10 Ekim 2016 Pazartesi 09:23
Üyelik müzakerelerinin fişini çekmek bir fayda getirmez

ECE ZEREYCAN / @ecezereycan

Türkiye yarım yüzyıldır Avrupa Birliği’ne üye olmaya çalışıyor ama yıllardır devam eden birliğe katılım müzakereleri bir süredir rafa kaldırılmış durumda. Türkiye’deki hukuk sisteminin hali, insan hakları ihlalleri, basına uygulanan sansür ve son olarak darbe girişimi sonrası hayata geçirilen OHAL uygulamalarıyla hızla üyelik hedefinden uzaklaşıyor. Uzun bir süre AKP iktidarını destekleyen AB ile Ankara arasındaki ilişkiler, bir süredir artan baskı ve sindirme politikalarıyla tırmanışa geçen savaş politikaları nedeniyle limoni. Brüksel'den Erdoğan ve AKP hükümetine ciddi eleştiriler var. Pazartesi Söyleşisi’ne bu hafta Avrupa Parlamentosu milletvekilini konuk ettik. İnsan hakları savunucusu, Hollandalı parlamenter Maritje Schaake, kendisinin de eleştirel yaklaştığı mülteci pazarlığından, Avrupa'nın Türkiye’ye bakışına kadar bazen samimi bazen diplomatik cevaplar verdi.

» 15 Temmuz Darbe Girişimi ve sonrasında yaşanan OHAL süreci Avrupa'da nasıl yankı buldu?

Darbe girişimi tabii ki Avrupa Birliği liderleri tarafından güçlü bir şekilde kınandı ve Türkiye’nin demokratik kurumlarına yöneltilmiş doğrudan bir tehdit olarak yorumlandı. Sonrası da yakından takip ediliyor; özellikle de şüphelilere yönelik uygulamaların ve adil yargılama süreçlerinin uygunluğu hususları. Yani, hukukun üstünlüğü bir an önce tekrar sağlanmalı ve güçlendirilmeli.

» Hollanda Parlamentosu AB'nin Türkiye'ye verdiği yıllık 600 milyon avroluk yardımın "15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası, hukuk devleti ilkelerinin rafa kaldırıldığı" gerekçesiyle dondurulmasını istedi. Böyle bir karar çıkarsa, Türkiye-AB ilişkilerinin seyri nasıl olur?

Üyelik müzakerelerine bağlı olan fonların bir miktarı zaten Türkiye’de yaşayan mültecilerin hayat şartlarını iyileştirmek için yönlendirilmiş durumda. Genel anlamda, bu fonların aslında ne için verildiğine ve Türkiye’nin gerekli adımları atıp atmadığına bakmak yerinde olacaktır. Müzakereler de zaten uzun zamandır dondurucuya konmuş durumda.

»Yeniden vize alması gerektiği' gerekçesiyle geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye girişine izin verilmeyen eski Türkiye-AP Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk'ın Hollanda'ya dönmek durumunda kalması nasıl karşılandı?

Kendisi prosedürlerin tamamlanmasını sabırla bekliyor ve eminim ki birçok kişi de onun biran önce dönmesini umut ediyordur.

» Peki ya Ortadoğu'da sınırların yeniden çizildiği bir ortamda Türkiye AB'den koparsa?

AB ve Türkiye arasındaki bağların kopacağını sanmıyorum, ancak bir değişimden geçildiği doğru. Güvenlik, ticaret ve halklar arası iletişim konularında birlikte yapacağımız daha çok iş var. Böyle zor bir dönemde bile, bunun gerekliliği pek çok kişi tarafından kabul edilmekte.

» Yurttaşlarımıza Avrupa'da vize muafiyeti hakkı tanınanacak mı? Yoksa 50 yılı aşkın süredir devam eden üyelik görüşmeleri gibi askıda kalacak kadar uzak bir olasılık mı?

Bu tamamen 2013 yılında Avrupa Birliği ve Türkiye arasında imzalanan ‘yol haritası’nın uygulanmasına bağlı. Yani top Türkiye’de!

» Top hep Türkiye’de deniyor zaten. Avrupa Birliği tarihindeki en uzun süreli müzakere masası Türkiye için kuruldu. 50 yıl, az değil... Sarkozy "Türkiye'ye yerinin artık Asya olduğunu söylemenin zamanı geldi belki" dedi. Çok dile getirilmese de Avrupalıların zihnindeki hâkim düşünce bu mu?

Avrupalıların görüşleri oldukça çeşitlidir ve ‘lokasyon’un belirleyici bir unsur olarak görüleceğine pek inanmıyorum. Aslında Kopenhag kriterleri hâlâ en belirleyici faktör. Ve bu kriterlerle ilgili duruma baktığımızda da, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmeye yaklaşması dahi çok uzun zaman alacaktır. Türkiye’de tüm toplumun, gerekli reformları gerçekleştirmek için iş birliği yapması gerekiyor. Ayrıca Türkiye, üyelik adaylığı olan en büyük ülke ve geçmişteki bazı üyelik kabullerinden bir takım zorlu dersler aldık. Ve bu faktörün de toplumdaki görüşleri etkiliyor olması anlayışla karşılanmalı.

» Masada artık yeni bir konu da var, ’Mültecilerin durumu’ ve bu konuda bir pazarlık sözkonusu. Peki mülteciler konusu Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde belirleyici mi?

Göçle ilgili ifadenin (ya da anlaşmanın) AB liderleri için önemli olduğunu düşünüyorum ancak bu konuda ben şahsen oldukça eleştirel yaklaştım. Göçmenlerin pazarlık konusu olmasını tasvip etmiyorum. Bunun yerine Avrupa Birliği, kendi sınırlarını koruma konusunda siyasi kaynaklarına yatırım yapmalıydı. Her ne kadar Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye mültecilerin yaşamlarının iyileştirilmesi konusunda destek sunmasını meşru görüyor olsam da, AB hükümetlerinin kendi problemlerini Türkiye’nin üzerine atmaması gerektiğini düşünüyorum.

» Mülteciler konusunda pazarlık yapılıyor olması, yurttaşlarımızda "batının çifte standartı" tepkisine neden oluyor. Bir yandan ülkelere insan hakları dersi verip, diğer yandan savaştan kaçanlara sınırlarınızı kapatıyor ve yaşanan insanlık dramına seyirci kalıyor oluşunuzu anlayamıyoruz. Burda bir çelişki yok mu?

AB’nin, hem kendi bünyesindeki hem de Türkiye’deki insan hakları ihlallerini görmezden geldiği, bunlara karşı kör olduğu görüşüne katılıyorum. Ve bu çok temel bir hata! Bence Avrupa Birliği, insan haklarını birinci önceliği yaparak örnek olma konusunda lider olmalı.

» Avrupa Birliği, AKP iktidarlarını ve Erdoğan'ı uzun yıllar destekledi. Şimdi ise eleştiriyor. Oysa ki AKP'nin profili, çizgisi ilk günden beri aynı. Avrupa Birliği için değişen ne?

Avrupa Birliği’nin AKP’yi desteklediği görüşünde değilim ama AB-Türkiye ilişkilerinin fazlasıyla ‘hükümetlerarası’ bir yolda ilerlemesini sağladıkları doğru! Oysa sadece hükümetlerarası diyalog kurmak yerine, sivil toplum kuruluşları, işletmeler ve öğrenciler arasında daha fazla işbirliğinin gelişmesini sağlamalıyız. Bu işbirliği ve ilişkiler her zaman değerli kalır; tüm siyasi gerginliklere rağmen!

» Son zamanlarda ülkemizde moda olan bir söz var: "Kandırıldık, aldandık." Erdoğan bu sözü Fethullah Gülen Cemaati’yle olan yol arkadaşlığı için kullanıyor. "Demokrat" dediğiniz Erdoğan'a şimdi "diktatör" diyorsunuz. Sizler de mi "kandırıldınız" ?

AKP hükümetinin amaçları, ajandası son on yıl içerisinde değişti. Türkiye’yi ve liderlerini yakından takip ettiğim için bu benim için sürpriz olmadı. Ancak seçmenlerimin büyük bir çoğunluğu, Gezi Direnişi’nin bastırılışını, gazetecilerin tutuklanışını ve internet sayfalarının kapatılışını gördüklerinde çok ciddi oranda endişelendiler. Aynı zamanda PKK ve hükümet arasındaki çatışmalardan da aynı şekilde büyük kaygı içindeler. Bugünün Türkiye’sini Avrupa’da savunmak oldukça zor. Fakat geleceğe bakmak zorundayız ve Türkiye’deki insanların hak ve özgürlüklerini aklımızdan çıkarmamalıyız. Üyelik müzakerelerinin fişini çekmek bir fayda getirecek midir? Erdoğan’ın en şiddetli eleştirmenleri bile bunun kötü bir fikir olduğuna inanıyordur.

» Peki, Brexit ve ekonomik dar boğazla sınanan Avrupa Birliği, birlik olmaya devam edebilecek mi, yoksa dağılıyor mu?

Avrupa Birliği her zaman üzerinde çalışmaların devam ettiği bir süreçte olmuştur ve şuanki durum da yeni ve zorlayıcı bir dönem. İngiliz halkının oyları, demokratik reformları harekete geçirmemiz için hızlandırıcı bir etken olarak değerlendirilmeli.

» Son yıllarda sağ partilerin Avrupa ülkelerinde iktidara gelmesinin nedeni nedir? Irkçılık yükseliyor mu?

Şu ana kadar Avrupa’da sağ parti iktidarları çoğunlukta olmadı. Ancak milliyetçi, popülist ve muhafazakâr seslerde bir yükseliş var. Problemin nerede olduğunu yüksek sesle haykırıyorlar fakat çözüm bulma konusunda sorumluluk almakta başarısızlar. Bu arada Brexit’in en güçlü savunucuları istifa etti. Ve benim üyesi olduğum parti ırkçılık, ayrımcılık ve kutuplaşmaya karşı mücadele ediyor. Neyse ki bu mücadeleyi veren birçok insan var ve asıl bu sessiz çoğunluk daha yüksek sesle haykırmalı!

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 10.10.2016 09:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177