25 Ocak 2016 Pazartesi 12:23
‘Hayatı metne taşımaya çalıştım’

HALE SEVAL

Yakın zamana kadar türler arasında öyküyü daha kendime yakın bulduğunu söyleyen Akçam, romanın, günün parçalanmış kent yaşamı ve duygusal gelgitleri içinde kendisini en çok zorlayan tür olduğunu belirtir. Karakterlerin özgün kimliği yazarın günlük ruhsal değişimlerinden, yaşamın anlatıcının üzerine bıraktığı kırılmalardan etkilenmemeli dese de yazar kendini ne kadar yaşamdan soyutlayabilir; kuşkuludur. Alper Akçam ile yeni romanı ‘Eğer’ üzerine konuştuk.

>>Yeni romanınız Eğer, toplumcu - gerçekçi bir yapı mı sergiliyor?

Bir yazar olarak edebiyatta kategorileştirme işine karşıyım. Eğer’in sonunda tüm metni altüst eden bir metaroman esintisi çıkar. Yazılanlar yaşanmış mı, yalnızca yazılmış da yaşanmış gibi mi gösterilmiş; çok anlaşılmayan bir düğümle biter roman. Romanın en önemli kurmaca sapağı burası. Olay örgüsünün üstüne bir belirsizlik, muğlaklık indiriveriyor. Toplumcu gerçekçi sayılabilir mi, bilmiyorum.

>>Romanınızda geleneksel, tutucu kadının toplumdaki yerini mi sorguladınız?

Seçkin bir çevrenin uzağında yaşayan bu geleneksel ve tutucu sayılabilecek kadınlar, sokak ortasında kurşunlanırken, bıçaklanırken, bir kullanım nesnesi gibi alınıp satılmaya çalışılırken, Türkiye hızla kadının ikinci cins sayıldığı bir Ortaçağ anlayışının etkisine sürüklenirken, bu sürüklenmede rol oynayan kadınları görünür kılmaya, onların sesini, söylemini, itirazını dile getirmeye çalıştım. Bu kadınlar, kızlar aynada kendini görmeye çalışsa, başkalarının kendine nasıl baktığını anlayabilse.

>>Genç kadın- erkek ilişkisini irdelerken sevgi ve arzu birbirinin içine geçiyor.

Bütün aşklarda süreci önceleyen ya da bütünleyen bir cinsel arzu vardır sanırım. Cins özelliğini oluşturan bu dürtüler, etkiler olmadan bir aşk da söz konusu olamaz. Açlık, yokluk hissedilmeden yönlenme, duygusal bağlanma da mümkün değil.

Bu anlamda bir önceki romanım Kiraz’da da kahramanlarımı biraz kirlenmiş, dürtülerinin esiri olmuş kimseler olarak gösterdiğim için eleştiren çevreler oldu. Katıldığım bir söyleşide özellikle, bu doğrultuda yoğun eleştiriler aldım. Belki de aldığımız tek dilli eğitim ve terbiyenin ürünü olarak, her türlü karmaşadan arınmış, kendi fiziksel yapılarının dışına taşabilmiş idealize edilmiş kahramanlar bekleyen, bu tür kişilerden gelecek için öncülük bekleyen bir toplumsal yapımız var.

>>Romanınızda siyasi olaylar da var, yaşadığımız toplumun bitmek bilmeyen sancılarına yer vermişsiniz,

Kemal bir öğretmen çocuğu; sık sık karşısına alıp diyalog kurduğu ölü babası onun yaşam çizgisinde çok etkili olmuş. Birçoğumuz için de geçerli olan bir durum bu. Karşısına çıkan olguları değerlendirirken kendini bir aydınlanmacı, eğitici olarak gören babasının etkisinde kalmış olduğunu ifade etmekten de çekinmiyor. Yaşadığı çevreyi yorumlarken politik tartışmalara giriyor.

Nuran daha farklı bir çevreden. Yine de onun günlük yaşamında da siyasi olaylar ister istemez yer alıyor. Kendimize özgü bir kimlik kazanırken siyaset mekanizmasıyla, farklı bakış açılarıyla hesaplaşmak zorunda kalıyoruz ister istemez. Edilgen kahramanlar yerine soran, sorgulayan kahramanlar aracılığıyla hayatı metne taşımaya çalıştı...

>>Eğer’de daha yalın bir dil göze çarpıyor, romanda olay örgüsü öne çıkıyor.

Doğru bir saptama. Yayına hazır başka dosyalar da var elimde ama Eğer’i öne aldım. Duygusal çatışmaların, olay örgüsündeki heyecanın baskın görüldüğü biraz farklı bir roman, buna kendi okurunu yaratma çabası da diyebilir miyiz, bilmiyorum. Göreceğiz...

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 25.01.2016 12:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177