04 Eylül 2016 Pazar 12:25
Memleketin hâli uyutmayacak seni
1.

Melih Cevdet Anday İstanbul’dan Ankara’ya giderken ne tür bir duygu halindeydi kestirmek güç Ancak bir üst sınıfındaki Orhan Veli ve Oktay Rifat’la bir araya gelince, edebiyatımızın şiir akışı toptan değişti. Artık genç cumhuriyet günlerinin çalışkanlığı kadar, yaratılan yeni dilin olanaklarıyla, başka türden söylemek gerekiyordu şiiri. Belki parkların, sokakların, parasız sıradan insanların dile gelmesi zamanıydı. Eh bunun şairi olmak da putları yıkmak değil miydi?

Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın

Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı

Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin

2.

Tüm düşün/yazın yaşamını “zaman” sorunu üzerine kurmuştur Melih Cevdet. “Zaman” akışıyla, duruşuyla etkiler şairi. “Akan Zaman Duran Zaman” adlı kitabında, deneme mi desek yoksa anı mı, bunu en yalın/yetkin haliyle okuruz. Melih Cevdet, denemeciliğinin belirgin göstergesi, bir sorunu önce ortaya atması, ardından okurla birlikte iz sürmesi ve yeni sorularla okuru yolcu etmesinde yatar.

Aziz Nesin’in isteği üzerine yetmiş yaşa dair, o yaşta, bir yazı kaleme alır. Bir insanın gençken bunun farkında olamayacağını, aynı biçimde yaşlandığı zaman da bunun ayrımına varamayacağını düşünür. Hatta Nesin istemese böylesi bir yazıyı kaleme almayı aklına getirmeyeceğini, ekler.

Melih Cevdet, bir filozof olamadığını söyler, ki bence yanlış bir hüküm bu, o yüzden şiirin bu olanağı yarattığının altını çizer. Eğer şiir sanatını kabaca ikiye ayırırsak, duygu ve akıl şiiri, diye; Melih Cevdet güç olanı seçerek, düşün şiirini ülkemizde en yetkin, yalın biçimde yazmıştır. Doğrusu budur. Melih Cevdet, şiir söylemez, yazar. İşçiliği uzun sürer.

“Oscar Wilde, “Doğa, sanatı taklit ediyor” demişti, bundan resim sanatını anlatmak istediğini sanıyorum; çünkü, hiç olmazsa şu “yetmiş yaş” konusunda, doğanın şiiri taklit etmediğini görüyoruz. Doğayı bir yana bıraksak da, şiirle yaşam arasında da pek bir uyuşma yoktur. Neden derseniz, yaşam insanı sürü durumuna sokmak istiyor, ölüm karşısında umarsız bırakıyor, daha da önemlisi, insanın özgürlüğüne engeller çıkarıyor. Bu durumda, bize sadece şiirle soluma seçeneğinin kalması ne düşündürücüdür!”

3.

Melih Cevdet Edebiyat Ödülü için yola koyulduğumuzda, amaç büyük düşünürün çok yönlü kimliğini yansıtmaktı. Edebiyat dünyasında çok küçük dertlerden, büyük fırtınalar kopar. Suna Anday, özenle Melih Cevdet’i taşıyor bize. Suna abla ile tanışıp, bu çalışmaya başlamamız güzeldi elbet. Lakin Milas Belediye Başkanı Muhammed Tokat’ın duyarlılığı hayret uyandırdı bende. Genellikle çalan çırpan, halktan kopuk başkanlara alışık olduğum için, bu kendine özgü, yaşama sevincini bölge halkıyla paylaşan başkana büyük sevgi duydum.

Geçen sene duyuruyu yaptık. Bu sene kitaplar geldi. İlk ödül ‘deneme’ türünde verildi. Yazık ki, bizde pek bu türde doğru dürüst eser verilmiyor. Seçici kurula kayda değer kitaplar geldi elbet. Ben bu kurulda yer almak istemedim doğrusu. Arkadaşlar tüm süreci yöneteceğim için, benim sekreter olmamı istedi. Görev kaçınılmazdı. Her kurul tartışılmaya açıktır, diye yazdım. İoanna Kuçuradi, Orhan Alkaya, Ali Sirmen, Cem Erciyes, Eren Aysan, Ahmet Say ve benden oluştu kurul. Ahmet Abi rahatsızlandı toplantıya katılamadı. Zor günlerden geçerken, bir yandan kitapları okudum, bir yandan Melih Cevdet şiirlerini yeniden…

Telgrafhane
Uyuyamayacaksın
Memleketin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın.
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin.
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki…
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın

4.

Üç kafadar şiiri yaşamın içinden yeşertmeye kararlıdır. İlkin sert tepkilerle karşılaşırlar. İnatla Varlık dergisinin sayfalarında onlara yer veren Yaşar Nabi’nin cesareti göz ardı edilmemeli. İçerdeyken açlık grevi yapan Garip’çilere Nâzım bile karşıdır. Bir yandan taklitçileri de görünmeye başlar ortalıkta.

Ankara Hukuk Fakültesi’ne yazılan Melih Cevdet, bir yandan da demir yollarında çalışmaya koyulur. Orhan Veli bir gün elinde Varlık iş yerine gelir. Şef Feyzi Beyin önüne koyar dergiyi: “bakın burada Melih Cevdet’in şiiri var” der. Feyzi Bey dönemin ünlü kültür adamı Faik Reşit Unat’ın yanında çalışmıştır uzun süre İstanbul Maarif Matbaası’nda. Saygısı büyüktür. Feyzi Bey hemen okumaya koyulur. Anlaşılan şiirleri acemi işi olarak görür. Mecburen açıklama yapar Melih Cevdet:

“Biz üç arkadaş şiirde bir yenilik yaptık; fakat çok kötü karşılandı, herkes bizimle alay ediyor” der. Feyzi Bey üzülür. “Faik Reşit beye müracaat etseniz nasıl olur” diyerek yardımcı olmaya çalışır.

Demek her derde deva görür Faik Reşit Beyi!

5.

Leyla Erbil yarışmalara katılmadığını belirtir her kitabının girişinde. “Üç ahbap çavuş” ilişkilerine kızgındır. Doğrusu biz seçici kurul toplantısına iyi hazırlanmış olarak katıldık. Başkanımız herkese fikrini sordu. Gördük ki; aynı eserler üzerinde uzlaşı var. Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü’nü Şeref Bilsel’in “Yalnız Şiir” kitabı kazandı.

Bilsel şiir emekçisi öncelikle. Bir yandan da şiire dair düzyazılar üretiyor. Elimdeki “Yalnız Şiir” bütünlüklü yapısı, düşünsel derinliği ve dahası ortaya koyduğu sorularla dikkat çekici! Okurken hem haz duydum, hem de şiirimizin içinde keyifle dolaştım. Elbette birçok yeni bilgi öğrendim. Hakkıyla kazanılmış bir ödül.

Ödüller tartışmaya açıktır. O yüzden oybirliği ile kazanmak değerlidir. Ödülü alamayanların üzüntüsünü anlarım. Haksızlığa uğramış olduklarını hissederler. Lâkin kazanan bir kimse niye kendini kaybetsin ki? Anılarıma bir not düşmüş oldum… Edebiyat tarihçisi bulsun.

6.

Zor yıllar… Melih Cevdet ikinci kez askere alınır. Hafta sonu orduevinde çalgılı, danslı eğlenceler düzenlenir. Alay komutanı Almanya’da eğitim görmüş bir istihkâm albayıdır. Kalkınmanın bilimle, teknikle olacağına inanır. Felsefe ve edebiyatı palavradan sayar.

Bir ara müzik susunca, işgüzar bir üsteğmen “Aramızda bir ozan var” der ve Melih Cevdet’i davet eder sahneye. Okur şiiri Melih Bey. Çıt çıkmaz. Albay yanına çağırır Melih Cevdet’i ve sorar: “Bu okuduğunuz nedir?” diye. “Şiir” yanıtını alınca şaşır adam. Hayretle “Nasıl olur?” der. Melih Cevdet yanıt verir: “Biz komutanım, üç arkadaş, şiirden vezni attık, kafiyeyi attık, teşbihi, istiareyi attık…” Albay memnun olur: “Siz böyle böyle şiiri ortadan kaldıracaksınız” der.

Acaba Albay “Öğle Uykusundan Uyanırken”i okusa, Melih Cevdet şiirinin felsefeyle nereye geldiğini görse, küçük dilini yutar mıydı?

“Yaratma budur. Sanki bilinmez bir dildendi. Bütün çocuklar anlarlar o dili. Sonra anımsamaz olurlar. Ama bir gün bakarsınız, ağzınızdan saçma, anlamsız bir söz çıkıvermiş… başınız döner. Şiir, başdönmesinden başka nedir ki! Alıştığımız dilleri bulana lanet olsun! Ağacın çok eskiden başka bir adı vardı. Yalnız o bilir. İnsan, doğayı kırbaçlayıp susturdu. Bu oyunu ona oynayan güneştir. Körlüğümüzün öğretisi”

7.

Ören’e iki yıldır sevinçle gider oldum. Denizin benzersiz rengi, koyu bir mavilik desem tam tarif edilmiş olmaz, hele de güz zamanının getirdiği o teni okşayan ılıklığıyla çağırır bizi sanki. Dünya güzeli yöre insanının alkışıyla iki gün andık Melih Cevdet’i. Muhammed Tokat’ın zeybeğini izledik, Makbule Kaya’nın türkülerini dinledik. Sabaha dek süren dost sofrasında hasret giderdik… “Zaman” Melih Cevdet’in bildiği biçimde aktı önümüzde.

Kır kahvesinde kahvaltı ayrıca keyifli geçti. Kadınların elleriyle yaptıkları gözlemenin tadı damağımda… Tarihi iki romana imza koyan ve bölgeyi tahta yontularıyla belgeleyen İhsan Küçüktaş’ın lezzetli sohbetini özleyeceğim. Suna Abla ne güzel ev sahibi oldu hep.

Hayliyle güçlükler atlattım bu süreçte. Şimdi yorgunum biraz. Böyle bir işe girişip, hakkıyla yapmak kolay değil elbette. Başkan yardımcısı Zeynep’le vedalaşırken, gelecek yıl daha iyisini yapmak için sözleştik. Her yıl Melih Cevdet şiirini derinliğini, düşüncesinin bilgeliğini anlamaya, anlatmaya devam edeceğiz. Melih Cevdet o güzel parktan bakıyor derinlere doğru…

Günler kısaldı, mevsimler de,
Ve yıl, bir öğrencinin okul defterinde,
Dört sayfa resim, öyle yarım yamalak ki,
Doğa gibi, bir bakıyorsun kar yağıyor,
Elimde bir anda dönüyorum ilkyaza,
Bahçe yinelensin dursun kendini,
Telepinu değilim, ölüp dirilemem,
Okul defterinde bıraktın beni.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 04.09.2016 12:25
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol