19 Nisan 2016 Salı 08:23
Küllerinden doğan Anka kuşlarıydık

HAZIRLAYAN: SERBAY MANSUROĞLU
serbaymansur@birgun.net

Tek mezhebin dayatıldığı bir eğitim anlayışı yerine bilimin, doğanın ve insan aklının önemsendiği bir laik eğitim çoğulcu ve demokratik bir toplumun olmazsa olmazı. Köy Enstitüleri değerlerini sahiplenenlerin, bu deneyimden yararlananların önünde bu bir mücadele görevi olarak duruyor.

KADİR İNCESU

17 Nisan 1940’da kurulan Köy Enstitüleri aradan geçen onca yıla karşın her an akıllarda, düşüncelerde… Pazarören Köy Enstitüsü mezunu Bahar Dadaloğlu da aradan geçen onca yıldan sonra yazdığı ve Berfin Yayınları tarafından yayımlanan “Köy Enstitülü Avşar Kızı” önemli bir kaynak niteliğinde… Bahar Dadaloğlu, kendi yaşamını, yaşadığı zorlukları, enstitüye kaydoluşunu, enstitü yıllarını, öğretmenlik günlerini ve sonrasını tüm içtenliğiyle anlatmış. Hepsi bu kadar da değil… “Köy Enstitülü Avşar Kızı”nda bir başka enstitülü Nebi Dadaloğlu’nun da yaşamına tanıklık ediyoruz.

Söyleşimize, “Tahtımı yaptım ama bahtımı yapamadım!” sözünüzle başlayalım…

Ben bir köylü kızıyım. Çocukluğum yokluk ve yoksunluk içinde geçti. Babamı çok erken kaybettim. Annem töre gereği küçük kaynıyla evlenmemek için kocaya gitmiş. İki kardeş, anasız babasız orta yerde kalmışız. Bir Kamer ebemiz vardı, bize sahip çıkacak. Biz Avşarlarda kadının sözü geçer, dediği dinlenirdi. İmecede, düğünde, doğumda, hastalıkta ilkin Kamer ebem çağrılır, yumuşları tutulurdu. Bir Anadolu bilgesiydi Kamer Hatun. 42’nin kıtlığında dağdan taştan topladığı otla çöple bizi besledi, hayatta kalmamızı sağladı. İlle de beni okutmak isterdi. Kendi eliyle üç yıllık köy okuluna, eğitmenin yanına götürüp okula başlattı. Okul bitti, Pazarören Köy Enstitüsüne gittim. Okudum, öğretmen oldum. Elim ekmek tuttu, rahata erdim. Gelgelelim beş çocuğumdan üçünü kaybettim. Oğlum Ozan, 77’de evimin kapısında vuruldu, kızım DGM’de sekiz sene yedi, kaçağa düştü. Elbet bir ben çekmedim. Bu ülkenin tüm yiğit, namuslu aydınları birlikte çektik. Düşmana inat ayak diredim, başımı eğmedim ama olan da bana oldu. Kısacası: “Tahtımı yaptım ama bahtımı yapamadım."

Köy Enstitülü olmak sizin için ne ifade ediyor?

Ebem, “Pazarören’e Öksüz Mektebi açılmış, Baharımı oraya gönderip okutacağım!” dediği günden beri Köy Enstitüsüne gitmeyi hayal ediyordum. Benim için oraya gitmek demek; açlıktan, yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, adam olmak demekti. Enstitülü bir ağabeyimin terkisinde okula doğru yol alırken dönüp arkama bile bakmadım. Benim için önümde pırıl pırıl aydınlık bir gelecek, arkada kapkara cehalet ve yoksulluk vardı.

Biz Köy Enstitülüler küllerinden doğmuş Anka kuşları gibiydik. Okullarımızda Ortaçağ karanlığından çıkıp aydınlığa kavuşmuş olduk. Halkımız için yepyeni bir yaşam kurmak, onları aydınlık yarınlara kavuşturmak, bilime ve bilgiye susamış bu çorak topraklarda üretken ve üretici olmayı öğrenmek ve öğretmek gibi ağır bir misyon yüklendik.

Enstitüleri hep erkek öğrencilerin kaleminden okuduk. Kızlar ise biraz uzak kaldı. Neden?

Biz Avşarlarda genelde ağıt yakıcısıyız. Ben de öyleyim. Eşim Nebi Dadaloğlu ise şairdir. “Bir evde iki şair olmaz!” deyince bana da geri durmak düştü. “Baharımı Güz Eyledim” adlı şiir kitabımı eşimin ölümünden sonra bastırdım. İşin bir başka yönü de Anadolu kadını eşinin önüne pek geçmek istemez, biraz geri durur. Ne kadar aydın olsak da feodal bir yanımız hep olmuştur.

Nebi Dadaloğlu’nu anmadan geçmek olmaz… Onunla yaşamınızı bize de anlatır mısınız?

Dadaloğlu ile ben emmi çocuklarıyız. Onunla birlikte büyüdük, birlikte okuduk. Mezun olduktan sonra da evlenip aynı köye öğretmen olduk. 2012 yılında toprağa verene kadar hiç ayrılmadık. Ben yetimdim, o da öksüz. Köyde sığırtmaçlık ederken Köy Enstitüsü ona da ışık oldu. Dadaloğlu yetenekli biriydi. Okuldaki karatahtadan, sıralara; Atatürk resimlerinden fişlere; okul bahçesindeki fidanlardan çiçeklere kadar her şeyde emeği olurdu. Kooperatif kurar, sendika örgütler; mitinglere, toplantılara katılırdı. Neredeyse Türkiye’nin istisnasız her köyünde bir öğretmen arkadaşı vardı. Evimiz onun sayesinde konuklarla dolar taşardı. Dadaloğlu iyi bir öğretmen, iyi bir şair ve çok çok iyi bir dosttur.

Köy Enstitülerinin yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz?

Köy Enstitüleri hem dostlarınca hem de düşmanlarınca çok iyi anlaşıldı. Köylerde cehaletin karanlığı ışımaya başlamıştı ki, şeyhler, şıhlar, mollalar, ağalar başlarına geleni ve geleceği kavradılar.

Kısa yoldan Köy Enstitülerinin kapatılması için çaba harcamaya başladılar. Karalamalar, iftiralar, sürgünler ve işten el çektirmeler başladı. Sonuçta emellerine ulaştılar.

Bugün için ne söylemek istersiniz?

Yurdumuzda demokratik, ilerici ve aydınlanmacı bir kuşak yetiştiyse bunda Köy Enstitülü öğretmenlerin ve aydınların emeği çoktur. Bizim yetiştirdiğimiz öğrencilerimiz ve evlatlarımız Türkiye’nin en seçkin topluluğudur.

Günümüzdeki karamsarlık ve yozlaşmanın en büyük etkeni eğitimdeki bozulma ve çürümedir. Bir anlamda Köy Enstitülerinin tasfiye edilmesi ve aydınlanmacı zihniyetin terk edilmesinin sonucudur. Gene de enseyi karartmamak gerek. Sabahı olmamış gece görülmemiştir deyip dirlik düzenlik dileyelim.

***

MECLİSİN ÜÇTE BİRİ OYLAMAYA KATILMADI

NT TAYDAŞ / Araştırmacı-yazar

Avrupa’da öğretmen yetiştiren okullar, Fransız Devrimini izleyen yıllarda açıldı. Devrimin yarattığı 'ulusal devlet' anlayışı, 'din adamı/öğretmen' yerine, 'kamu görevlisi/öğretmeni' koyuyor, onun geçimini kendi bütçesinden karşılıyordu. 'Kamu görevlisi öğretmen' din devletinin ümmeti yerine, ulusal devletin ülküsünü benimsemiş 'yurttaş' yetiştirecekti.

Osmanlı, Avrupa’daki bu gelişmeye öykünerek öğretmen yetiştiren ilk 'Öğretmen Okulunu' (Dârülmuallimin-i Rüşdi), 16 Mart 1848’de açtı. (Bu tarih 12 Eylül 1980 Darbesine dek Öğretmenler Günü idi.) Zamanla çeşitli türleri açılan öğretmen okulları modeli, II. Meşrutiyet’te tamamlandı ve bunların, dünya ölçeğinde çağdaş örnekleri de oluştu. Örneğin, ünlü siyasal düşünür ve eğitimci Mustafa Sâtı Bey’in (1880-1969), 1909’da müdürlüğünü üstlenerek 'ıslah' ettiği İstanbul Erkek Öğretmen Okulu, çağdaşlıkta bugünkü eğitim fakültelerimizin çoğunluğunu sollayacak nitelikte idi. Cumhuriyetin ilk kuşak eğitimcileri, büyük ölçüde bu okulda yetişmişlerdi.

Sâtı Bey Öğretmen Okulu’nun seçkin mezunlarından İsmail Hakkı Tonguç (1897-1960), Türkiye ve Batı deneyimlerini imbikten geçirerek yepyeni bir model ortaya koyacaktı: Köy Enstitüleri. Hasan Âli Yücel’in (1897-1961) Milli Eğitim Bakanı olduğu, İsmail Hakkı Tonguç’un İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine getirildiği dönemde kuruldu, Köy Enstitüleri. Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 günü kabul edilen özel yasasına göre; “Köye yararlı öğretmen ve diğer meslek erbabı”nı yetiştirecekti. Köy Enstitülerinin işlevi, “resmi” tanımı çok aşacaktı. Tonguç’un hedefi, Atatürk’ün söyleyişiyle “yedi asırdan beri” her türlü haksızlığa ve aşağılık davranışlara uğrayan köylülerin kara yazgısını değiştirmekti.

(İsmail Hakkı Tonguç, 1893 yılında Bulgaristan’da Silistre’nin Totrakan ilçesinin “Sokol” köyünde doğdu. “Sokol”un eski adı Tataratmaca’ydı. Tonguç, 1893’te doğmasına karşın, Avrupa’ya eğitime gönderilirken yaş sınırlaması gerektiğinden olacak, yaşı küçültüldü, 1897 olarak değiştirildi.)

İsmail Hakkı Tonguç’a göre, “Türk köyü uzun yıllar, âlim ve sanatkârlar değil, hakiki iş kahramanları bekleyecektir. O, bu kahramanları kendi içinden yetiştirmeye mahkûmdur.” (1939)

Yıllar önce, Hasan Âli Yücel’in kızı –Can Yücel’in ikizi- Canan Yücel Eronat’ın (1926-15 Nisan 2013), şu kitabı basılmıştı: Hasan Âli Yücel’in TBMM Konuşmaları ve İlgili Görüşmeler, 1.cilt (1939-1943), TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, 1999. Canan Yücel Eronat’ın derlediği bu kitaptan yararlanan, öykücü M. Sadık Aslankara’nın satırlarını okuyalım:

17 Nisan 1940’tan, bir doruk biçiminde söz etmem boşuna değil!

Yıldızın en parlak olduğu andır kuşkusuz bu tarih. Ama bu, aynı zamanda, onu karartmak için yapılan girişimlerin başlangıç tarihidir de. ‘Köy Enstitüleri Kanununa verilen reylerin neticesi’ biraz da bunu gösteriyor gibi. ‘Aza adedi: 429/Reye iştirak edenler 278/ Kabul edenler: 278/ Reddedenler: 0/ Müstenkifler (Çekimserler): 0 / Reye iştirak etmeyenler: 148/ Münhaller: 3’ (Yücel’in TBMM Konuşmaları… I, 139).

Meclis üyelerinin yüzde 34,5’inin bu oylamaya katılmayışı, size de anlamlı gelmiyor mu? Hele iki yıl sonra 19 Haziran 1942’de ‘Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilatlandırma Kanununun Kabulünde’ oylamaya katılmayanlar bu kez yüzde 41’e ulaşıyor. Katılıp evet diyenlerle katılmayıp bir ölçüde hayır demiş görünen kimi yazar ve gazeteci, belki ilginizi çeker. Hasan-Âli Yücel’in yanında katılıp kabul edenler: Reşat Nuri Güntekin, Bekir Sıtkı Kunt, Ahmet Şükrü Esmer, İbrahim Alâettin Gövsa, Besim Atalay, Sadri Ertem, Kemalettin Kamu. (İkinci oylamada milletvekili görünenlerden İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Ahmet Kutsi Tecer)

Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü (sonradan Refik Koraltan, onlara ayak uydurmuş görünen Saffet Arıkan) ile birlikte oylamaya katılmayanlarsa şunlar: Aka Gündüz (ikinci oylamada ‘evet’), Falih Rıfkı Atay, Ömer Asım Aksoy (ikinci oylamada ‘evet’), Mahmut Esat Bozkurt, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yunus Nadi, Ahmet İhsan Tokgöz (Serveti Fünun dergisinin kurucusu, ölm.27.12.1942), Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Emin Yurdakul. (Yukarıdaki adların dışında ikinci oylamaya katılmayanlar: Agâh Sırrı Levend, Memduh Şevket Esendal, Etem İzzet Benice) (139 vd. , 525 vd.)

Yalnızca oylama sonucu ve liste bile 17 Nisan 1940’ın gerçekten bir ‘tarihi an’ olduğunu açıkça gösteriyor bize.

***

KÖYLÜ AYDINLANMASI VE ÇAĞAŞ EĞİTİM HEDEFİ

Sırasıyla Kayseri-Pazarören Köy Enstitüsü’nde, Kars-Cılavuz Köy Enstitüsü’nde ve Erzurum-Pulur Köy Enstitüsü’nde öğretmenlik yapan; 31 Mart 2016’da sonsuzluğa uğurladığımız şair Mehmet Aydın (1923-2016), Köy Enstitüleri’nin kuruluş amacını şöyle anlatmıştı:

» Köylünün eğitilmesini ve kalkınmasını sağlamak.
» Türkiye’nin çağdaş eğitim yoluyla kalkınmasına yönelmek.
» Cumhuriyet değerleriyle ilkelerini bütün ülkeye yaymak.
» Okumadan yoksun kalmış köy çocuklarına devletçe olanaklar yaratmak.
» Kendine güvenen yeni bir insan tipi oluşturmak.
» Doğayla insanı bağdaştırmak.
» Toplumdaki çelişkileri hızla gidermek.

Yarın:
1. Nihat Taydaş: Köy Enstitülerinin kapatılma süreci ve MEB'in cemaat ile tarikatlara yurt açma izni vermesine doğru döşenen yol.
2. AKP ve Köy Enstitüleri, Davutoğlu ve Erdoğan ne diyor?

1. Gün: Köy Enstitüleri neden kuruldu? Neden kapatıldı?

2. Gün: Fakir Baykurt'un kızı Işık Baykurt anlatıyor

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 19.04.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177