16 Eylül 2016 Cuma 12:23
Sahibinden satılık sahibinin sesi

RAHMİ ÖĞDÜL

Mevcut olanı gerçek, henüz var olmamış olanı gerçek dışı sayarız. O halde umudu da gerçek dışı sayalım; çünkü mevcut olandan değil, henüz var olmayandan beslenir. Mevcut şeylerin kalıcı olduğuna, hep aynı olanın geri geleceğine dair anlayış o kadar egemendir ki umut besleyenleri yıldırmak için hazır kalıp cümleleri ezberden sıralayabiliriz: “Bırakın hayal kurmayı, gerçekçi olun, ayaklarınız yere bassın!” Ama ayaklarımızın bastığı zeminin kaygan olduğunu unutuyoruz. Gerçekçi olanlar, zeminleri sağlammış gibi şeyleri ve düşünceleri hakikat sananlardır ve gündelik yaşamlarında da bu sözde hakikatleri yineleyerek bize dejavu yaşatırlar. Bu toplumda, “ben bu ânı daha önce yaşamamıştım” diyen var mı? Durmadan dönen vinil bir plak gibi, medyada dönen düşüncelerle vinil bir gerçeklik yaşarken, yaşamsal, organik olanın gerçek dışına ötelenmesi tuhaf. Organik olanın gerçek dışı sayılması ve vinilin, plastik olanın gerçekmiş gibi sunulması, en temel ekolojik sorunumuz. Organik olan, yaşamsal süreçlerle birlikte başka şeylere dönüşüp evrilirken, plastik doğada parçalanmadan yıllarca hep aynı kalabiliyor. O yüzden doğayı gerçek dışı, sentetik olanı da gerçek sanıyoruz galiba. O yüzden toplumsal ve politik ekolojimizdeki plastik varlıkları göklere çıkarıyoruz.

Vinil gerçekliğin ünlü logosunu bilirsiniz: Gramofonda sahibinin sesini dinleyen köpek. İngiliz ressam Francis Barraud, kardeşi Mark ölünce teriyer cinsi dişi köpeğini, Nipper’ı yanına alır. Sadece köpeğini değil, ayrıca silindir fonografını ve kardeşinin ses kayıtlarını da. Barraud, fonografta çalan Mark’ın sesini Nipper’a dinlettiğinde, köpeğin pürdikkat kesildiğini fark edince “Sahibinin Sesi” adını vereceği meşhur resmi yapar. Barraud yapıtını 1899’da dönemin fonograf üreten şirketlerine satmaya çalışsa da başarılı olamaz ve aynı yıl yeni kurulmuş olan Gramophone Company ile, resimde değişiklik yapması koşuluyla anlaşır. Orijinal resimde yer alan silindir fonografın yerine, şirketin ürettiği pikaplardan birini yerleştirir.

Plastik gerçekliğin bu logosu, ‘efendi ve köle’ ilişkisinin bir simgesine dönüşmüştür. Hem orijinal resmin hem de şirketin adı dişi köpeğin sahibinden “master”, yani “efendi” olarak söz ediyor çünkü. Bugün insanların köpeklerinden, “can yoldaşım, oğlum, kızım” diye söz ederken işitebilirsiniz, ama her şeyi evrim skalasına göre yargılayan ve Batılı erkeği uygar, modern, dolayısıyla en evrimleşmiş olarak tanımlayan dönemin sosyal Darwinci anlayışı, uygar ile yabani, insan ile hayvan, erkek ile kadın, efendi ile köle arasındaki ayrımı meşrulaştırmakla meşguldu. Sömürgeciler Batı dışı toplulukları, ‘yabanileri evcilleştirdiklerinde’ kendilerini efendi, yerli halkı ise köle olarak tanımladılar. On iki bin yıl önce ilk evcilleştirilen hayvan olan köpek ile insan-efendi arasındaki ilişki, Batılı erkeğin tüm ‘yabani’lerle kuracağı ilişkiye örnek teşkil edecektir ve Barraud’un resmi, dönemin ruhunu yansıtıyor.

Resmin yapıldığı dönem, Batı’da köleliğin yasaklandığı dönemdir; efendinin fiziksel varlığı ortadan kalkmış, sese dönüşmüştür. Efendi ortada gözükmese de sesi içimizde iç ses olarak çınlamayı sürdürür. Biz ‘sözde yurttaşlara’ kölelik yasalarını hatırlatan sesini işitince pürdikkat kesiliyoruz hâlâ. Ve “Sahibinin Sesi”, Bentham’ın 1785’de tasarladığı hapishane modeli “panoptikon”, yani ‘sahibinin bakışı’ ile bütünleşmiştir. Gözetim toplumunun bir metaforuna dönüşen panoptikonda, iktidar fiziksel olarak var olmasa da hep gözetlendiğiniz hissine kapılır, düşünce ve bedeninizi kalıba sokarsınız. Ve artık sahibinizin sesi ve bakışı olmuşsunuzdur, ama yıprandığınızda, sahibinden satılık atık muamelesi göreceksiniz. “Sahibinin sesi” ve ‘sahibinin bakışı’ hiç değişmeden kalan, sentetik, umutsuz plastik varlıklara göredir ve ne yazık ki toplumsal ekolojimiz plastik atıklarla dolu ve bu atıklardan kurtulamazsak sonumuz felaket. Yeryüzünü ekolojik felaketten kurtarmak mı istiyorsunuz? Çok geç olmadan toplumsal ekolojiden, kendimizden başlayalım işe; ‘sahip’ten ve ‘sesi’nden kurtulalım önce, umut olalım, yaşam olalım, ne dersiniz?

RAHMİ ÖĞDÜL
Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 16.09.2016 12:23
Anahtar Kelimeler:
Atık
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177