02 Nisan 2016 Cumartesi 08:23
Karaman tecavüz skandalından çıkarılacak 11 ders

Eğitimde tarikat sisteminin şifreleri: YAZI DİZİSİ- 4
Hazırlayanlar: Serbay Mansuroğlu - Can Uğur

Kapalı kurumlar şiddet üretir

>> Emrah Kırımsoy - Gündem Çocuk Derneği

1.Görmeyen, duymayan, konuşmayan yani üç maymunu oynamaya devam eden bir toplum olmaya devam ettikçe Karaman’da çocukların yaşadığı akıl almaz cinsel şiddet ne ilk ne de bu gidişatla son olacak.

2.Tüm kapalı kurumlar, yapılar şiddet üretir. Bu sosyal psikoloji alanında kanıtlanmış bir bilgi. İnfaz kurumları olsun, bakım kurumları olsun, eğitim kurumları olsun kapalı bir yapıya bürünme refleksi içindedir. Böylesi yapılarda oluşan iktidar ve güç ilişkileri hiyerarşik ilişkilere ve doğal olarak şiddete dönüşür. Bunun önlenmesi için kurumların topluma açılması şarttır. Bunun için öncelikli adım bağımsız izleme mekanizmaları geliştirilmesidir.

3. Çocukların gördüğü cinsel şiddetin 2012 yılından bu yana yani tam 4 yıldır sürdüğü belirtiliyor. 4 yıl yani yaklaşık 1460 gün! Bu inanılmaz bir durum. Çocukların seslerini duyarabilecekleri, destek alabilecekleri hak arama mekanizmaları olmadığını biliyoruz ama hiç mi kimse fark etmedi? Bu sorunun cevabı daha da korkunç. Çünkü fark edilmemesi mümkün değil. Dolayısıyla “bu hale nasıl geldik?” diye sormadan edemiyor insan.

4. Bu noktada bir psikoloğun bildirim yükümlülüğünü (suçu ihbar yükümlülüğü) yerine getirmesi ile olayın açığa çıkmaya başladığı ve savcının soruşturma sürecini başlattığını görüyoruz. Her iki aktörün de eylemi takdire şayan hale geliyor. Aslında her ikisi de “sadece” görevini yapmış olsalar da, günümüzde bu ne yazık ki nadir olduğu için şaşırtıcı oluyor. Bu durum da bize çocuğa özgü adalet sisteminin herşeye rağmen iyi işleyebileceğine dair bir umut veriyor.

Medyanın rolü önemli
5. Burada önemli bir nokta da olayın kamuoyuna duyurulması konusunda medyanın rolü. BirGün'ün haberi olmasaydı, bu olay belki hiç duyulmayan ve bilinmeyen sayısız olaydan biri olacaktı. Halbuki bir ihlalin önlenmesi önce mevzunun görünür kılınması ile mümkün. Ayrıca çocukların kişisel bilgilerinin paylaşılmaması konusunda gösterilen hassasiyetin de çocuklarla ilgili haber yapanlara örnek olmasını diliyorum.

6.Karaman olayı tekrar gösterdi ki Türkiye, çocukların haklarını koruyamıyor, çocuklara yönelik yükümlülüklerini yerine getiremiyor. Oysa taraf olduğu Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye göre Devlet çocuk haklarını korumakla yükümlü. Devlet bu sözleşmeyi iç hukukuna da alarak bu yükümlülüğü yerine getireceğini taahhüt etti. Buna göre de ASPB’yi koordinatör olarak tanımlıyor (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı). Halbuki olayın üzerine ASPB’nin vahim açıklamalar yapması dışında bir harekete geçmediğini görüyoruz.

7.Çocuklara yönelik bakım, eğitim, sağlık vb tüm diğer hizmetlerin koordinasyonundan devlet sorumludur. Devlet, bunları kimi zaman farklı Bakanlıkların görev tanımları arasında tanımlasa da bu noktada ASPB’nin koordinatör olduğu nettir. Dolayısıyla ASPB’nin doğrudan sorumlu olduğunu unutmamak ve yaşananlara bakılırsa Bakanlığa da sürekli hatırlatmak gerekiyor.

8.Sorumluluk zinciri burada kritik bir kavram! Öncelikle sadece cinsel şiddetin uygulayıcısını cezalandırıp bu tür olayları bir daha tekrarlanmamasını sağlamak mümkün değil. Yani fail ile ilgili ceza süresini 600 yıla çıkarmak bir işe yaramaz. Adalet bu değildir. Adalet zarar görenlerin, başlarına gelenlerden dolayı kendilerini suçlamaktan vaz geçtikleri, olayın neden ve sonucu hakkında bilgilendirildikleri, yaşadıkları travmanın iyileşmesinin sağlandığı ve bunun kendilerinin olduğu kadar başkalarının da başına bir daha gelmeyeceğini bildiklerinde sağlanır. Bu da cezasızlık kültürünün sona ermesi ile mümkün…

Sorumlulukları var
9. Adaletin sağlanmasında da sorumluluk zincirine bakmamız gerekir. Sorumluluk zincirinde de birbiriyle ilişki kişi, kurumları görmemiz gerekiyor. Cinsel şiddeti gösteren kişinin bağlı olduğu kurumun, bu kurumun bağlı olduğu sistem, yasalar. Bunları gözardı etmek mümkün değil.

10. Karaman olayında Ensar Vakfı ve KAİMDER’in ismi çokça geçti. Çünkü olayda doğal olarak bir sorumlulukları var. Sorumluluklarını da şu sorular açıkça gösteriyor: Olayın olmaması için neler yapmış? Çocuklarla çalışma ilkeleri var mı? Çocukları korumaya yönelik mekanizması var mı? Çocuklar herhangi bir ihlal durumunda Vakfa neden başvuramamışlar? 4 yıl süren bu olayı, kurumsal yapılar nasıl olmuş da fark edememiş?

11. Burada unutulmaması gereken konu; çocuklarla çalışanların rahat davranma, önlemleri keyfi olarak alma veya kafalarına göre kurallar koyma veya koymama lüksü yok! Dolayısıyla bu olayda da sorumluluk tek bir fail üzerine yıkılarak açıklanamaz. Bakanlık dahil olmak üzere çeşitli kişi ve kurumların, olayda sorumluluğu olan kurumların bugüne kadar yapmış oldukları "önemli" çalışmaları öne çıkartmaları bu noktada odağı çocuklardan uzaklaştırıyor. Çocukları değil, sistemi koruyan bu yaklaşımdan uzaklaşılmalı


***

BU SİSTEMİ DEĞİŞTİRMEK GEREK

Levent Turhan Gümüş - Birleşik Haziran Hareketi

Uzun bir süredir MEB, Diyanet ve Vakıflar işbirliğiyle AKP, toplumsal hayatın siyasal islama göre düzenlenmesine yönelik organize bir faaliyet sürdürüyor. Bu faaliyetin merkezinde "islami kadrolaşma" ve hedefledikleri biat toplumuna uygun bireylerin yaratılması yer alıyor.



Laiklik karşıtı, gerici, cinsiyetçi ve dinci bir eğitim anlayışının sonucunda bugüne gelindi. Okullarımızın gericiliğin cirit attığı merkezler haline gelmesi adım adım gerçekleşti. AKP iktidarı sadece kamuya ait değerleri çalmadı, eğitim alanındaki gerici uygulamalarıyla, tacize, tecavüze ve şiddete zemin hazırlayan sistematiğiyle çocuklarımızın geleceğini de çaldı. Karaman’da, Ensar Vakfı’yla ilişkili bir din görevlisinin 45 erkek çocuğa tecavüz etmesi bireysel, münferit bir olay olarak kabul edilemez. Bu olayın arkasında Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanetle birlikte eğitim sistemimizi "dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek" doğrultusunda kurgulayan, bir kısmı alenen cihatçı İslamcı vakıflar var. Suçlular. Suçları çok büyük. Karaman'da açığa çıkan suç, belki de en iğrenç, en ahlaksız, en alçakça olanı. En kıymetlilerimiz, çocuklarımız, sessiz bir çığlık halinde bize bakıyor. Onların sessiz çığlığı bizlere emanet. Birleşik Haziran Hareketi olarak bu karanlık gidişattan, çürümeden rahatsız olan herkesi emaneti üstlenmeye, çocuklarımızın ve memleketimizin geleceği için sorumluluk almaya çağırıyoruz!
Omuz ver, değiştirelim! Omuz ver, çocuklarımızı ahlaksız tacizcilere, tecavüzcülere teslim etmeyelim. Omuz ver, çocuklarımızın sokaklarında ve kamu okullarında özgürce koşturacakları bir ülkeyi birlikte kuralım. Çocuklarımız hak ettikleri evlerine yakın devlet okullarında insan merkezli eğitim alsın, özgür ve bağımsız ülkede yaşasınlar.


***

2004'te gıda bankacılığı ile vakıflara yürü ya kulum dendi

AKP hükümeti 2004'te siyasal İslamın çalışma ve yayılma alanı vakıfların önünü açmak için bir yasal düzenleme yaptı. 2 Ocak 2004'te Resmi Gazete'de yayımlanan '5035 sayılı bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun' ile bir vergi tanımı olarak 'gıda bankacılığı' yürürlüğe girdi. Gıda bankacılığı yapan vakıf ve derneklere bu düzenleme ile vergi mahsuplaşma hakkı tanındı.

İşte o düzenleme:
MADDE 14.- 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin ikinci alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bentler eklenmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile belediyeler dahil diğer kamu kurum ve kuruluşları adına kayıtlı olan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu nezdinde eski eser tescilli abide eserlerin; bakımı, onarımı, restore edilmesi ve yaşatılması amacıyla abide eserin kayıtlı olduğu kurum ve kuruluşlara yapılan bağış ve yardımların tamamı yıllık beyanname ile bildirilen gelirden indirilir.
Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedelinin tamamı, yıllık beyanname ile bildirilen gelirden indirilir.

***

Ecpat raporu: Çocuk yaşta evlilikte Türkiye ilk sırada

Çocuğa yönelik cinsel sömürü alanında çalışan ECPAT (Çocuk Fuhuşu, Çocuk Pornografisi ve Cinsel Amaçlı Çocuk Ticaretine Son) kuruluşu, Türkiye raporunu kısa süre önce paylaştı. İşte rapordan öne çıkanlar:

•2014 Küresel Kölelik İndeksi’ne göre Avrupa’da ‘modern köleliğin’ yani cinsel sömürü ve erken yaşta evliliğin en fazla olduğu ülke Türkiye.

•Türkiye, seks ticaretinde kullanılan çocuklar için transit ve kaynak sağlayan ülke konumunda. Türkiye’de seks ticaretine zorlanan grupların başını Moldovalılar çekerken, Rus ve Ukraynalı kurbanların yerine gelen Özbek ve Türkmenlerin sayısında artış var.

•BM verileri, Türkiye’de yaşayan Suriyeli mülteci çocukların yüzde 4,5 oranında evli olduğunu gösteriyor. Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin başına gelenin Türkiye’deki kamplarda kalanların da başına gelmesinden korkuluyor: Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki yaşlanmakta olan yabancı erkekler, Suriye krizini ergenlik çağındaki kızları gelin olarak ucuza almak için kullanıyor.

•Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) verilerine göre, internette 36 binden fazla çocukların bulunduğu müstehcen fotoğraf dolaşımda. Araştırmaya göre bu sayının yüzde 42’si yedi yaş ve altı, yüzde 77’si ise dokuz yaş ve altı çocuklardan oluşuyor.

•Türkiye’de ‘çocuk seks turizmi’ Karadeniz bölgesi kadar, İzmir, Kuşadası, Fethiye ve Antalya’da da görülüyor.


***

Vücut dokunulmazlığını ihlalden bir yılda 623 bin dava açıldı

Türk Ceza Kanunu uyarınca 2013 yılında açılan davalarda ülkemizde en çok ihlal edilen Türk Ceza Kanunu düzenlemesi 86 -93 aralığında düzenlenen Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar olarak kayıtlara geçti.
Bu nedenle açılan davaların sayısı 2013 yılında 623 bin 667 oldu. Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar’dan sonra Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar’da 43 bin 148 dava açıldı.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 02.04.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177