları düşünürken tek bir gerçek vardı; 106 insan hain bir saldırıda yarım kalan hikâyeleriyle aramızdan ayrılmıştı. Gerçekliği ile zihinlerde anlam kaybına neden olan bir ruh hali… “İyi değilim, iyi olmayacağım, iyi olmayın” dedim.

Ve çaldım Vedat Türkali’nin kapısını. Beyaz tahtaya yazarak sordum ‘Barış’ı, O’da kalemle yazar gibi kurdu cümlelerini...

» Türkiye’nin birçok sürecine şahit oldunuz. Bugün kitapevleri yakılıyor, gazetelere baskınlar yapılıyor, sokağa çıkanlar öldürülüyor. Tüm bu kaotik ortama baktığınızda Türkiye’nin geçmişini ve bu gününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Galiba benim yaşamım, Türkiye’nin değişikliğe başlama tarihini de içeriyor. 1919 doğumluyum. Mustafa Kemal Samsun’a çıktığı zaman 40 günlük kadarmışım. O dönemden bu güne Türkiye’de olmadık rezillikler oldu. Bazılarını hissetmedik biz, çünkü çocuktuk. Bazılarını da gördük, yaşadık. Mesela Kürt isyanı olan Kürt Said İsyanı. Aslında acayip tensikat taşıyan bir olaydır. Şeyh Said isyanı hilafetin lağvedildiği zamana rastlar ve Kürt Said hilafetin kaldırılmasını istemiyordu. Kürt Said o dönem yanlış bir ifade verdi; o gün egemen olan büyük devlet gücü kimse, ona bağlı kalmayı kabul etti ve suçumuz yoktur dedi. O dönemde Türkiye’de Kürtler bir nevi gerici hareketin temsilcisi haline geldiler. Kürtleri tutarsanız hilafet devam edecektir. Ve adamlara idam verdiler.

İsmet Paşa aslında Bitlisli ve bir Ermeni. Ailesini sürüyorlar İzmir’e. Asimile olup gittiler. 1937’de Dersim harekâtına yanaşmadı İsmet İnönü. Celal Bayar Dersim harekâtına sahip çıktı ve başlattılar. Dersim’de özelikle Alevi kesim kıyıma maruz kaldı, saldırıya uğradılar, öldürüldüler. Hem de acımasızca… 1936-37’de bir hemşerim; Çarşambalı Nevzat vardı. O gitmiş, üç dört ay sonra raporla geldi. Hiç konuşamıyor böyle. Dedim ki; Nevzat sen neşeli bir adamdın. Niye böyle duruyorsun. Durdu cevap vermedi. Sonra dedi ki; bak Abdülkadir, büyükler bir süngü batırıyorsun ölüyor. Ama o çocuklar… kıvranıyorlar. Onlara dayanılması zor.

İşte bunları yaşadı bu memleket. Taa oralardan geliyor bu işler. Bana sorarsan Türkiye’de doğru dürüst demokrasi, çalışmadı oluşmadı sistemi yerleşmedi. Hani derler ya Adnan Menderes ve 27 Mayıs olmasaydı diye. Düzeltseymiş memleketi, Adnan Menderes en büyük suçlu çünkü Kore’ye asker yolladı. Oraya bir tugay yolladı. Onların çok azı döndü, çoğu öldü.

Bugüne geldiğimizde ise bugüne kadar olup olabilecek en kötü şartlar kabul ettirilmek isteniyor ve bir kişinin emrinde hırsızlık düzeni devam ettirilmek isteniyor.

Hiç özgür hissetmedim


» Kendinizi en çok ne zaman özgür hissettiniz?

Daha hiç öyle hissetmedim.

» Bu koşullara baktığımızda en çok ne zamanlar da yazmak istediniz?

Valla ben bir yazarım. Anlatmak istediğim konular çok önemli gelmişse bana, bunu ifade etmenin yollarını da sezmişsem, bir de iyi çalışmışsam pekala yazabilirim. O zaman yazmayı şartlar ve gelişmeler belirler. Yazmadan yaşayamaz bir yazar.

» Yeni Türkiye söylemi ve sistem değişikliği, gelinen nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Vaktiyle bu baştaki Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdım. Tutturmuş bir başkanlık sistemi. Ona dedim ki; olmaz. Başkanlık sistemi bir tek Amerika’da oldu. Bir de De Gaulle yaptı. O da Cezayir’de bazı şeyler yapmak için Fransız halkından başkanlık istedi. Halk O’na oy verdi. Fakat ikinci defa isteyince vermedi. O zaman da De Gaulle istifa etti ve siyasetten çekildi. Bizde siyasetten hiç çekilir mi bunlar? Bak bugün Türkiye’ye acı yağdırdılar. Yüzlerce insan öldü. Ölenlerin hepsi ilerici. Herif hiç utanmadan patlamayı onlar yaptırdılar hesabına getirmeye çalışıyor. Ama kimse inanmaz. Ancak bunu kimin yaptırdığı, kimin yaptırabileceği apaçık ortada.


Bu adama baktığımda aklıma ne geliyor biliyor musunuz? İspanyol yazar Miguel de Cervantes ve meşhur hiciv romanı. Don Kişot bir şövalyedir. Bu kitap Avrupa edebiyat tarihinin çok ünlü hareket noktalarından biridir.

Bu adam da hayallerde yaşıyor. Kendisini öyle görüyor. Bir de onun yardımcısı Sancho Pancho vardır. Bu şövalye devlerle savaşmak istiyor. Çıkıyor savaşa, yanınada ona inanan, belinde tıraş tası olan Sancho Pancho’yu alıyor. Don Kişot görünce yel değirmenini “İşte devler” diyor ve saldırmaya kalkıyor. Yardımcısı bağırıyor “Ya devler değil bu değirmen”. Şövalye “O değirmen değil bilmiyorsun sen” ve tam bir şövalye edasıyla söylenerek kafa göz giriyor yel değirmenine.

Şimdi diyeceğim şu; bu adamı, o kafasında icat ettiği devlere hücum eden, şövalyeye benzetiyorum. Yanındaki o Başbakanı da Sancho Pancho’ya benzetiyorum, beraber uğraşıyorlar (kahkahalarla gülüyor)… Benim uykum azdır zaten. Gece bu aklıma geldi gülmekten öldüm diyebilirim. Sen ne diyorsun bu işlere?

» Ben sizi dinlemeye geldim.

Bir ara tutturmuş ben başkanlık sistemi kuracağım. O tutmadı yapamadı. Şimdi yeni moda bombalar attırıyor sağa sola, zannediyor ki bunu yutuyor millet. Vallahi billahi bu memlekette herkes sinsi bir zekâ taşıyor, her şeyi sezer. Ama çıkmazlar ortaya. Vakti gelince yumruğunu indirir.

» İç savaş koşullarının oluştuğundan sözediliyor...
Böyle bir toplumda iç savaş olanakları her zaman vardır.Yüzlerce insan öldürttü. Herkes kör sanki. Burada önemli soru ‘Bu herif bunu göze alabilir mi?’ Biraz zor çünkü her şeye rağmen kimse aptal değil.

» Her şeye rağmen umut var değil mi?

Tabii olacak. Sen çalışıyorsun. Düşman da çalışıyor unutma. Hep sen çalışmıyorsun ki. Düşmanın elinde daha çok alet var. Daha çok imkân var ama buna rağmen sen diyeceksin ki ben senden daha güçlüyüm. İşte insanların dayanışması birbirini arkalaması, birleşmesi bir yumrukta, umutlu bir dünyanın çıkacağını gösteren, belli eden bir şeydir Gezi Direnişi.

» Gençlere söylemek istedikleriniz...

İyi bir teorisyen isen, olayların akışını, tarihi ve tarihi diyalektiği iyi biliyorsan zaman zaman bir kararma olabilir ama devamlı karanlık olmaz. Mutlaka bir yerden bir ışık yeniden patlak verebilir. Tarih bunu böyle gösteriyor. Okumalarını tavsiye ederim. Bu konular üzerinde derin düşünmelerini ve tartışmalarını tavsiye ederim. Başka çare yok. Direnmek mutlaka bir kazanım getirir. Ne kadar, hangi saatte bu ele geçer o belli olmaz. Yaşamın diyalektiği dediğimiz de bu zaten. İstediğin anda olmaz bu iş. Bir birikim sonucunda, bakarsın bir sıçrama olur.

» Yayınevleri yakılıyor, gazeteciler baskı altında. Sokağa çıkan insanlar öldürülüyor. Barış bu topraklara ne zaman gelecek?
Umutsuzluk yok. Dünyada her yere gelecek barış ama hangi ülkeye hangi şartlarda, bilinmez. Geçen günlerde bir haberde, Che’nin ‘Amerika bizle uğraşmayı ne vakit bitirecek, hep bizi düşman biliyorlar ne yapacağız?” sorusuna “Amerika’da bir gün bir zenci Amerikan başkanı olursa ve Papa da Arjantin’den olursa o zaman olur” cevabına yer verilmişti. Hakikaten şimdi Amerika’da bir zenci başkan, Papa da Arjantinli.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 30.08.2016 10:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol