30 Ocak 2016 Cumartesi 09:23
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Haluk Gerger: Cenevre

ZEYNEP KURAY zeynokuray@hotmail.com

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Haluk Gerger, Cenevre'deki Suriye görüşmelerini ve AKP hükümetinin baskısı sonucunda Suriyeli Kürtlerin toplantıya davet edilmemesini BirGün’e değerlendirdi. Cenevre masasını kurtlar sofrasına benzeten Gerger, özel olarak Suriye’de, genel olarak da bölgede pay kapma kavgası verilen bu sofrada Kürtlere yer açılmasının gündemde olmadığını söyledi.
Türkiye’nin şantajcı tutumunun da Kürtlerin masadan dışlanmasında pekiştirici bir etkisi olduğunu söyleyen Gerger, aslında Kürtlere kurulan tezgâhın, uygulanan kuşatmanın özünde bölgenin bütün mazlumlarına ve bütün halklarına da yöneldiğine dikkat çekti. Gerger, “Ancak Esad’lı ya da Esad’sız bir Suriye de olsa, artık, Kürtsüz bir Suriye, Kürtsüzleştirilmiş ve boyunduruk altına alınmış bir Batı Kürdistan olmayacaktır” dedi.

>> Suriye'de IŞİD’’e karşı savaşan en etkili güçlerden PYD'nin Cenevre toplantısına davet edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“IŞİD’e karşı savaşan en etkili güç” olmanın Cenevre bağlamında çok önemi yok. Kuşkusuz “IŞİD’e karşı savaşta en etkin güç” olmanın Suriye Kürtlerinin temsilcisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) açısından önemli kazanımları oldu. PYD elbette her şeyden önce bir ölüm-kalım mücadelesi verdi ve başarılı oldu. Buna ek olarak, kendisine, Suriye Kürtlerine dayatılmış tecridi kırdı; uluslararası meşruiyet açısından ileri adımlar atıldı; uluslararası siyaset alanında ittifaklar kurma imkânı ve buna bağlı olarak hareket serbestisi elde edildi; dünya kamuoyuna ulaşma olanağı yaratıldı; “terörist” suçlamasının dayanaklarına darbeler indirildi... Ne var ki, Cenevre kurtlar sofrasında gündem başka saiklerden oluşuyor. Bu sofrada, özel olarak Suriye’de, genel olarak da bölgede pay kapma kavgası veriliyor, kartlar buna göre açılıyor, hesaplar bunun üzerinde kuruluyor. Cenevre’de Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bölgesel düzenden müşteki olmayanlar, bu “eski”nin yaratıcıları, yarattıkları ve onu sürdürme yanlıları savaş ve kaostan beslenerek avantaj kazanmaya çalışıyorlar. Bu masada “eski düzen’den, ya da yaygın ifadeyle Sykes-Picot statükosundan tek müşteki güç olan Kürtlere yer açılması gündemde yok. Elbette Türkiye’nin şantajcı tutumunun da bu genel politik gerçekliği pekiştirici bir etkisi var.

>> Bu engel Suriye'deki dengeleri nasıl etkileyecek?
Genel bölgesel statükoya “yeni Suriye”yi yeniden eklemlemeye çalışan güçlerden ABD açısından PYD, esas olarak, sahada “kestaneleri ateşten çeken”, ya da onların deyimiyle “sahadaki postal” (“boots on the field”) gücü. Kürtlerin, genel Suriye muhalefetinin dışında kalan nesnel konumları, yani “farklı çıkar ve ihtiyaçları olan ayrı bir millet” özelliği, ciddi bir öncelik taşımıyor. Bir çete pozisyonundan uluslararası politikaya hamleler yapan Rusya bakımından bölgesel tek öncelik, bir başka çete yapılanması olan Suriye Devleti’nin BS iskeleti. Bu perspektifin Kürtlere bakışıysa, en başından beri inkârcı bir şovenizmle zehirlenmiş durumdadır. Taktik yaklaşımların sınırını çizen de bu geleneksel tutumdur. Gelişmelere müdahil Türkiye, İran ve Irak merkezi hükümetinin ortak noktasıysa, BS bakışından farklı değildir. Nihayet, Suriye “demokratik muhalefeti”nin çoğunluğu bakımından da “demokratlığın sınırları” Kürde kadardır. Dengeleri iki şey bozacaktır. Biri, tarafların bu kafayla ve yaklaşımla, içine düştükleri kıyıcı paylaşım teröründe, “demokratik” dolayısıyla da “kalıcı” bir “çözüm” bulma imkânlarına, niyetine, yeteneğine, kapasitesine sahip olmamalarıdır. Zor oyunu bozar ama zalime ve zorbaya da yâr olmaz hayat. İkincisi de, bu suni dengeyi bozacak olan Kürtlerin direngen direnişidir. Haftalara, aylara yayılacak Cenevre hamuru bu haliyle daha çok su kaldırır, dengesizlik daha çok egemen olup sürükler zorbaları.

Statüko yıkıldı
>> Sizce bu engelleme sonrası PYD nasıl bir yol izlemeli?
Ben Kürtlere yol gösterebilecek durumda değilim. Sadece şunu söyleyebilirim: Kürde kurulan tezgâh, ona uygulanan kuşatma, özünde bölgenin tamamına ve bölgenin bütün mazlumlarına, hatta hâkim olanları dahil tüm halklarına da yönelmiştir. Bu tezgâhı bozmak, bu kuşatmayı yarmak için Kürtlere el vermek, onlarla dayanışma içinde olmak, aslında bölge halklarının ve mazlumlarının kendi kendileriyle dayanışmaları demektir. Her demokrat, barışsever, ilerici insan, her demokratik yapı ve hareket bu bilinci pratiğe dökecek bir teyakkuz ve eylemlilik içinde olmalıdır. Yoksa bütün bölge savaş, terör ve kaosun cenderesi içinde felç halinde kalır, halkların üzerine yeni “ölü toprağı” serilir, tek kaybeden de Kürtler olmaz.

>>Ne olur peki?
Unutulmamalı ki, adalet yoksa barış da yoktur, tek başına kurtuluş da. “Esad’lı ya da Esad’sız bir Suriye de olsa, artık, Kürtsüz bir Suriye, Kürtsüzleştirilmiş ve boyunduruk altına alınmış bir Batı Kürdistan olmayacaktır. Aynı biçimde, Batı Doğu’suz, Kuzey Güney’siz olamayacağına göre, her parçanın içinde yer aldığı ülke bu durumdan doğrudan etkilenmektedir kuşkusuz. Ortadoğu’nun statükosuz Kürt gerçeğine dayalı statükosu yıkılmıştır fiilen. Yeni statüko mutlaka Kürdün milli statükosunu içerecek biçimde kurulacaktır. Bu, Irak’ta oldu ve gelişiyor, olgunlaşıyor. Suriye de eşiği aştı.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 30.01.2016 09:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol