25 Nisan 2016 Pazartesi 08:23
Saray’ın faiz ısrarı ‘Başkanlık’ için

SEMİH GÜVEN semihguven@birgun.net

Siyasi iradenin baskısının ardından Merkez Bankası’nda yaşanan değişimle birlikte Türkiye’de yaşanan faiz indirim süreci kamuoyunda yoğun bir biçimde tartışılmaya devam ediyor. ABD faiz artırma sürecine girerken ve küresel ekonomik görünüm bozulmuşken Türkiye’deki faiz indirim süreci ne ifade ediyor? Amaç ne? Dünya gazetesi yazarı ekonomist Uğur Civelek’le Dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri ve riskleri konuştuk. Civelek’e göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faizleri indirme ısrarı Başkanlık Sistemi’ni inşa etme isteğinden geliyor.

» Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Murat Çetinkaya başkanlığında yapılan toplantıda alınan faiz indirimi kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer başkan değişmemiş olsaydı ve bu toplantıda alınan kararları eski başkan Erdem Başçı imzalamış olsaydı şu anda hükümet kanadı Başçı’ya ağzına geleni söyleyebilirdi. Ama yeni başkana bu eleştiriyi yapmıyorlar. Şu anda sakin kalmaya çabalıyorlar. Hükümetin ekonomi konularında bağımsız bir iradesi olmadığını, Beştepe'nin taleplerine uyum sağlamaya çalıştıklarını düşünüyorum ve Merkez Bankası’ndaki değişikliği de çerçevede görüyorum.

» Faizlerin inmesi için neler yapılması gerekir?

MB bu talebe boyun eğmek için önce zorunlu karşılık oranlarını düşürecek, piyasaya verdiği likiditenin maliyetini aşağı çekip vadesini uzatacak. Para politikasını olabildiğince gevşetecek. Bankaların likidite sıkışıklığını ortadan kaldıracak ki o zaman mevduat faizleri, kredi faizleri gerileyebilir.

» Saray’ın talebi doğrultusunda faizler bir anda 150 baz puan indirilse ne olur?

Düşebilmesi için bankalarının talepten çok verilebilecek fon miktarının ellerinde olabilmesi, arz talep dengesinin terse dönmesi lazım. Terse dönebilmesi için ya talebin daralması ya arzın artması lazım ki faizler düşebilsin. Talep daralır mı? Nakit akışları felç olmuş, herkes borcunu yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Ya para dışarıdan gelecek ya da gelmezse Merkez Bankası boşluğu tamamlayıp likidite fazlası yaratacak. Peki faizleri bu kadar düşürürsek bu yatırıma gider mi, iç talebi uyarır mı? Tüketimin biraz artması daha fazla cari açık nedeniyle risk. Bir de zaten tasarrufu artırmaya çalışıyoruz. Bozuk rekabet koşulları nedeniyle faaliyet geliri azalırken tasarrufu nasıl artıracağız? O zaman yatırımı artıralım düşük kredilerle. Hangi sektörde talep fazlası varsa o sektörde bunu yaparsınız. Türkiye’de talep fazlası olan bir sektör yok. Her yerde arz fazlası var. Yeni yatırımları devreye sokmak sorunu ağırlaştırmak demek. O zaman Türkiye büyümek için ne yapacak? Ya kamunun yapacağı altyapı yatırımlarıyla devreye girip biraz hareket yaratacak ya da iç tüketimi artıracak. Ama insanların satınalma gücü erirken tüketimin artması nasıl sürecek? Her ikisinde de bol bol sorunlu kredi ortaya çıkar. Günü kurtarırsınız ama gelecekten yersiniz.

» Siz ve birçok ekonomist mevcut olumsuz durumu görüyor da Saray ve onun çevresi görmüyor mu?

Onlar faizlerin sertçe düşürülmesini ekonomik nedenlerle mi yoksa siyasi nedenlerle mi istiyorlar? Arkasındaki gerekçe siyasi olabilir. Başkanlık sistemi, anayasa değişikliği ve arkasından geleceklerle bağlantılı olabilir. Şu anda seçmen tabanını koruyabilmek için ihtiyaç duyuyordur buna. Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarının ekonomik gerekçelerden çok siyasi saiklerle böyle bir şeyi zorladıklarını düşünüyorum. Çünkü bunu yapmazlarsa gelişmeler kontrolden çıkabilir, siyasi hesaplar da kadük düşebilir. Sorunlu kredi oranlarının 3-5 kata çıkması umurlarında değil.

»Faizleri düşürdükleri zaman bu durumun Başkanlık Sistemi’nin inşasına etkisi nasıl olacak?

Faizleri düşürürseniz varlık değerleri biraz daha yükselebilir. Biraz daha rant yiyebilirler ya da rant yiyen sektörlerdeki bir takım firmalar bir süre için rahatlayabilir. Burada bahsettiğim inşaat. Varlıkların değerlerinin yükselmesi bilançoları da rahatlatır. Türkiye’nin kredi notunun sert bir şekilde düşmesini önler. Bir şartla. TL kontrolsüz değer kaybetmiyorsa. O zaman çok mu çaresizler ki bu riski alıyorlar? Galiba öyle.

»Yüzde 4 olarak açıklanan Türkiye’nin 2015 ekonomik büyümesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sormak lazım, TL’nin değer kaybettiği, küresel koşulların olumsuzlaştığı, iç pazarın büyümediği ve tüketici güveninin çöküşe geçtiği bir dönemde nasıl büyüdük? Bu rakamları biraz zorlayarak yapılan yapay bir büyüme mi, gerçek bir büyüme mi? Bankalar, kurumsal yapılar bu rakamı sorgulamayacaklar. Onlar Türkiye’ye yönelik risk iştahını artırmak için bu rakama ihtiyaç duyuyorlar. O nedenle biraz fazla zorlanmış olabilir. İkincisi, büyümeyi biz nasıl hesaplıyoruz? Nerede oynamış olabilirler? Türkiye’de ve diğer ülkelerde katsayılar matrisi üzerinden gidilir. 5 yıl önce hesapladığın katsayılarla büyüme hesaplamaya kalkarsanız o büyüme gerçeği yansıtmaz. Tarımda üretimi ölçemiyoruz. Verimliliği ölçemiyoruz. Hizmet sektöründe hiç ölçemiyoruz kayıtdışılık çok yüksek. Kalıyoruz sanayi üretimine. Belli kurumlara anket formu yollamıyorlar. Belli kurumlara yolluyorlar. Anketlerden bazılarının yanıtlarını beğenmediler, ankette değerlendirmeye katmazlarsa gerçek görünüm engellenmiş olur mu? Evet. Yani görüntü iyi olsun diye olumsuzları ayıklarsan sonuç farklı çıkar. Sorum şu o zaman: Eğer o yüzde 4 büyüme kötü koşullarda doğruysa niye faiz indirmeye kalkıyorsunuz? O zaman durumun öyle olmadığını biliyorsunuz demektir.

» Dünya ekonomisine de bakarsak... ABD faiz artırıyor, Avrupa Merkez Bankası faiz indiriyor. Çin’deki büyüme de yavaşladı. Dünya ekonomisi nereye gidiyor?

1995’ten bu yana dünyadaki küresel eğilimler sürdürülebilir değil. ABD bundan sonraki eğilimlerin sürdürülebilir olmayacağını gördü, kendine göre bir tasarım yaptı. Geleneksel olmayan politikalara yöneldi. Bu da dünyanın geri kalanını da etkiledi. Asya, Rusya krizleri bunun sonucudur. Rusya krizi hesaplarını bozunca Büyük Ortadoğu Projesi’ne geçtiler. Ekonomilerin kalıcı çözüme kavuşması mümkün değildi, yepyeni bir tasarım yapmaları gerekiyordu. Birçok şey yıkılıp yeniden yapılacaktı. Ekonomilerin idare edilmesi gerekiyordu. Onun için sürdürülebilir olmayan eğilimler üzerinde durulmadı. 11 Eylül 2001 saldırısı farklı bir pencere açtı. Korkunç bir riskten kaçış dalgası… ABD dahil para politikaları bir daha sıkılaştırılmamak üzere gevşetilmeye başladı. 2002 sonrası gelişen ülkelerde sokaklarda kredi kartı dağıtılmaya başlandı. Çünkü arz fazlası vardı, o yüzden talep uyarılmalıydı. Bu durum küresel kredi krizinin sebebi oldu. Arkasından 'Arap Baharı' geldi, krizler kronikleşmiş. Gelişen ekonomilerin dünyanın lokomotifi olacağını umut edilmişti fakat yanılındı. Altın fiyatlarının düşüşü 2011’den bu yana gelişen ekonomilerin krizini fiyatlamadır. ABD baktı bir yerden sonra gelişen ülkelere giden para ABD’ye dönecek. Para politikası gevşek. Bu ortamda yeniden varlık balonları oluşacak ve patlayacak. Bir yerde müdahale etmeli, bu tehlikenin önünü kesmeli. En yükseklere tırmanma eğilimindeyken varlık fiyatları, 2013 Mayıs’ında 'faizi yükselteceğim' söylemiyle balonlaşmayı frenlemeye çalıştılar. Peki, ABD’nin faizleri yükselteceğim mesajı kimi etkileyecek? Gelişen ekonomiler merkezli yeni bir küresel kredi krizi yaşanacak. Gelişmiş ülkeler çok para batıracak burada. Pazar daralacak, rekabet koşulları bozulacak. Şu anda bir labirentin içine hapsolmuş vaziyetteyiz, hava kanalları yok, içerideki oksijen de azalıyor.

» Dünyanın gözünü diktiği bir diğer konu ise petrol fiyatları. Doha’da geçen hafta yapılan toplantıda petrol üreticisi ülkelerin, arzı Ocak 2016 seviyesinde tutma önerisi kabul edilmedi. Gerekçesi ise İran’ın üretimi dondurmaya yanaşmaması şeklinde kamuoyunda yer buldu. Neden anlaşma sağlanamadı?

Doha’daki geçen hafta sonundaki zirveye 16 ülke katıldı. OPEC üyesi olmayanlardan bazıları gözlemci olarak katıldı, İran ise gitmedi. İran ve Suudi Arabistan uzlaşmaz iki kutup şu anda. Biri Rus-Çin eksenine daha yakın, diğeri ABD’nin izni olmadan tuvalete gidemez. Durumu İran-Suudi Arabistan arasındaki özel mesele olarak görmek de gerçekçi değil. ABD ile Rusya’yı konuşmamız lazım. Petrol fiyatı düşerse Rusya’nın mı kaybı daha büyük olur yoksa ABD’nin mi? Herkes sana Rusya der ben ise ABD’nin kaybının daha büyük olacağını söylüyorum. Neden? ABD’nin en büyük gücü görünmez güçleridir. Bir takım eğilimleri yönlendirebilme gücü. Bilançolarda görünmez bu. Onu kaybettiği an ABD bir daha eski ABD olamaz.

***
Sİstem çöküyor, ABD tek güç olamayacak
“2011 yılı Arap Baharı bir kırılma noktası. Oradaki teşhis ne? Gelişen ülkeler dünyanın lokomotifi olamaz. Durgunlaşıp krize girecekler. Bu ne demek, emtia fiyatları düşecek, sermaye piyasaları düşecek, bilançolar yıpranacak. Dünyada sistem çöküyor demek. O zaman da bir şeyler yıkılır. Yeni düzen kurulur. Tek kutuplu olmayacak. ABD tek süper güç olmak istiyordu. En az 2 kutuplu bir dünya çıkıyor. Korumacılık geri geliyor. Küresel talep daralıyor. Gemiler uçaklar kullanılamıyor çünkü seyahat azalıyor. Bunları kim finanse ettiyse onlar batıyor. Batı finanse etti. ABD’de 1929’u takip eden 3 yılda 4 bin banka batmış. Gelişen ekonomilerin krizleri derinleştikçe dünyadaki finans sisteminin de çok zor bir süreç yaşadığını göreceğiz.”

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 25.04.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol