22 Eylül 2016 Perşembe 09:22
Hukuksuz tasfiyeler durdurulsun!

15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen olağanüstü hal döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile on binlerce kamu görevlisi kamu görevinden temelli olarak çıkarıldı veya açığa alındı. Son olarak ezici çoğunluğunu Eğitim Sen üyelerinin oluşturduğu 11 bin öğretmen “terörle bir şekilde iç içe olduğu tahmin edildiği” gerekçesiyle açığa alındı.

Bu süreçte ciddi hukuksuzluklar ve hak ihlalleri yaşanmaya devam ediyor. Darbeyle ve darbe teşebbüsü ile bağlantısı kurulamamış ve suç işlediği kanıtlanmamış çok sayıda kamu görevlisi ömür boyu kamu hizmetinden men edildi ve damgalandı. Bu insanların başka bir iş bulmaları da imkânsız hale getirildi.

Hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkeleri suç ve cezaların şahsiliği ile masumiyet karinesidir. Bu ilkeler OHAL koşullarında dahi askıya alınamaz ve ihlal edilemez. Hukuk devletinde suç ve ceza kanunla düzenlenir, suçlamalar kanıta dayanır ve suçlanan kişi adil yargılanma ve savunma hakkına sahip olur. Ancak OHAL döneminde bu ilkelerin ciddi biçimde ihlal edildiği vahim örnekler yaşanıyor.

Görevden uzaklaştırılan öğretmenlerle ilgili bu kanaate kim, hangi delillere dayanarak vardı? Deliller nedir, bu deliller hukuka uygun mu? Eğer bu 11 bin öğretmen hakkında idarenin elinde hukuki delil varsa neden haklarında bugüne kadar idari ve cezai soruşturma açılmadı? Neden beklendi? Dün suç olarak değerlendirilmeyen fiillerin bugün suç olduğu kanaatine nasıl varıldı?

Hukuki kanıt olmadan sırf amirlerin kanaati veya “sosyal çevre bilgisi” gibi ucubelerle 11 bin öğretmeni “terörist” olarak damgalamak ve açığa almak hukuk cinayetidir. Elbette kamu görevlileri dahil hiç kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur. Ancak hiçbir kamu görevlisi adil yargılama ve savunma hakkı gasp edilerek işten atılamaz. Hakkında bu yönde yargı kararı bulunmayan öğretmenleri “terörist” olarak damgalamak, iftira atmak ve görevden uzaklaştırmak, işten çıkarmak suçtur.

Görevden alınan öğretmenlerin önemli bir bölümü için ileri sürülen gerekçe sendikanın almış olduğu eylem kararına katılmaktır. Bu hukuksuz ve keyfi bir gerekçedir. Sendika kararıyla iş bırakma eylemine katılmak suç değildir. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’ne göre sendika kararıyla iş bırakmak sendikal faaliyetin bir parçasıdır. Sendika kararıyla iş bırakma eylemine katılan memura değil memuriyetten çıkarma cezası, disiplin cezası dahi verilemez. Sendikanın almış olduğu kararın suç olduğuna ilişkin bir yargı kararı olmadan bu eyleme katılanlar suç işlemiş sayılamaz. Dahası öğretmenler dahil hiç kimse işlendiği zaman suç olmayan bir fiilden dolayı sonradan cezalandırılamaz.

Bunca hukuksuzluk içinde 674 sayılı KHK ile ÖYP’li (Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı) araştırma görevlilerine yapılan haksızlık yeterince gündeme gelmedi. 674 sayılı KHK ile görece güvenceli bir pozisyon olan 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu 33a maddesi kapsamında yer alan binlerce asistan güvencesiz bir kadro olan 50d kapsamına alındı. KHK ile yapılan bu düzenleme adaletsizdir ve hukuksuzdur. Yüksek öğrenim kadro meselesi OHAL KHK ile düzenlenemez. OHAL KHK ile kanunlarda kalıcı değişiklikler yapılamaz.

50d kadrosuna atanmak (doktora bitince kadro verilmezse) üniversiteden atılmak anlamına geliyor. Güvencesiz 50d kadrosunda bulunan asistanların 33a kapsamına alınması gündemdeyken, ÖYP’li asistanların 50d kapsamına alınması garabettir. Bu kadrolara hak etmediği halde Cemaat/FETÖ bağlantısı ve mensubiyeti nedeniyle atanan ÖYP’liler ile ilgili hukukun gereği yapılmalı, ancak bütün ÖYP’lilerin kazanılmış haklarını yok etmek hukuksuzluktur. Kolektif suç ve ceza olmaz.

Binlerce ÖYP’li asistan doktorası bittiğinde üniversiteden atılabilir. Doktorasını tamamlamış ancak henüz kadroları verilmemiş asistanlar için ise daha yakın bir tehlike söz konusudur. Binlerce genç akademisyeni bilimsel çalışmadan uzaklaştırmak, onca çileli doktora sürecini tamamlamış insanların işiyle, aşıyla oynamak akılla, bilimle, hukukla, vicdanla bağdaşmaz. Üniversitelerde ciddi biçimde nitelikli öğretim üyesi açığı varken yetişmiş insanları üniversiteden uzaklaştırmak vahim bir uygulamadır. YÖK bu yanlıştan bir an önce dönmeli ve ÖYP’li araştırma görevlilerini eski statülerine iade etmelidir.

Darbeyle somut bir ilişkisi olmayan, darbeye destek vermemiş kamu görevlilerinin meslekten çıkarılması, ömür boyu tüm ekonomik ve sosyal haklarından ve bunun doğal sonucu olarak kişi hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılması, temel hak ve özgürlüklere vurulmuş bir darbedir. Darbeyle ve darbecilerle mücadeleye evet, hukuksuz tasfiyelere ve cadı avına hayır!

Kamu görevlilerinin hukuksuz biçimde tasfiye edilmesi Türkiye’nin onayladığı ILO sözleşmelerine, Avrupa Sosyal Şartı’na ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne ciddi aykırılık oluşturmaktadır. Bu konuyu gelecek yazıda ele alacağım.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 22.09.2016 09:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177