13 Ağustos 2016 Cumartesi 17:23
Tasma tutmaz diyalektik!

Geçen hafta gösterime giren animasyon The Secret Life of Pets/Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı, Pixar ve Disney’in getirdiği tüm teknik standartları fazlasıyla karşılıyor ama senaryo açısından epey rahatsız edici yanları var. Bir dizi kötü tesadüf sonucu sokaklara düşen bazı ev hayvanlarının komik eve dönüş hikâyesini izlediğimiz film kabaca bir ‘evcilsin sen, evcil kal!’ söylemi üzerine kurulu...

Böyle basitleştirerek söyleyince sorun yokmuş gibi görünebilir; ev hayvanlarıyla ilişkimiz bu gerçeklik üzerine kuruludur ne de olsa. Bizim evin kedileri de kısırlaştırıldıkları için sokakta yaşayamaz mesela, onların yeri bizim yanımızdır. Ama bu gerçeklik filmsel anlatıda öyle bir hikaye yapısıyla sunuluyor ki, ortaya şöyle rahatsız edici bir şey çıkıyor: Hey, ev köpekleri, tasmanızı asla çıkarmayın! Dolaşmaya çıkarıldığınızda tasmanızın ucundan tutarak sizi yönlendiren kişi bazen sorumluluğunun bilincinde olmayabilir ama siz daima tasmalılığınızın bilincinde olmalısınız ki başınız belaya girmesin!

Böylece ev hayvanlarının güvenliğinden ziyade ‘sahibin gücü’ne tapmayı ve efendi-köle diyalektiğini olumlayarak öyküleştiren bir anlatıyla karşılaşıyoruz. Buna benzer bir durum Bee Movie/Arı Filmi’nde de (2007) vardı: Kovanlardaki arı emeğinin insanlar tarafından sömürüldüğünü fark eden bir arı durumu mahkemeye taşıyor, böylece arıların artık çalışmak zorunda kalmadan kendi ballarıyla yaşadığı yeni bir dünya kuruluyordu. Ama bu ütopik durum berbat bir ideolojik saptırmayla emek sömürüsünün nasıl gerekli olduğunu gösteren bir yapıya dönüşüyordu: Arılar bal yapmak için çiçekleri dolaşmayınca ekolojik denge alt üst oluyordu. Sonuçta arılar yeniden ‘insan lehine’ bal üretimine başlıyor, durumu hiç şikâyet etmeden kabulleniyorlardı.
Evimizi paylaşmayı kabul ettiğimiz kedi, köpek, balık gibi canlılardan herhangi bir maddi çıkar söz konusu olmadığı için Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı’nda ortaya daha irrasyonel bir güç ilişkisi çıkıyor; basitçe ‘rıza üretimi’ olarak tanımlanan bir kitle kültürü uygulaması: Geleneksel Hollywood anlatı şeması (düzen > düzenin bozulması > düzenin yeniden inşası) üzerine oturtulan öyküde önce düzeni -hayvanın ‘sahibi’yle ilişkisini- tüm çelişkilerden soyutlanmış biçimde konvansiyonel hatlarıyla izler ve kabul ederiz. Düzen köpeğin tasmadan -düzenin ta kendisinden!- uzaklaşmasıyla bozulur; insanlara düşman olmuş ‘eski’ ev hayvanlarıyla karşılaşması bozulmayı derinleştirir. Burada tasmaların sadece teoride değil pratikte de parçalandığını görürüz. Ama neyse ki hâlâ düzenin parçası olan diğer ev hayvanlarının yardımıyla ‘esas köpek’ düzen karşıtı anarşist hayvan çetesinden kurtulup düzeni daha sağlam biçimde yeniden inşa eder. Bu sayede öyle derin bir rıza üretilir ki, bundan sonra o köpek hiç dışarıya çıkarılmasa da şikâyet etmeyecek hale gelir.

Bu ideolojik uygulamanın asıl kötü yanı bu işte: Son derece doğru bir noktadan yola çıkılıp -adı üstünde ‘ev hayvanları’; onlar için en güvenli yer evdir- bu noktanın çarpıtıldığı toplumsal izdüşümler yaratılması… Animasyonun hedef kitlesi çocuklar olduğu için durum daha da rahatsız edici hale geliyor. Gelişen interaktif sistemlere rağmen -hatta özellikle onların yarattığı bir ‘karşılıklı etkileşim’ yanılsamasından dolayı- çocukların eskisine göre daha pasif katılımcılar olduğu bir dönemde geleceğe dair kaygı doğuran anlatılar bunlar.

Ama neyse ki hem bir kaç filmle dünya değişmiyor hem de bu toplumsal kaygı hali kendi stratejilerini üretebilecek güce sahip. Bu sayede hem ‘ev’e sahip çıkacağız hem de özgürlüğümüze...

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 13.08.2016 17:23
Anahtar Kelimeler:
DiziFilmKöpekHayvan
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol