03 Mart 2016 Perşembe 08:23
Şuarâ ve hayvanat

Neyzen Tevfik hayvanları pek sever. Evinde “Sarı” adını verdiği kedisi ile yaşar, ayrıca mahallenin bütün kedilerini besler. Mısır’da bulunduğu yıllarda adını “Çakar Almaz” koyduğu bir köpeği yanından hiç ayırmamıştır. Her yere yanında götürdüğü ve “Mernuş” adıyla çağırdığı bir köpeği daha vardı; ölümü üzerine şu şiiri yazmıştı:

Bu engin ayrılık canıma yetti,

Başımdan aşıyor kederim Mernuş,

Bu yolda yazılmış ferman-ı kaza,

Bunu da gösterdi kaderim Mernuş...

Bağlanmıştım bütün kalbimle sana,

Şu fani cihanı okuttun bana…

Sen göçtükten sonra ben yan yana,

Hicranla gözyaşı dökerim Mernuş

Tepebaşı Bahçesi Şişli’den, Kadıköy’den, bütün kibar semtlerden hanımların, beylerin doldurduğu bir mekândır.

Neyzen Tevfik bu bahçede bir ayı oynatışı vardır ki, evlere şenlik…

Neyzen, bir akşamüstü Asmalımesçit’ten geçmektedir. Bir Romanın ayı oynattığını görür. Çevresini çoluk çocuk çevirmiştir ama, Roman ayıyı oynatamamaktadır.

Neyzen, “Ayı usta” diye düşünür, “bir ehlinin eline düşse mükemmel oynayacaktır.”

Gerçi o zamana kadar Neyzen ayı oynatmamıştır, fakat çok seyrettiği için bilmektedir.

Romanın elinden ayının zinciriyle halkasının ipini çekip alır, ayı önde Roman arkasında doğru Tepebaşı Bahçesi’nin yolunu tutarlar.

Neyzen, def çalarak ayıyı oynatmaya başlar.

Ayı da bütün hünerini döktürür.

Eskiden genç kızlar yavuklularını gördükleri zaman nasıl utanırlardı?

Kocakarılar hamamda nasıl bayılır?

Bahçede orkestra susmuş, herkes Neyzen ile ayıyı izlemektedir.

Neyzen, gösteri bitince defiyle seyircilerden yüklüce para toplayacak ve hepsini de ayının sahibi Roman’a verecektir.

Ayı değil ama, büyükbaş hayvanlardan inek ve öküz bir edebiyatta bir “geyik muhabbeti”nin konusu olacaktır.

“Yücel”, 1935-1956 yıllarında Muhtar Fehmi Enata ve Kemalettin Birsen yönetiminde çıkarılmış aylık bir edebiyat dergisidir. 1950’ye kadar düzenli olarak yayımlanan dergi 1955-1956 arasında 10 sayı daha çıktıktan sonra yayın hayatına son verecektir. 1940’tan sonra derginin kadrosuna dahil olan Orhan Burian ve Vedat Günyol’un etkisi ile dergide hümanizma düşüncesi etkin olacaktır. Dönemin en çok aranan ve okunan dergilerinden “Yücel” kapandıktan sonra Burian ve Günyol “Yeni Ufuklar”ı çıkaracaklardır.

Nahit Ulvi Akgün’ün “Dul Ümmü’nün Yası” başlıklı şiiri, 1939 yılının temmuz ayında “Yücel” dergisinin 53. sayısında yayımlanır.

Salâh Birsel, Akgün’ün bu şiirde “sarı inek”e ağıt yaktığına değinerek, “Nahit Ulvi, şiirine öküzü sokarak Türk edebiyatını ahıra çevirdi” diyecektir.

Nahit Ulvi’nin yanıtı ise şöyle olacaktır:

“Birsel bu... Bu satırları yanılmıyorsam içki masasından kaleme almış... Çünkü şiirdeki sarı ineği, öküz yapmış... Ayrıca işlediğim temayı esprisine uydurmaya çalışmış... Ama uyduramamış...”

Nahit Ulvi’nin adı geçen şiirini de buraya not düşelim:

Ardında bırakıp buzağısını

Dostlar ölüverdi sarı ineğim

Yüreğini döktü ot ağısına

Dostlar ölüverdi sarı ineğim

Gözlerim kan oldu kanlı ırakta

Ekmeğim bulgurum yandı ocakta

Tosun’um uyandı saz salıncakta

Dostlar ölüverdi sarı ineğim

Sabanı ellerim tutamaz oldu

Çiftim geri kaldı, gök ahla doldu

Asmalar ağladı, dudağım soldu

Dostlar ölüverdi sarı ineğim


Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 03.03.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol