22 Nisan 2016 Cuma 11:23
“Medyadaki İslamcılar ‘ahlak ıslatan’ değil, herhalde sağanak

ZEYNEP YÜNCÜLER
yunculerzeynep@gmail.com
@yunculerzeynep

“…Yaklaşık beş aydır, hiç kimse düzenli olarak ayın biri ile beşi arasında maaşını tam alamıyordu. Ancak patron ‘hiç yoktan iyidir’ denilebilecek şeyler dağıtabiliyordu… Arada patron çıkıp “yakında” diyordu: “Her şey yoluna girecek sabredin arkadaşlar”…

Kendi aralarında şakalar bile geliştirmişlerdi:

- Sivil toplum kuruluşu gibi olduk!

- Nasıl?

- Nasıl olacak, kamu yararına parasız, pulsuz çalışıyoruz.”

Neredeyse, çoğu medya mensubunun, yabancı olmadığı bu diyalog, Ozan Yayıncılık’tan çıkan gazeteci-yazar Nazım Alpman’ın yeni kitabı ‘Ahlak Islatan Medya Hikayeleri’nden.

Çantasında günlüğünü eksik etmeyen, gittiği, gördüğü yerleri, yeni tanıştığı insanları tarihi, saati, mekanı ile düzenli not almayı kendine yıllarca alışkanlık edinmiş Nazım Alpman, Babıali’de yaklaşık 40 yılı geride bırakırken, diğer 12 kitabından farklı bir kitapla okuyucularıyla.

»12 kitabınız var, ‘Ahlak Islatan Medya Hikayeleri’ için neden ilk kitabım diyorsunuz?

Şimdiye kadar bütün kitaplarım, belgesel, yaşanmış hikayelerden, tarihten oluşuyor. Ancak, 13’üncü kitabım ‘Ahlak Islatan Medya hikayeleri’ 22 kısa hikayeden oluşuyor ve bunların tamamı kurmaca. Onun için ilk kitabım diyorum ve artık daha çok böyle kitap yazmak istiyorum. Yeterince birikimim var, hikaye yazmak için.

»Gerçeklik payı hiç mi yok, sonuçta bu kurgu sizin tecrübelerinizden, yaşadıklarınızdan, gözlemlerinizden çıktı? Bu gerçeklik barındırmaz mı?

Romanları, hikayeleri, okuduğunuz zaman o dönem hangi dönemi anlatıyorsa, onları veriyorlar, kullanılıyor. Araştırmalarda bile onların bir gerçeklik payı var. Fakat, bir gazetedeki editör, başka bir gazetenin olayı, başka bir gazetenin haberi. Bunların hepsi bir hikâye içine giriyor. Bunları bire bir yazarsan, karşı tarafa cevap hakkı doğurursun, ispatlaman da lazım. Ben de kurgulayarak mizaha uygun bir şey yazmak istedim.

Fazıl Say etkili oldu

» Hikayeler, sizin 90’lı yıllardaki mesleki gözlemlerinizden kurgulanmış, bugünün medyasından hikayeler yok…Yazma, kurgulama süreci ne zamandan?

Aslında, 2003’te başladım, bu hikayeleri toparlamaya. 10-15 tane yazdım, sonra da bıraktım. Öyle kaldılar… En son Antalya Piyano Festivali’nde Fazıl Say’ı dinledim, çok etkilendim. Fazı Say ilk şarkılarını tam 20 yıl sonra çıkarttı piyasaya. Ben de o gün dedim, benim hikayelerim vardı, gidip şunlara devam edeyim. Yeniden baktım, hoşuma gitti, devam ettim, sonrası 22 hikaye.

» Aslında, gazetecilerin hikayelerini anlatan 1998’de çıkardığınız ‘Gazetecinin Şakası Olmaz’ kitabınız da var…

Evet onlar gerçek hikayeler. Bazılarına tanık olmuştum, bazılarının içinde ben de varım tabii. Hatta ilk öyküde Hasan Pulur’un bana attığı kazık var. O zamanlar Milliyet’in ilavesinde köşe yazıyordum. O dönem yayın yönetmeni benden böyle bir şey istemişti. Oradaki hikayelerin hepsi gerçek, kimseye cevap hakkı doğurmayacak yazılar. Gazetecilerin yaşadığı mizahi tonu ağır olan bir kitap. Yeni kitap ise tamamı kurmaca. Ayrıca ‘Gazetecilerin Şakası Olmaz’ birkaç değişiklik, yenilemeyle yeniden basılacak.

»Kitabın açıklamasında, bir özeleştiri kitabı diyorsunuz, 40 yıl içinde sizin özeleştiriniz ne oldu ya da oldu mu?

Biz elimizden geldiği kadar iyi şeyler yapmaya çalıştık, haberlerimizle kimseyi vurmadık. Haberin cazibesine kapılarak, insanları mağdur etmedik.

» Nasıl oldu?

Somut bir örnek vereyim. Güneydoğu’da daha ilk ÖDP’li HEP’li belediyelerle aykırı belediyeler röportajı yapmıştım. Röportajı yazarken telefon açıp, yeniden sordum ‘Bak başkan çok sert konuşmuşun yazayım mı?’ Bazıları dedi ki ‘Yaz kardeşim, ölmüş eşşeğin kurttan korkusu olmaz’ dedi. Bazıları da ‘siz nasıl görürseniz, Nazım Bey’ dedi. ‘Ama yazarsam hem size hem bana dava açılabilir’ dedim. O zaman, ‘peki’ dediler.

Öte yandan insan hakları alanında elimizden geldiğince haberler yapmaya devam ettik, böyle bir çizgimiz oldu hep, hak haberciliği yönünde. Bunları tabii tek başına yapmadım, arkadaşlarım, ortamımda hep bu yönde çalışan insanlar vardı, beraber bu çizgiden gittik.

Onların yanında çok masum kalır

» Günümüz medya sektöründen ‘Ahlak Islatan’a hangi hikayeler eklenebilirdi?

İslamcılar… Bugün neredeyse tüm medyayı onlar kaplıyor. Bu kitapta da sadece onların 90’larda hep söylediği ‘mağduriyetleri’ var. Şimdi onları yazmaya başlasam, mizahla bile anlatamam, onların çok rezaletlikleri var; yalancılık, çarptırtma, ihbar, yalakalık, ne ararsan… Onlar o zamanlar eleştirdiklerin her şeyin şimdi, iki katını yapıyorlar. Şimdi bu kitap onların yanında çok hafif kalır, ‘ahlak ıslatan’ değil, herhalde sağanak olurlar.

» Nasıl oldu, bu ‘Ahlak Islatan’ adı?

‘İnsan Yağmuru’ diye bir kitabım var, orada çok güzel insan hikayeleri var. National Geographic makalelerinin uzun versiyonu. Bu da medyaya yönelik eleştiri olduğu için bu kitapla özdeştirdim. Aptallıkla özleşen bir şey aslında ahlak ıslatan, ahmak ıslatan da var ama yağmurun özelliği çok ince yağmasıdır. Yani sağanak gibi değildir, seni yavaş yavaş iliklerine kadar ıslatır. Bu da medyadaki kirlenmeyi gösteriyor. Çünkü işin içinde para var. Özellikle reklam kısmında çalışanların çoğu, çok mutsuz. Çünkü inanmadıkları işi yapıyorlar.

Aziz Nesin benzetmesi

» Kitabı okuyanlar, ‘Bir çırpıda’ bitiyor diyor.

Necati Doğru bir gün kendi köşesinde şöyle demişti, “Kolay okunan yazı zor yazılır” Ben de yazarken biraz zor yazıyorum, ama herkes yazının kolay okunur olduğunu söylüyor. Okuyucuyu yormamak gerekiyor, yorarsak ‘Ben bunu sonra okuyayım’ denilip, raflarda, okunmamak üzere yerini alıyor. Birçok arkadaşım, ‘gülerek hızlıca okudum’ dedi. Hatta Aziz Nesin benzetmesi yapanlar oldu.


Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 22.04.2016 11:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177