29 Ağustos 2016 Pazartesi 08:23
Türkiye sebepsiz bir özgüven ve motivasyonla bataklıkta

Tarih, iki kere iki dört eder kesinliğindeki matematik problemlerine benzemese de zar atmayı sevmez! Şablonları üst üste koyar, geçmişteki benzer olayları kopyalayıp bugüne yapıştırırsanız aynı sonuçlara ulaşırsınız. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek ise akıl sağlığını yitirmiş olmakla, delilikle açıklanabilir. Tarih, delilere ve deliliğe göz kırpar.

‘Girdin, giremezsin’ denirken, Türk ordusu Suriye’de tanklarını vurdurmaya başladı! Laçkalaşmış kahramanlık öykülerinin manşetlerinde Cerablus operasyonu, beklendiği üzere ‘IŞİD bataklığını kurutacağız’ kandırmacasından, Kürt bölgelerini vurmaya doğru evrildi.

PYD lideri Salih Müslim, ‘Türkiye-bataklık’ ilişkisine dair çarpıcı ifadeler kullanırken, Demokratik Suriye Güçleri’ne bağlı Cerablus Askeri Meclisi de açıklama yaptı: “ÖSO ve Türk askerleri elimizdeki köylere ağır silahlarla saldırıyor. Yaşanan şiddetli çatışmalarda, ÖSO’dan 29 kişi öldü, 2 Türk askeri hayatını kaybederken, 4’ü de yaralandı. 3 Türk tankı imha edildi, çatışmalar sürüyor.”

Sorular sorular

Aktarılanların yanı sıra Suriye’de cevap bekleyen sorular da madalyonun diğer tarafında duruyor! “Neden öldürülen ya da esir alınan tek IŞİD militanı bile göremedik? Acaba IŞİD’ciler kıyafet değiştirip diğer cihatçılara mı ekleniyor?” Bu can sıkıcı soruları, Türkiye’nin geçmişteki ‘can sıkıcı’ bakış açısı ve fiili yaklaşımlarıyla değerlendirmek mümkün.

Sağır Sultan bile önce ‘Esed gidecek’ ardından da ‘Suriye’de bir Kürt kemeri istemiyoruz’ takıntısıyla ‘öfkeli çocuklara’ verilen eli biliyor. Yakın geçmişin sevinç nidaları, yine yakın geçmişin arşivinin en ön taraflarında duruyor: “Kobane düştü düşüyor...”

Esad’a ve koridora karşı ama IŞİD’in komşuluğuna razı ‘devlet aklının’ kısa sürede değişmesi mümkün mü, samimi mi? Olmadığı görülüyor!

Elin emperyalinin ipiyle gerdek

Sorulara gerçekler ekleniyor...Şüphesiz, Türkiye 5 yıl önce de güllük gülistanlık bir ülke değildi. Ne var ki dış politikadaki yanlışlar ve ‘Suriye ısrarı’ ülkeyi neredeyse yaşanmaz hale getirdi. Son bir yıl içinde yüzlerce kişi IŞİD’in katliamlarında yaşamını yitirdi. Öte yandan sadece dışarıdaki değil içerideki savaş konseptine de binlerle ifade edilen insanımız kurban verildi.

Suriye’nin kıyısındayken bile çamurda debelenen Türkiye, ‘sebepsiz özgüven ve motivasyonla’ artık o bataklıkta ilerliyor. Açıkçası, elin emperyalinin ipiyle girilen gerdekte, ‘Salih Müslim’in söz ettiği gibi’ sonuçları çok acı olması muhtemel kısa süreli bir balayı yaşanıyor. Ordusu, ‘darbeye teşebbüs edip darbelenmiş’, yeni kâbustan uyanmış ülkenin ferasetini yitirmiş hamaset korosu; ‘Her şeye rağmen ‘Macera dolu Suriye’ şarkısını söylemeye ısrarlı.

SADAT deneyi

Orduya monte çihatçılar başka bir durumu da gözler önüne seriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilticacı sabık Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’yi başdanışmanı yapmasıyla birlikte ‘orduya farklı dizayn’ şüphesinin de adeta bir sağlaması yapılıyor. Sanki Suriye’de SADAT’ın derinlemesine eskizleri atılıyor.

Başka bir resim de ‘Büyük devlet’ çelişkisinin en uyumsuz renklerini ortaya koyuyor. Türkiye, Suriye’de hedef vururken, ülkenin havalimanları, karakolları, insanları, muhalefet lideri hedef oluyor! Vatan, millet, Sakarya edebiyatını gelenek haline getirenler maalesef en basit biçimiyle etki-tepki karşıtlığını bile anlama yetisine sahip değiller! “Heyt be YPG’yi vuruyoruz” çığlıkları arasında bir cisim yaklaşıyor!

Türkiye’yi daha sıkıntılı günler mi bekliyor?

İşte tam burada, ‘Kobane düştü düşüyor’ fitiliyle ateşlenen ‘6-7 Ekim felaketini’ anımsatmakta ve kısa yoldan bir özet geçmekte yarar var. Suriye’den yayılan iç savaşın büyük dalgası henüz iki yıl önce ve ‘son anda’ engellenememiş miydi? Antep’te izlediğimiz olaylar korkunç bir fikir veriyordu. Taşlı-sopalı-döner bıçaklı çatışmaları yazmış, pala, bıçak, tüfek satan dükkânların boşalan raflarından söz etmiştik. Vahimdi, taraflar belliydi ve felaket bir fragman göstermişti!

IŞİD’in hücreleri dururken...

Müneccim olmak şart değil, tarih kopyalanıp yapıştırılıyor.

Suriye’de IŞİD avıyla başlayan ‘bataklık kurutma serüveni’ görmezden gelinmesi mümkün olmayan başka durumları da ortaya koyuyor. Böylece samimiyeti sorgulamak da elzem oluyor.

Cerablus’taki IŞİD bataklığını temizleme çabasının bir ayağı da Türkiye’deki ‘göstermelik’ cihatçı operasyonları mı? Peki, IŞİD’in halihazırdaki başkenti Antep’teki hücre evleri dururken, ‘Suriye’yi temizleyeceğiz’ sloganı inandırıcı mı?

Mesele bataklıksa... Mevzuyu derinliştirmek de şart!

Burada, Vahdet Vakfı, Genç Ensar, Genç Muvahhidler, ISLAHDER gibi amacı IŞİD’e adam devşirmek olan ve iddianamelere yansımış derneklerin bir kısmının neden hâlâ aktif olduğuna ilişkin cevap isteyelim. Üstüne Antep ve Nizip’te yine IŞİD üyelerinin buluştuğu Habeşi Bilal, Hacı Mehmet Karatoyuk ve Ulu Cami gibi ibadethanelerin denetlenip denetlenmediğini soralım!

IŞİD, PKK eylemleri, Suriye Türkiye’ye taşınacak çatışmalar ve gelecek günler konusunda cevap bekleyen sorular. Tarih zar atmayı sevmiyor. Vatanseverliği tekeline alanlar atıp tutuyor. Oysa görünen köylere kılavuzsuz da varılabiliyor.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 29.08.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177