25 Şubat 2016 Perşembe 08:02
Kişisel verilerin korunması değil kullanılması

MURAT EMİR - CHP ANKARA MİLLETVEKİLİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugünlerde görüşülmekte olan Kişisel Verilerin Korunması (KVK) kanun tasarısı, AKP iktidarı süresince itibarı da varlığı da erozyona uğratılan TBMM’nin, ‘fabrikasyon usulü yasa çıkartma’ merkezi haline dönüştürüldüğünün en önemli örneklerindendir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının özel hayatlarını doğrudan ilgilendiren bir düzenleme neredeyse kamuoyunun gündeminden kaçırırcasına yasalaştırılmaya çalışılmaktadır. Çekici, umut yaratıcı, iştah kabartıcı bir adla sunumu yapılan KVK kanun tasarısı dikkatle incelendiğinde, tüm vatandaşların ‘kişisel verileri’nin –bu ifade de olabildiğince geniş yorumlanmış- depolanması ve kanundaki birçok istisna sayesinde kullanıma açılması planlanmaktadır.

Tasarıda kişisel verilerin işlenmesinin belirli kurallara bağlanarak kişilik haklarının korunmasının amaçlandığı belirtilmektedir; ancak tasarı incelendiğinde, amacın korumaktan çok rahatça işlemek ve satmak olduğu görülecektir. Yasa tasarısında kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenebileceği istisnalar o kadar geniş tutulmuştur ki kişisel verilerin korunması bir yana, her türlü kötü kullanım yolu açık hale getirilmiştir. Kişinin en özel nitelikli verileri bile rızası aranmaksızın kurul kararıyla işlenebilmektedir. Bu veriler arasında demokratik bir ülkede sadece kaydedilmesinin dahi suç olduğu “kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi, kılık-kıyafeti” ve bunun gibi kavramlar yer almaktadır. Bu uygulamanın ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan kutuplaşmayı ve ayrımcılığı artırmaya yol açacağı açıktır. Tasarı, bu haliyle yasalaşması durumunda “Fişleme Yasası” sıfatını tamamıyla hak eden bir düzenleme olacaktır.

Anayasamızın 20. maddesine 12/09/2010 yılında eklenen bir maddeyle kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği hükme bağlanmıştır. TCK 135. Madde ile kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimselerin hapis cezası ile cezalandırılacağı” öngörülmüştür. Buna karşın tasarıda özel nitelikli kişisel verilerin, belirli koşullarda işlenmesinin yolu açılmaktadır. Yani veri sahibinin özel nitelikteki kişisel verileri rızası olmasa bile, tamamen siyasi iktidarın güdümündeki bir kurulun kararıyla işlenmesinin yolu açılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Adalet Bakanı’nın sunuş konuşmasında “Bu tasarı fişlemenin panzehridir” sözlerinin anlamsızlığı açıkça görülecektir.



Bu tasarı ile kişisel verilerin üçüncü taraflarla paylaşılmasının yolu da açılmaktadır. Bu paylaşımların aslında bir satış olduğunu biliyoruz. Kişisel verilerin işlenmesinin yerine göre ilaç şirketlerine, biyoteknoloji şirketlerine veya daha birçok başka alandaki şirketlere büyük kârlar sağlama potansiyeli taşıdığı açıktır. Özellikle sağlık verilerinin SGK tarafından çok küçük bedeller karşılığında ilaç firmalarına peşkeş çekildiğini Sayıştay raporlarından biliyoruz. AB hukukunda sağlık verilerinin paylaşımı ancak ‘toplum sağlığı’nı ilgilendiren konular çerçevesinde mümkünken, bu tasarıda, çok büyük ticari değeri olan kişisel verilerin hangi yolla devredilebileceği açıklığa kavuşturulmamıştır.

Tasarıda kişisel verileri alınırken kendilerine bir ücret ödenmeyen vatandaşlardan, bilgi ya da belge talebi halinde ücret alınması sosyal devlet anlayışına aykırıdır. Böylelikle başvuru süreci zorlaştırılmakta ve kişilerin verilerinin işlenmesine karşı çıkmalarının önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Tasarıda geniş yetkilerle donatılan ve bağımsız olarak çalışacağı vurgulanan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun kurulması önerilmektedir. Ancak kurulun oluşumuna baktığımızda bırakın bağımsızlığı, kurulun tamamen Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın emri altında çalışacağı görülmektedir. Kurulun dört üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi ise Cumhurbaşkanı tarafından atandığında bu kurulun bağımsız olamayacağı açıktır. Bağlılık o kadar ileri götürülmüştür ki Kurul Başkanı hakkında soruşturma izninin Başbakan tarafından verileceği hükme bağlanmaktadır.

Sonuç olarak; yasa yapma sürecini niteliksiz bir hale dönüştüren, bunu yaparken de parlamenter demokrasiyi rafa kaldırmayı hedefleyen ‘siyasi otorite’ konumundaki AKP iktidarı, yasa tasarısıyla vatandaşların kişisel verilerini korumayı değil fişleyip, istediği an, istediği kişiye, istediği işlemi yapma olanağına ulaşmak istemektedir. ‘Siyasi otorite’ diyoruz çünkü düzenlemeyle oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu, siyasi otoritenin emri dışına çıkamayacak şekilde dizayn edilmiş bir yapıdır. ‘İstediği kişiye, istediği an,istediği işlemi yapabilme’ diyoruz; çünkü Türkiye’de düzmece ve derleme bilgilerle hukuk metni denilemeyecek nice iddianame mahkemelere sunuldu ve birçok vatandaşımız suçsuz şekilde yıllarca özgürlüklerinden oldu, mağdur edildi. Karşı karşıya kaldığımız kanun düzenlemesinin kısaltması KVK’dır ancak açılımı Kişisel Verilerin Korunması değil Kişisel Verilerin Kullanılması’dır.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 25.02.2016 08:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol