27 Mayıs 2016 Cuma 09:03
Savaşı başlatan Ceylanpınar dosyasında şaibeler

ELÇİN YILDIRAL / elcinyildiral@gmail.com
@elcinyildiral

7 Haziran seçimlerinin ardından çatışma sürecini başlatan, başta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalif partilerinin de “şüpheli” bulduğu ve sürecin tetiklenmesinde kilit görevi gören Urfa Ceylanpınar’da Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar isimli polislerin evlerinde vurulmasına ilişkin dosya “şaibesini” koruyor. Gizli olarak yürütülen soruşturma sonucunda, cinayetin aydınlatılamadığı ortaya çıkarken, soruşturmanın belkemiğini ise Ergenekon davalarının da temelini oluşturan ancak yargılama süreci ile birlikte iftira nitelikli ve asılsız oldukları anlaşılan ihbar mektupları/telefonları ile şüphelilerin HTS -cep telefonları dökümleri- olduğu anlaşıldı. Yaklaşık bir yıldır yürütülen soruşturmada, asıl faillere ulaşılamadığı da ortaya çıktı. Ancak, buna rağmen 9 kişi “suça iştirak” iddiasıyla yargılanıyor. İlk duruşması 24 Mayıs’ta görülen davanın avukatlarından Hüseyin Akay dosyada şüpheli bulduğu noktaları dört başlıkta özetliyor:

‘İstihbarat ile alakaları olabilir’

Emniyete, ilk ihbarın PTT’nin ankesörlü telefonundan cinayetin işlendiği günün akşamı (22 Temmuz 2015) 22.37’de, ikinci ihbarın ise ertesi gün 16.36’da 0541… ile başlayan bir cep telefonu operatöründen geldiği bilgisini paylaşan Av. Akay, “İhbarda bulunan iki kişi de ‘ben vicdan azabı duyuyorum. Bu şahıslar suç işlemişlerdir’ diyerek Sedat A., Hasan A., Mehmet Naci Y. ve Mustafa S.’nin isimlerini veriyor. Ancak, bakkalından çırağına, öldürülen polislerin arkadaşlarının arkadaşlarını dinleten soruşturma savcısı, dosyanın kilit noktasında olan iki ihbarcının kim olduklarını, bu bilgileri nereden edindiklerini araştırmıyor. Cep telefonundan ihbarda bulunan kişi isminin Ali olduğunu söylüyor. Cep telefonunun kimin üzerine kayıtlı olduğunu bir operatör görevlisinden rica ederek tespit ettik. Telefon T.B. ismine kayıtlı. Eskiden Ceylanpınar’da esnaftı. Şimdi Urfa’da. İsmi, yeri belli. Savcı, bu kişinin ifadesine başvurabilir ama yapmıyor. PTT’den ihbarda bulunan kişi de kendisini Zeki olarak olarak tanıtıyor. Bu kişiye de MOBESE’den, etraftaki kamera kayıtlarından kolaylıkla ulaşılabilinir.” Av. Akay, bu konu ile ilgili kişisel kanaatini ise şu sözlerle ifade ediyor: “ Her iki ihbarcının da birbiriyle ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü hemen hemen aynı ifadeleri kullanıyorlar. Bir de gerçek failin, istihbarat ile alakalı biri olabileceğini değerlendiriyorum.”

‘Bunun adı delil karartmadır’

Av. Akay, soruşturmanın bel kemiğini oluşturan bir diğer “delil” olan HTS kayıtları ile ilgili de çarpıcı bilgiler paylaşıyor: “Soruşturma aşamasında müvekkillerin cep telefonlarına ait HTS dokümleri isteniyor. En azından istendiği iddia ediliyor. İddia ediliyor diyorum çünkü, HTS dökümleri ortada yok! Şöyle ki; Terörle Mücadele Şubesi (TEM), HTS dokümlerini incelemiş, sonra HTS Analiz Raporu yazmış. Raporun değerlendirme kısmında, ‘saat 01:30 ile 06.00 arasında bu suçun işlendiği düşünülüyor. 1.30 ile 06.00 arasında da Necati Y. ile Sedat A.’nın aynı anda telefonları kapatılıyor ve açılıyor’ yorumu yapılıyor. Ancak bu yorumun dayandığı HTS evrakları ‘ imha ediliyor, üstelik ‘hiçbir kopyası bırakılmaksızın’ notu düşülerek. Emniyet ve savcı, soruşturmayı bu HTS evraklarına dayanarak açıyor, bu evraklara dayanılarak müvekkillerimiz cinayetle suçlanıyor ama evraklar imha ediliyor. Bunun adı; delil karartmadır. Böylesi hukuksuz bir eylemi TEM şube, kimin emriyle yaptı? Neden, ne amaçla yaptı? Soruşturulması gerekiyor. Mahkemeden, bu suçu hangi polisin işlediğinin tespit edilmesini ve suç duyurusunda bulunulmasını istedik. HTS kayıtlarının yeniden tespitini talep ettik.”

‘Senaryo yazılmış’

Av. Akay’ın, dosya ile ilgili bir diğer eleştirisi de, dosyanın cinayetle ilgisi olmayan verilerle doldurulmuş olması. “Ortada bir cinayet davası var” diyen Av. Akay şöyle devam ediyor: “Olması gereken soruşturmanın öldürme suçundan yürütülmesi. Bu tip durumlarda faillerin bulunması için soruşturma genişletilmez. Ancak soruşturma savcısı, dosyaya öldürme suçundan ziyade, hiçbir illiyet bağı olmamasına ve cinayetle hiçbir bağlantı kuramamasına rağmen sanıkların facebook paylaşımlarını, ‘örgüt dokümanı’ diye adlandırdıkları eşyaları “delil” diye koyarak, ilçedeki KCK/YDG-H yapılanmasını anlatmış. ‘Propaganda suçunu’ koymuş. Dosyanın yüzde 20’si öldürme suçunu içeriyor yüzde 80’ni tipik örgüt dosyası mahiyetinde. Savcı neyi amaçlıyor belirsiz. Bir kişinin facebook paylaşımlarından cinayeti işlediği sonucuna mı varılır? Savcı burada failleri bulmak yerine bir senaryo ortaya koymuş, buna da delil uydurmaya çalışmış. Amaç dikkatleri dağıtmak. Polislerin aileleri de bu noktada mağdur, onlar da asıl failleri bulamıyor.

‘Eylemlerini tespit bile edememiş’

Av. Akay son olarak iddianamenin sonuç kısmında yer alan bir ifadeye dikkat çekiyor. Savcı, iddianamenin sonuç kısmında ‘kimin ne yaptığını anlayamamakla beraber bu kişiler suça iştirak etmişler…’ ibaresini kullanıyor. Bu, bir itiraftır. Savcı, daha bu kişilerin eylemlerini bile tespit edememiş, kimin ne şekilde bu olayla ilgisi olduğunu ortaya koyamamışken, nasıl oluyor da müvekkillerimizin iştirak ettiğini iddia edebiliyor?

Soruşturmanın en başından itibaren kötü niyetle yürütüldüğünü söyleyen Av. Akay, soruşturma savcısının bu tutumundan dolayı dosyanın diğer avukatları tarafından şikâyet edildiğini kaydederek, müvekkillerinin beraat edeceğinden emin olduğunu, bunu hâkim ve savcının da bildiğini sözlerine ekledi.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 27.05.2016 09:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177