30 Eylül 2016 Cuma 08:43
Suikast

Suikast, Amerikan başkanı Abraham Lincoln’ün (Ö. 15 Nisan 1865) öldürülmesini konu alan filimlerden birinin adı. Filim, Lincoln’ün öldürülmesinden ziyade, bu bahaneyle yönetimin hukuk sistemini ortadan kaldırmasına odaklanır. Başkanı suikaste uğrayan devletin aklına ilk gelen hukuka misilleme yapmak olur. Robert Redford’un yönettiği filmi bu gözle izleyenler, savaşın kendi hukukunu inşa ederken “ulusun güvenliği” bahanesiyle barış hukukunun katledilişini, teröristlerin peşine düşen devletin bir anda kendisinin terörist oluşunu görür.

Lincoln, Amerika İç Savaşı’nın bittiği günlerde, Kuzey’in zaferinin kutlandığı ve bellibaşlı tüm devlet erkanının hazır bulunduğu askeri resepsiyona katılmak yerine tiyatroya gider. Ön sırada oturan Lincoln, oyun icabı sahnede silahın kullanıldığı sırada, oyunda rolü olmayan biri tarafından vurulur. Katil/katiller kaçmayı başarır.

Lincoln örgütlü bir cinayete kurban gitmiştir, fakat tetiği çeken kişi olarak bir süre önce örgüte katılan Jhon Shorat adı öne çıkar. Jhon Shorat yakalanmadığı için suikastin planlandığı iddia edilen pansiyonun işletmecisi olan annesi Mary Shorat (Robin Wright) tutuklanır. Cepheden yeni dönmüş subaylardan oluşan askeri mahkeme, Savaş Bakanı’nın “ulusun yarasını” saracak kararını mahkeme kararına dönüştürerek anne Shorat hakkında idam kararı verir.

Annesinin infazından bir süre sonra oğul Shorat yakalanır ve bir yıl hapis yattıktan sonra salıverilir. Katili serbest bırakan, Lincol’ün vurulması üzerine Güneylileri terörist ilan eden ve tüm teröristler için ölüm emri veren Savaş Bakanı’nın iç savaşın mağlup tarafı Güney’le vardığı anlaşmadır. Anlaşma, savaş hukukunu rafa kaldırır, anayasa gereği tüm vatandaşların jüri önünde adil yargılanma hakkına riayet edilir. Güney ve Kuzeylilerden oluşan ortak jüri Jhon Shorat hakında bir karara varamaz ve iç savaşın yarasını tamir etmek üzere “terörist” salıverilir.

Teröristi savunanın teröristlikle damgalandığı bir ortamda anne Mary Shorat’ın savunmasını ulusal başsavcılık da yapmış hukukçu bir senatör olan Av. Reverdy Johnson (Tom Wilkinson) üstlenir. Senatör avukat, Güneyli olmasının zanlının şansını ortadan kaldıracağını düşünerek yüzbaşı rütbesiyle Kuzey adına iç savaşa katılmış genç bir avukat olan Frederick Aiken’den (James McAVOY) savunma görevini üstlenmesini ister. Savunmasını yapacağı kadından söz ederken “suikastçi” ifadesini kullanan ve annenin de oğlu kadar suçun ortağı olduğunu düşünen henüz savaş psikolojisinden kurtulamamış genç avukat ortağından ilk hukuk dersini alır: Adil bir yargılamanın sonuna kadar o bir zanlıdır. Senatör, “oğlundan şüpheleniyorlarsa onu yargılasınlar” diyerek arkadaşına hukukun ikinci dersini verir.

Senatör, toplumun geleceğini garantiye alacak, herkesin güven içinde yaşamasını sağlayacak hukuk sisteminin yara almasını engelleme derdindedir. Genç avukat, hukukun, toplumun hazzını tatmin etmek, öfkesini yatıştırmak olmadığını, hukuka duyulan güvenin, toplumsal birliği sağlamadaki önemini yargılama sürecinde anlar ve savunmasını ona göre yapar. Ancak toplumsal baskıyı gerekçe göstererek gücü elinde toplamaya çalışan siyasetçileri, sadık yargıçlarını ve tamamı Kuzeylilerden seçilen jüri üyelerini hukuka uygun davranmaya ikna edemez.

Gülen’in iadesi talebine hukuk kuralları çerçevesinde karar verilecek yanıtı alan Erdoğan’ın, yanında taşıdığı dinleyicilerine hitaben ABD’de Amerikan yönetimine gıyaben söylediği “Amerika mahkeme diye direndi, teröristin ne mahkemesi olacak” sözü üzerine anımsadım bu filmi. Belki de izlediğiniz bu filmi anlatmamın nedeni ise Türkiye’nin senaryosu 150 yıl öncesine dayanan filmi setine dönüşmüş olmasıydı.

Hukuk kurallarının Amerika yönetimlerinden çektiği eziyeti biliyoruz. ABD yöneticilerinin sicili Erdoğan’dan daha temiz değil. Fakat yine de onların dilediklerinde hukuk kurallarını anımsama, anımsatma hakları var. Çünkü onlar, ihlal etseler de masumiyet karinesi denen kavramın ne anlama geldiğini biliyorlar ve ihlallerini de hukuka dayandırma ihtiyacını hissediyorlar. Erdoğan’ın çıkışı ise tam bir hukuk cahilinin, ABD’nin 150 yıl önceki Savaş Bakanı’nın davranışıydı. Bundan ötürü tepki verilecek ciddiyetle ele alıp karşılık vermediler. Ne yazık ki onların ciddiyetsiz bulduğu şey bizim için ciddi bir durum, “ne mahkemesi” diyen ne de olsa cumhurbaşkamız olur.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 30.09.2016 08:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177