30 Mayıs 2016 Pazartesi 08:03
Sol: İş çevreleriyle uzlaşma ve toplumsal çöküş

James Petras

2004 yılında, ilk aşaması İşçi Partisi’nin bankacılar ve ihracatçılar (tarım-maden elitleri) liderliğindeki hükümet aygıtına katılması ile temsil edilen Büyük Dönüşüm’ün sürdüğü Brezilya’da Lula-İşçi Partisi (PT) yönetimine dair analizlerimi sunduğum “Brezilya ve Lula: Sıfır Yılı” isimli kitabımı yazmıştım.

İki yıl önce meslektaşım Henry Veltmeyer ve yayımladığımız “Cardoso’nun Brezilyası: Satılık Ülke” kitabında Başkan Cardoso’nun kamu kaynaklarını, bankaları, petrolü ve demir cevherlerini yabancı sermayeye nasıl en düşük fiyattan sattığını yazmıştık. 2002 yılında İşçi Partili Lula DaSilva’nın başkan seçilmesi Cardoso’nun elden çıkardıklarını geri döndürmedi. Doğrusunu söylemek gerekirse, Lula, selefinin neo-liberal politikalarını kabul etti –bunları süsledi- ve Cardoso’nun partisinin yerini alarak İşçi Partisi ile ekonomi seçkinleri arasında bir ittifak yaratmaya koyuldu. Sonraki birkaç yıl, “işçi başkanlarına” yönelik böylesi bir eleştiri geliştirmeye cesaret etmemizden ötürü sol akademisyen ve uzman dünyasının saldırısına uğradık. Bizim, PT’nin sağ ile ittifakı şeklinde tanımladığımız şeyin sonuçları bugün herkesin nezdinde net: Brezilya; dolandırıcıların, skandalların ve darbelerin ağına düşmüş durumda.

10 yıldan fazla zamandır, sol partiler, işçi sınıfı sendikaları ve topraksız kırsal toplumsal hareketler ile birlikte Latin Amerika’nın en büyük ülkesi olan Brezilya’ya hükmediyor. Siyasi liderleri tekrar tekrar seçildi, sendikaları ve kırsal toplumsal görevlileri devlet imtiyazlarını güvence altına aldı; politik süreci, muhalif sermaye, bankalar ve profesyonel taraflarla birlikte gündemine karar verdiği yasal prosedür takip etti.
Bize, darbeler ve devrimler döneminin geride kaldığı söylendi. Seçim süreçleri, dürüst oy sayımları ve politik meşruiyetin karşılıklı tanınması, şiddeti, kurulu sol politik önderliği azletmeyi ve ekarte etmeyi imkânsızlaştırdı.

Solun yükselişi ve düşüşü
Solun egemenliği şimdi sadece bir hatıra! Partileri tam bir geri çekilmede. Liderleri, geçmiş politik müttefikleri tarafından küçümsenmekte, aşağılanmakta ve soruşturulmakta. Geçmişteki sermaye çevrelerinden müttefikleri gırtlaklarına yapışmış durumda. Sadakat ve oy karşılığında hükümetteki konumlarını güvence altına alan bu siyasetçiler, “görevi kötüye kullanma” davasından kaçmakta ve hile iddiasında bulunmaktalar… Bir yandan da yeni iltimas ve yağma kaynakları arayışındalar.

Bir defasında 53 milyon seçmenin oyunu almakla böbürlenen, uluslararası basında modern ticaret ve iş çevrelerinin çıkarlarıyla uyumlu hale gelmekle beraber devasa kitle tabanını yönetmeleri nedeniyle alkışlanan muhteşem sol siyasi liderler, şu anda ise kapitalist medya tarafından mevcut ekonomik facianın sebebi olmakla suçlanıyor.

Halkın kitle örgütlerinin artık kongrede müttefikleri yok; burjuva medyada seslerine yer verilmiyor; ev ekonomisi piyasa tarafından mahvedilmiş durumda; ve sokaktaki kitleler, politikacıların ihanetlerine karşılık cezalandırılmaları için feryat ediyor. Şu anda sendika ve köylü liderleri direniş ve sınıf mücadelesine dönüş istiyor fakat destekçileri geri çekilme halindeler.

Tarihsel bir yenilginin anlaşılmasına doğru
Solun yükselişi ve düşüşü, feci bir stratejinin sistematik analizini gerektiren tarihsel bir tersine dönmedir. Solun yenilgisi, basit bir şekilde kalleş müttefiklerin ihanetiyle, yozlaşmış parti yetkilileri ya da milyarderler ve açık bir şekilde düzmece görevi kötüye kullanma süreci vasıtasıyla bir darbenin önünü açan ABD elçiliği tarafından tertiplenen komplolarla açıklanarak savılamaz. Sorulması gereken gerçek soru şudur: Sol neden solun karşı durulmayan tersine dönüş ve bozgununun önünü açan bir yasama darbesi ile sonuçlanan ihanete izin verdi? Nasıl oldu da milyonlarca seçmen, muazzam büyüklükte ve deneyimli sendikal aygıt ve militan kırsal toplumsal hareket mücadele dahi vermeden yenik düşebildi?

Solun stratejisi
Sol partiler bile bile, kısmen, yenilmiş ekonomik elitlerle uzun vadeli ve geniş çaplı stratejik çatışmaları önlemek adına sağla uzlaşmaya dayalı kısa vadeli bir strateji benimsediler. Sağ partiler ve onların ABD’li danışmanları kendi namlarına sabırla, solun kitle desteği gerilediği zaman gerçekleştirecekleri stratejik saldırıya hazırlanmak amacıyla solun ödünlerini ve işbirliği önerilerini kabul ettiler.
Sol partiler, iktidar olmanın başarısızlıkla tasarlanmış “kısayol”larını sahiplendi. Sağın başlıca ağırlığı olan isimleriyle sıcak anlaşmalar yaparken iktidar koltuklarına da oturdular. Sol, bütçeyi dizginlemek için IMF ile “kemer sıkma” anlaşmaları imzaladı ve borç yükümlülüklerini kabul etti. Sağcı ve oportünist siyasi partilerin kötü şöhretli üyeleri, borçları, kredileri ve bölgesel kalkınma projelerini onaylamaya yönelik oyları karşılığında kabineye sokuldu ve kongredeki stratejik liderlik konumlarına getirildi, başkanlığın üst düzey danışma kurullarına yerleştirildi.

Sol, emekçilerin yapısal değişim taleplerini kısıtlarken iş dünyasının seçkinleriyle pazarlık yaptı, onlara cömert sübvansiyonlar ve yüksek kârlar sundu. Bu uzlaşmayı, ekonomik büyümenin, ücret artışlarının ve sendikaların meşru iktidar paydaşı olarak tanınmasının karşılığı olarak gördü.



Sol, tabanının toplumsal dönüşüm taleplerini reddetti ve finansal seçkinlerin para aklama ve beyaz yaka suçlarının soruşturulmasına ilişkin halkın verdiği her mücadelenin karşısında durdu. Bunun yerine, kademeli ücret artışı, yoksulluk ödenekleri, emekli maaşları ve tüketici kredilerin, tercih etti. Sol, iş dünyasının seçkinleriyle böylesi bir uzlaşmanın kalıcı, stratejik bir ittifak değil, sadece geçici bir ateşkes olduğu gerçeğini göz ardı etti.

Sendikalar da solun siyasi önderliğinin peşinden gitti. Kitle örgütlülüklerini, periyodik ücret artışlarına, sendikal eğitimlere daha fazla ödeneğe ve yeni sendika binalarına desteğe dayalı pazarlıkları kabul etmeye yönlendirdiler. Sendika liderleri grevlerden caydırdı, kamu mülkiyeti taleplerini bastırdı ve madencilik, bankacılık ve tarımsal ticaret alanına yönelik yolsuzluk, vergi kaçırma ve rüşvet soruşturmalarını önledi. İyice belgelenmiş topraksız köylü cinayetleri dalgası ve “koruma altındaki” yerli bölgelerindeki açık arazi tecavüzleri bile cezasız kaldı.

Ticari seçkinler, seçilmiş bir “sol” hükümetin kontrolü altında olan potansiyel bir radikal kitle hareketi ile karşı karşıya olduklarının farkına vardılar. Bu sol hükümetin, kapitalist taleplerle uzlaşmaya ziyadesiyle hazır olmasından hoşnut kaldılar. Dikkatli bir şekilde, kısa vadeli mükâfatlar ve doğru yerlere yönelik rüşvetlerin, iktidarı restorasyonlarına ve solun ayrıcalıklarının tersine dönmesine yönelik zeminin hazırlanmasına yardımcı olacağına karar verdiler.

Sol kırsal toplumsal hareketler, radikal sosyalist söylemlerini ve kitlelerini korudu fakat önderlikleri iktidardaki solun peşine takıldı.

Kırsal taban örgütlülüklerinin ve tarım emekçileri için meslek okullarının kurulması ve genişletilmesi doğrultusundaki desteklemeler karşılığında, toplumsal hareketler kitle aktivistlerini, solun devlet başkanı ve meclis üyeleri için oyları çoğaltmak doğrultusunda seferber ettiler.

Kırsal hareket liderleri, sol-sermaye ittifakıyla uzlaşmalarını, sol iktidarı, radikal değişimler için bastırabilecekleri bir çekişme alanı olarak tanımlayarak meşrulaştırdılar. Kitlesel mücadelenin başarılı olduğu on yıldan fazla bir zamandan sonra radikal kırsal hareket, sol parti aygıtıyla ittifak yapmayı tercih etti. “Solun başkanı” suçlanınca ancak o vakit kırsal emekçilerin lideri de sınıf mücadelesine dönme çağrısı yaptı.

Solun kısa vadeli kazanımları ve uzun vadeli kayıpları
Sendika ve kırsal toplumsal hareket liderleri ile birlikte sol siyasi liderlerin hepsi bir galibiyet stratejisine sahip olduklarına inanmışlardı. Büyük oranda sığ “kazanım”larının, “başarı”larının ispatı olduğunu iddia ettiler. Bu kazanımlar şunlardı:

(1) Sola oy veren çoğunluğu arttırdıkları, dört dönemden fazla iktidarda kalmaları.
(2) Büyük kalkınma sözleşmelerine meclis onayı alabilmenin bir formülü olarak, siyasi yelpazenin her yerinden partilerle kurulan “pragmatik” siyasi ittifaklar
(3) “Saygınlık”la ve hem sol siyasetçileri hem de onların seçim kampanyalarını güçlendirmesiyle cezbeden şekilde muhalif müttefikleri tarafından finanse edilmeleri.
(4) İş çevrelerindeki muhaliflere yardımcı olarak ve sermaye sınıfının bazı kesimlerinden destek kazanarak erişilen toplumsal gerilimin düşürülmesi hali.

Sol siyasi liderlerin uzlaşma stratejisi, maden-petrol-tarımsal ticaret ihracatı seçkinlerinin ekonomik başarılarına bel bağlamıştı. Bu hal; piyasaların, kârların ve ekonomik imkânların inişe geçtiği anda toplumsal ve üretken yatırımların da kesilmesi doğrultusundaki ticaret sektörünün asli politikasını göz ardı ediyordu. Sol yönetimlerin, küresel hammadde piyasasındaki çöküşü takiben ihracat sektörüne yönelik kamusal desteklemeleri düşürdüğü an, bütün sermaye seçkinleri kötücül sağcı muhalefet ile yekvücut haline geldi. Sermaye ile geçmişte yapılan ve yolsuzluk ve şaibeli desteklemelerle bir arada görülen siyasi ittifak hedef haline gelince, sağ stratejik saldırısını başlattı.

“Geniş ilerici koalisyon”un maskesi tamamen ortadan kayboldu: Sol siyasi liderlerle bağlantılı sendikal ve kırsal hareket yapıları, kitle tabanlarını seferber etme ve başkaldıran sağa karşılık verme konusunda acze düştü. Sol iktidar, 10 yıl boyunca sınıf mücadelesini göz ardı ederken tüm siyasetini meclise, iktidar elitinin koridorlarına indirgedi.

Bu, eksiksiz biçimde pazar koşullarına ve iş dünyasındaki müttefiklerine bağlı olan bir “sol” yönetimdi. Sağın, iktidar tabanını geri kazandığı anda stratejik zeminini savunamaz durumdaydı.

Sol yönetim, tamamı sağ muhalefet ile aynı hizada olan mahkemeler ve hâkimlerden, savcılardan ve müfettişlerden oluşan sağcı yönetimsel ve yargısal aygıtı dokunulmamış ve iyiden iyiye işler biçimde muhafaza etti. Tüm bu çevreler, solu hedef alan “yolsuzluk” soruşturmaları açarak iktidarın parlamenter çoğunluğunu sarsmaya hazırdı. Bu arada ticari seçkinler ekonomik durgunluğun sonuçlarını şiddetlendirmek konusunda başarılı oldu ve “kurtarma”nın yoksullara yönelik kemer sıkma anlamına geldiği konusunda ısrar etti.

Sağ, sokaktaki kalabalıkları kazandı ve merkezi, faşistleri, militaristleri, tarım seçkinlerini, emperyal ve yerel finansal baskıyı içeren müttefiklerini harekete geçirdi.

Sao Paulo’dan New York ve Londra’ya dek, seçilmiş solcu devlet başkanını zorla iktidardan devirmeye ve solun liderlerini hapsetmeye hazırlardı.

Sonuç
Sol, demokratik kapitalizm masalına inandı. İş dünyasının seçkinleriyle müzakerelerinin, toplumsal refahı arttıracağına inandılar. Çok sınıflı ittifaklar ve sermaye ile emek arasında stratejik uzlaşma sonucunu doğuran, sınıf çıkarlarının aşamalı uzlaşmasına dayanman bir zeminde işlerini yürüttüler.

Tarihsel ders –bir kez daha- farklı bir şekilde kanıtlandı. İş dünyası ve sermaye seçkinleri, taktiksel kısa vadeli anlaşmaların stratejik karşı saldırıya hazırlık amaçlı olduğunu netleştirdi. Bu çevrelerin sabırlı uzun vadeli stratejileri, -uygun anda- sınıf müttefiklerini harekete geçirmek ve sandığa dayalı süreci tersine çevirmekti.

Sol partiler, ekonomiyi ve iç piyasayı dönüştürerek halk nezdindeki yetkisini genişletmek yerine, Brezilya’nın ticari mallarına küresel talebin zirve yaptığı bir dönemde her iki tarafın da faydalanacağı bir noktada sermaye sınıfıyla bir dizi stratejik mutabakata bel bağladı.

Sol, lehine olan dünya piyasası koşulları sonsuza dek sürecekmiş gibi davrandı. 53 milyon seçmenlik gücünü kullanma ve Brezilya’nın stratejik ekonomik sektörlerindeki düzeni ve sahipliği değiştirme şansını kaybetti. Sol, iş dünyasından ortaklarıyla uzlaşma yoluyla iktidar temelini onlarla paylaşarak sağa benzedi. Burjuva iktidar oyunlarında amatör olan sol, kendisini yolsuzluk ve kriz tuzağında buldu. Ne de şaşırtıcı!

Sonuçta, ‘iktidar tabanları’ çözüldü, kapitalist “ortakları” ve politik “müttefikleri” onları yüzüstü bıraktı: Solcu başkan suçla itham edildi.

Muzaffer sermaye ve imparatorluk bu “piyasa demokrasisi” zırvasını tertemiz bir şekilde sona erdirdi. Gerileyen sol partiler cezalarının parlamento oylaması vasıtasıyla ertelenmesi için el açtılar ve kesin bir yenilgiye uğradılar.

Kapitalistler, zayıf halk muhalefetine hiçbir zaman söz hakkı vermemişlerdir ve vermeyeceklerdir. Kapitalist politik seçkinler her zaman sosyal demokrasi üzerinden iktidar ve zenginliği seçmiştir. Gerilemekte olan sol, iktidar koridorlarından izole edilmiş ve kovulmuştur, şu anda da “geçmiş müttefikleri”nin en çürümüş ve kalleşleri tarafından cezalandırılmak ile karşı karşıya durumdalar.
Götürdükleri kayıp bir nesildir.

Kaynak: bit.ly/1U4Z5Y0
Gerçeğin Günlüğü için
çeviren: Erkan Çınar

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 30.05.2016 08:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol