30 Ocak 2016 Cumartesi 10:03
İftarlık Gazoz: Ah güzel Muğla!

Dönemin ruh hali o kadar karanlık ki, gelecek güzel günler fantezisi kurmamız imkânsıza yakın. Yaşanmış daha güzel günleri unutmamak fena bir çözüm değil. Dinin baskıcı ve dayatmacı olmak yerine, gündelik yaşamın, kültürün bir parçası olarak dindışı hayata uyum sağladığı; ağa çocuklarının sosyalizm propagandası yaptıkları ve babalarının toprağını köylüye dağıtacakları günü hayal ettikleri 1970’ler, bütün sorunlarına rağmen bugünden daha güzeldi. Daha umutluydu, daha sosyaldi. Daha zihin açıcıydı.

KARNAVALESK RUH
“İftarlık Gazoz”da Yüksel Aksu, içinde büyüyüp yetiştiği Muğla yöresinin 70’li yıllarını anlatıyor. “Dondurmam Gaymak”ı hatırlatan bir şekilde, kaybolan yerel bir ürünü, bu kez küçük imalatçı gazozunu bir kez daha filmin adına taşıyor. Gazoz deyince akla, Ercan Kesal’ın “Peri Gazoz”u adlı kitabı geliyor. Filmin hemen başlarında Cem Karaca’dan “Deniz Üstü Köpürür”ü duyunca ve aklımıza “Sarmaşık” filmi gelince, zamanın ruhunun aynı hatıraları çağırdığını düşündüm. “İftarlık Gazoz” kendine özgü bir film ama, belki en yakın akrabası talihsiz bir kaderi olan Semir Aslanoğlu’nun “Şellale”si. “Şellale”yi seyredeli çok oldu, yanılıyor olabilirim ama iki filmin benzediği yanlar olduğunu düşünüyorum. En temel ortak yan Aksu’nun tanımıyla o karnavalesk ruh. Yine yanlış hatırlamıyorsam dönem olarak da “Şellale” 12 Eylül’ün arifesini anlatıyordu ve taşrada geçiyordu. Karnavalesk ruh, çok sesli bir ruh, yani çok kahramanlı, çok karakterli bir ortamın ruhu. Karnavalesk, Rus edebiyat eleştirmeni Mikail Bakhtin’in türettiği bir kavram. Karnavalesk hayat, normalde bir araya gelemeyecek tiplerin, yaşlıyla gencin, zenginle fakirin bir araya geldiği, mizah dozu yüksek bir ortam için kullanılıyor. Bu ortamda kutsal olan, kaidesinden indirilebilir ve bunun bir cezası olmuyor. “İftarlık Gazoz” tam anlamıyla karnavalesk bir resim çiziyor. Ağa oğluyla ırgat, yaşlı ustayla çırağı bir aradalar. İmamdan dünya kupası finali nedeniyle namazı ertelemesi rica ediliyor ve bu gerçekleşiyor...

Başka bir açıdan “İftarlık Gazoz”la benzerlikleri olan filmler de var. “Ölen devrimciye ağıt” başlığı altına koyduğum bu filmler içinde Özcan Alper’in başta “Sonbahar” olmak üzere üç filmi, Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum”u, Sırrı Süreyya Önder’in “Beynelmilel”i (karnavalesk yanları da vardı) geliyor aklıma. Ölen devrimcinin “İftarlık Gazoz”da daha çok devrimci olmadan önceki halini gördüğümüzü de eklemem lazım. Doğan devrimciyi selamlamak biraz zor olduğuna göre, öleni sevgiyle anmak yerindedir.



Filmin konusu kısaca şöyle: Adem (Berat Efe Parlar) iftihara geçen çok başarılı bir ilkokul öğrencisidir. Yoksul anne-babasının kimi zaman “kara”, kimi zaman “sarı taşaklı”sı Adem’in okuyup mühendis-doktor olması beklenir. Adem’in hayalleri ise başkadır. Gazozcu Cibar Kemal (Cem Yılmaz) bu akıllı ve dürüst çocuktan iyi bir çırak olacağını görür. Çocuğu çok sever sevmesine Cibar Kemal ama başta kendi çıkarını düşündüğü de açıktır. Böylece Adem’in bir yaz mevsimi boyunca gazozcu çırağı olarak hayatı başlar. Mevsim yazdır ve aylardan Ramazan’dır.

Adem’in sınıfının en güzel kızına yanık olduğunu söylemeye gerek yok. O güzel kızın oruç tuttuğunu söylemesi Adem’in de oruç tutmaya başlamasına neden olur. Yaz sıcağında bütün gün gazoz satmak için pedal basan, sahilde bikinili ve topless kızları gören ve dinen oruç tutmasına gerek de olmayan Adem nefsiyle büyük bir mücadeleye girer.

Oruç parantezi: İslami anlamda oruç tutmanın nefse hâkimiyeti sağlayıp sağlamadığı tartışılır (ayakkabı kutuları sağlamadığını söylüyor) ama bunu amaçlaması gerçekten çok anlamlı. Filmdeki devrimci ağa oğlu mesela oruç tutmayı nefse hâkimiyete yönelik olmaktan çok, zenginin acın halinden anlaması hedefli bir etkinlik olarak görüyor. Psikolojide görece yeni bir çalışma, zevk almayı erteleyebilen çocukların çok daha başarılı yetişkinler olduğunu gösteriyor (bkz. Stanford Marshmallow deneyi). Aynı şekilde tıpta da haftada en az 2 gün açlık sınırında yaşamanın çok sağlıklı olduğunu gösteren görece yeni çalışmalar var (bkz. Dr. Michael Mosley’nin çalışması “Ye, Oruç Tut ve Daha Uzun Yaşa”). Hatta bu şekilde diyetler de var. Bu diyetlerin, dinsel oruçtan farkı, belli bir saatten sonra ne yersen ye durumu olmaması. Haftanın belirli günleri gerçekten çok az gıda alıyorsunuz. Bu günlere oruç günleri deniyor. Ve kadim dinlerin çok doğru uygulamasalar da bir şekilde ödülü, hazzı erteleyebilmenin önemini, bedeni dinlendirmenin faydasını bildikleri düşünülüyor.

FİLMİN TEMEL KURSU
Oruca açtığım parantezi kapatamayacağım çünkü filmde oruç çok önemli bir yer tutuyor. Hatta filmin temel kusuru diyeceğim şey, Adem’in nefsiyle mücadelesini fazlasıyla uzatması. Bu bölüm, filmin karnavalesk niteliğini de söndürüyor, filmi fakirleştiriyor. Fakat orucun filmin hikâyesinde evrileceği yer düşünülürse, belki de oruca bu kadar önem atfedilmesi yerindedir. Fakat yine de bu bölümün ya kısaltılması ya da başka türlü zenginleştirilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. “İftarlık Gazoz” Yüksel Aksu’nun yerli ve modern bir sinema dili arayışından yine alnının akıyla çıktığı, iyi bir film. Kalabalık sahneler çok iyi kotarılmış, tütün kırma bölümleri özellikle çok şiirsel. Oyunculuklar, özellikle Cem Yılmaz’ın oyunculuğu çok iyi. Bir tek Macit Koper sanki imama çok oturmamış gibi. Son bir not: 70’lerde “sıkıntı yok” denmezdi. “Dert değil” derdik, “sorun değil” derdik ama “sıkıntı yok” benim kulağımı tırmalayan günümüzün bir tabiri. Filmde bir polis bu tabiri kullanıyor da, içimden “hiç sıkıntı yok olur mu, sıkıntı var” demek geldi. Kaçırmayın, derim.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 30.01.2016 10:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol