24 Mart 2016 Perşembe 09:43
Sanayileşme insanları soğuk renklere hapsetti

Gülşen ÇANDAR

Hemen hemen tüm çalışmalarınızda kullandığınız Anadolu yerel motiflerinin yanı sıra, özgün renk ve doku anlayışı ile yaptığınız renkli kedi figürleri ve gözleri kapalı kadınlar işlerinizde yer alıyor. Bunun nedeni nedir?

Kediler aslında hayvanlar alemini bir selamlama… 2014'de açmış olduğum ‘Evvel Zaman İçinde I ‘ sergimde de, bu yıl açtığım "Evvel Zaman İçinde II"de de, gözleri kapalı, umarsız ve huzurlu kadınları resmettim. Önceki sergide ana temam ‘zaman’dı. Zamanın göreceliliğini ve belki de bir illüzyon olduğunu, saatlerin yanında gözleri kapalı olan kadınlarla ifade etmeye çalıştım.
Fakat bu sefer saatler yerine mitolojilerde ruhu ve ruhun tekamülünü simgeleyen kelebekleri kullandım. Bu kez ana tema çok sembolik bir anlatımla ‘ruh’, ‘ruhun ölümsüzlüğü’ ve ‘ruhun tekamülü’. Bize dayatılan yaşam şekli neticesinde gittikçe bu süreçten uzaklaştığımızı görüyorum ve bu duruma bir vurgu yapmak istedim.

Yeni resimlerinizde Art Nouveau’ya atıfta bulunduğunuzu söylüyorsunuz anlatır mısınız?

Bu seride önceki çalışmalarımdan farklı olarak çağdaş bir yorumla çiçek motifleri, vitrayları anımsatan detaylar ve altın rengini kullanarak bir bakıma 1915’de hükmü sonlanan, resim, cam, seramik ve mobilya tasarımı alanları ile mimaride etkili olan Art Nouveau’ya atıfta bulunmak istedim. Kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla görüldüğü, zarif detayların ön plana çıktığı bu akımın üzerinde büyük etkisi olan İngiliz şair, yazar ve ressam William Morris, insan ile maddenin arasına giren makinenin, dolayısıyla endüstriyel gelişimin güzelliği yok ettiği görüşündeydi. Buna katılmakla beraber, ek olarak endüstrileşme ve beraberinde gelen kapitalizmin insanı doğadan ve doğasından da kopardığını dünüyorum. Endüstrileşmeyle birlikte doğadan koparılan insan, günümüzde sert çizgilerin ve soğuk renklerin içine hapsolmuş durumda. Bu durum mimariden modaya, mobilya tasarımlarından sanata kadar her alanda kendisini gösteriyor. Bu soğukluk ve keskinlik ruhlarımıza da yansıyor olabilir mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum...

Küreselleşmenin etkisiyle kültür emperyalizmi yaşanan günümüzde, halkların kültürel değerlerini korumak için sanatçıya düşen görev nedir ve yerellikten evrenselliğe geçişin çizgisi nasıl olmalı size göre?

Yerel unsurları yaşatma ve korumanın belki de en anlamlı yolu sanatın evrensel dilini kullanmaktır. Benim çalışmalarımın da hemen hepsinde, her zaman geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Anadolu motiflerini görebilirsiniz. Binlerce yıllık bir kültürün ürünü olan ve geleneksel el sanatlarının sıklıkla kullandığı motiflerin, güzel sanatlar alanında postmodern sanatın odaklarıyla uyumlu şekilde harmanlanabileceğini düşünüyorum. Çağdaş bir sanat anlayışıyla gerçekleştirilecek olan uygulamaların, kültürümüzün önemli bir parçası olan bu motifleri halk sanatının kısıtlı varlık alanından çıkararak, sanatın evrenselliği vasıtasıyla daha geniş kitlelere hitap etmesini mümkün olacağına inanıyorum. Böylece bu değerlerin küreselleşmenin yerel kültürler için olası tehditlerine karşılık korunabileceğini düşünüyorum.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 24.03.2016 09:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177