banner73
Davada Sulh Olunması, Avukatlık Ücreti Görev Asliye Hukuk Mahkemesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı. T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2016/5134 KARAR NO: 2016/8021 KARAR TARİHİ: 16/06/2016 MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi ÖZET: davada sulh olunması nedeniyle ödenmeyen avukatlık ücretinden dolayı davanın karşı tarafından tahsiline yönelik Av.K.165.m. göre açılacak davada görevli Mahkemenin tüketici değil, Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu Davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/07/2014 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen 30/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamından, davacının avukat olduğu ve takip ettiği bir davada dava dışı müvekkili ile davalının sulh oldukları, avukatlık ücretini alamadığı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesine göre ödenmesi gereken vekalet ücretinden her iki tarafında müteselsilen sorumlu olduğu kabul edildiğinden davacı tarafından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı, yapılan icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Dolayısıyla taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davaya tüketici mahkemesinde değil, genel mahkemede bakılması gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden, uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca ve asliye hukuk mahkemesi tarafından çözümlenmesi gerektiği halde işin esasının incelenmeksizin görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. www.kararara.com
19 Nisan 2016 Salı 09:43
İyi ve onurlu hekimliğin de halkın sağlık hakkının da garantisi

DEMET SARGIN / demetsargin@birgun.net

İstanbul Tabip Odası’nın 24 Nisan’da yapılacak seçimi öncesinde Yönetim Kurulu Üyesi ve yeni dönemde de aday olan Dr. İncilay Erdoğan’la ülke ve sağlık ortamıyla, bu zor günlerde hekim olmanın sorumluluğu üzerine söyleştik

» Sizi Gezi direnişi sürecinde gönüllü sağlık hizmeti veren hekimlerden biri olarak tanıdık. Son dönemde de Kürt illerinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerine karşı yoğun bir çabanın içinde olduğunuza tanık oluyoruz. Son olarak “Sağlık Koridoru Açılsın” talebiyle Cizre’ye yola çıkan sağlık ekibi içinde yer aldınız. Gezi’den bugüne hekimler olarak üstlendiğiniz sorumluluğu nasıl tarif edersiniz?

Biz hekimler Gezi sürecinde yaralılara acil sağlık hizmeti verirken de, Cizre’ye “Sağlık Koridoru Açılsın” talebiyle giderken de birbiriyle çok ilişkili, birbirine temas eden bir duygu hali içindeydik; yaşatmak istiyorduk, ölümün değil hayatın kazanmasını istiyorduk. İstanbul Tabip Odası biliyorsunuz Gezi direnişinin bir parçası oldu; o süreçte gencecik canlarımızı yitirdik, onlarca insan gözünü kaybetti, binlerce insan yaralandı, gaza boğuldu, polis şiddetine uğradı. Gönüllü hekimler olarak gecemizi gündüzümüze katarak yardım etmeye koştuk, bir ölçüde başarılı da olduk. Ancak Gezi’den bu yana iktidarın kullandığı şiddet giderek derinleşti, şiddetin araçları arttı, şiddet vahşet sınırlarına erişti adeta. En kötüsü de ülkenin bir bölümünde bu savaş ortamı yaşanırken, her gün ölüm, yaralanma haberleri gelirken buna seyirci kalmamız istendi, alışmamız beklendi. Yaşatmak üzerine yemin ettiysek seyirci kalmak, sessiz kalmak, hele hele alışmak kabul edilemez. Yaşama dört elle sarılmazsak, yaşama hakikatle inanmazsak layıkıyla hekimlik yapamayız. Cizre’ye koşarken de duygumuz bu oldu.

» Barışı savunmak bugün adeta sorgulanma, yargılanma sebebi haline geldi. Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nın sağlık hakkı ihlallerine, çatışma ortamına karşı ses çıkarttığı için eleştirildiğine tanık oluyoruz. “Tabip Odası sadece hekimlerin sorunlarıyla ilgilensin, politika bizim işimiz değil” diyen bir anlayış var. Bu eleştirilere cevabınız ne olur?

“Sadece hekimlik sorunlarıyla ilgilenelim” demenin kendisi de politika aslında, bir yönelim, bir tercih. Bizler, Demokratik Katılım Grubu olarak hekimlerin içinde bulunduğu koşulların, çalışma koşullarının yaşadıkları ülkenin sorunlarıyla bağını gören bir yerden tutum alıyoruz. Bir kişi halkın sağlık hakkını, yaşam hakkını savunmuyorsa o zaman hekimliği niye seçtiğini sorgulamak lazım. Hekimliğin özünde yaşatmak ilkesi var. Biz bu sözü vererek başlıyoruz mesleğe. Bu yüzden barışı ilk dile getirmesi gereken meslek grubu hekimler olmalı. Barışa dair söz kurmak, barış için çabalamak en önce hekimlere düşer diye düşünüyorum. Barışa gidecek her türlü çaba ve emek içerisinde olmak ilk önce hekimlerin sorumluluğundadır. Ancak ne yazık ki barışı dillendirmek, barışı savunmak sorgulanma, eleştirilme sebebi haline geldi. Bunun son örneği TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Fatih Sürenkök’ün çalıştığı hastanedeki görevinden alınması ve hedef tahtası haline getirilmesi oldu. Fatih Sürenkök sağlık hakkına erişemeyen insanların sesi olduğu için, ölümden değil yaşamdan, savaştan değil barıştan yana söz kurduğu için hedef seçildi. AKP Hükümeti tabip odası seçim sürecine müdahale etmenin, tüm muhalif kesimlere mesaj vermenin bir adımı olarak da bu tür baskıları uyguluyor.

» Sizce AKP Hükümeti’nin odalar ve meslek birliklerini bu kadar önemsemesi, deyim yerindeyse yönetimleri almak için bu denli “yüklenmesi”nin sebebi nedir? Başka deyişle tüm iktidar gücü ellerindeyken meslek örgütlerinden bu denli ürkmelerinin sebebi nedir?

AKP Hükümeti ve Saray diktası öyle bir bıçak sırtında duruyor ki en ufak bir eleştiriye, muhalefete tahammülleri yok. Biat kültürünün toplumun tüm kesimlerine yayılmasını istiyorlar. Hayallerinde Bakanlık bürosu olarak çalışacak, sarayın şakşakçısı olacak bir tabip odası var. Ama bu hevesleri hep kursaklarında kalacak. Bizler bağımsız, sorgulayıcı, eleştirel yapımızla var olmayı sürdüreceğiz. TTB’nin ve İstanbul Tabip Odası’nın bu bağımsız duruşu, biat etmeyen hali iktidarı ürkütüyor. Ama herkes bilsin ki bağımsız duruşumuz iyi ve onurlu hekimliğin de sağlıklı bir ülke hayalimizin de garantisi. Bugün iktidarın ele geçiremediği belirli alanlarımız kaldı. Yaşam alanlarımız bu denli tehdit altındayken bu alanların korunması hem toplumsal moral değeri olarak hem de mücadele zeminlerimizin varolması açısından son derece önemli. Ülkenin bu denli sıkışmışlığında hem demokrasiye hem de yaşam alanlarımızı korumaya dair mücadele edeceğimiz zeminler bunlar. İktidar da bunun farkında, bu mücadelenin önünü kesmek için bizleri hedef haline getiriyor. Üzgünüz ama önümüzdeki dönemde de iktidarı yormaya devam edeceğiz.

» İstanbul Tabip Odası’nın 24 Nisan 2016’da yapılacak seçimleri yaklaşırken mevcut Demokratik Katılım Grubu yönetimine karşı çeşitli ittifaklar kurulduğunu duyuyoruz. Bunların arasında en dikkat çekeni AKP, MHP ve Vatan Partisi arasında gelişen ittifak oldu. Vatan Partili hekimlerin bu ittifaktan çekildiğini öğrendik. Geçtiğimiz hafta ise Cumhuriyetçi Hekimler adıyla bir başka liste deklere edildi. Bu ittifak çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokratik Katılım Grubu seçim çalışmalarına başladıktan sonra hangi grupların liste çıkartacağını uzun süre bekledik. Önce AKP-MHP ve Vatan Partili hekimler arasında “İstanbul Hekim Dayanışması” adıyla deyim yerindeyse bir “kutsal ittifak” kuruldu. Hatta bu arkadaşlarımız bizim her yıl gerçekleştirdiğimiz 14 Mart Taksim Anıt Töreni’ne grup halinde gelip telaşla varlıklarını ifade etmeye çalıştılar. Ancak görünen o ki bu ittifak tepki çekti, kabul görmedi; Vatan Partili hekimler ittifaktan ayrıldılar. Seçimlere 10 gün kala bu kez Cumhuriyetçi Hekimler adıyla bir liste deklere edildi. İşin ironik yanı şu; birbirinden farklı görünen bu arkadaşlarımızın birbiriyle bire bir örtüşen söylemleri var. İstanbul Tabip Odası mevcut yönetimini, yani bizleri ideolojik davranmakla suçluyor ve diyorlar ki ‘vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkacağız’. Bizce bu ittifak girişimleri ve bu türdeki biraraya gelişler son dönem ülkedeki siyasal havadan bağımsız değil..AKP Hükümeti ‘vatanın bölünmez bütünlüğü’ kisvesi altında toplumu bölmeye, ayrıştırmaya girişti. Gerçek bölünmeyi nefret diliyle, ayrıştırıcı bir dille kurulan bu anlayış yarattı. Ne yazık ki tabip odası seçimlerine yansıyan da bu iktidar dilinin ve tarzının devamıdır. Dile getirilen argümanlar son derece sığdır, hekimlik alanına, sağlık alanına dair bağımsız, eleştirel, başı dik sözler üretememenin itirafıdır. Bu arkadaşlarımız bilsinler ki ülkenin, bu toprakların bütünlüğünü, biraradalığını sağlayacak olan demokrasiye inanmış olan bizim gibi insanların mücadelesi olacak, hamasi ve ayrıştırıcı dille oluşturulan yapay, zorlama ittifaklar, biraraya gelişler değil.

» Gezi direnişi sürecinde verilen acil sağlık hizmetleri gerekçe gösterilerek Sağlık Bakanlığı’nca İstanbul Tabip Odası’na dava açıldı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Bakanlık açısından utanç verici bir dava bu. Traji komik bir durum. İnsanlar Gezi sürecinde gazın içinde boğulmuşken, yaralanmışken yeterli sağlık hizmeti verilememişken bizler ilkyardım hizmeti verdiğimiz için suçlanıyoruz. Aslında Bakanlık özür dilemeli ve teşekkür etmeli bizlere.

» Önümüzdeki dönem nasıl bir sağlık ve ülke ortamı bekliyor bizleri?

Önümüzdeki dönem de zor geçecek, görülüyor. Baskıların demokrasi talep eden, insanca yaşam talep eden, hakikatli bir barış ortamı isteyen herkese yöneleceğinin farkındayız. Diğer yandan ironik bir durum var ortada; iktidarın tüm gücünü elinde tutanlar ve kullananlar son derece tedirgin, korku dolu ve umutsuzken, baskılarla, şiddetle karşı karşıya bırakılan kesimler umut dolu. Çünkü bizler biliyoruz ki aslolan yaşamın kendisi ve bizler her zerresiyle yaşamı savunuyoruz. Hiçbir diktatörlük, hiçbir saltanat yaşama hükmetmeyi beceremedi bugüne dek. Bunu bilen ve apaçık gören bir yerden diyoruz ki; bizler yaşamı savunmayı sürdüreceğiz, bizim olan geleceği kimseye teslim etmeyeceğiz.

***

Dr. İncilay Erdoğan kimdir

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2001 yılında mezun olan Dr. İncilay Erdoğan pratisyen hekimlik yapıyor. Gezi direnişi sürecinin gönüllü hekimlerinden. İstanbul Tabip Odası’nda İnsan Hakları Komisyonu ile Kadın Komisyonu bünyesinde yıllardır çalışma yürütüyor. Dr. İncilay Erdoğan Demokratik Katılım Grubu’nun adayı olarak 2014 seçimlerinde İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. 2016 yılında da yine Demokratik Katılım Grubu’nun Yönetim Kurulu adaylarından.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 19.04.2016 09:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177