22 Ağustos 2016 Pazartesi 10:44
Haşlanan kurbağa sendromu

15 Temmuz’dan önce sivil diktatörlük yönündeki gidişatı tarihsel olarak izah edebilmek için Louis Bonaparte’ın 19. yüzyıl başlarında Fransa’da yaptığı hükümet darbesinden söz ederdik.

Ama Türkiye’deki Louis Bonaparte’ın İslamcı iktidarına İslamcılar darbe yapmaya kalkışınca, ne olacak şimdi? Ne olacağını tam olarak bilemeyiz ama neler olduğunu söyleyebiliriz.

FETÖ’nün darbe girişimine karşı, yeni ittifaklarla, OHAL’le filan karşıt yeni bir sivil darbe özlemi, ilk akla gelen. Ama bunun da ötesi var.

Hani AKP iktidarıyla birlikte, laiklik adım adım iptal edilmeye başlandığında “ısıtılan sudaki kurbağa” örneği verilirdi. Su yavaşça ısıtıldığından kurbağa (laiklik!) haşlandığını fark etmeden ölüp gidecekti.

15 Temmuz’da ise AKP iktidarı kaynayan suya atıldı ve can havliyle sudan fırlayabildi. Şimdi… ABD ve AB darbe girişiminin başarısız olmasından memnun değiller gibi ya, bundan sonra bir darbe olmasa bile bu kez suyu ısıtarak o kurbağayı haşlamayı mı tercih edecekler?

Kurbağa örneği aslında bir mecaz, bilimsel olarak ispatlanamamış. Gerçi 19. yüzyıldan (Louis Bonaparte döneminden!) beri bu konuyla uğraşmış bilim insanları. Beyni alınmış bir kurbağa yavaşça ısıtılan sudan çıkmazken, sağlıklı kurbağalar kaçmaya yeltenirlermiş. Yani beyin sahibi ve sağlıklı olmak önemliymiş. Bir de ısıtma işleminin yeterince yavaş olması önemliymiş, böyle olunca normal kurbağa da refleks gösteremezmiş. Ama son noktayı günümüz biyologları koymuşlar: “Bir kurbağayı kaynayan suya atarsanız, dışarı atlamaz. Ölür. Kurbağayı soğuk suya atarsanız, su ısınmadan dışarı atlar, sizin için orada uslu uslu oturmaz.”

Ama su “ılımlıysa” ve en önemlisi kurbağanın olduğu kabın kapağı kapalıysa ne olur, onu söylememişler. Nitekim geçenlerde Economist şöyle yazmıştı: “Şimdiye kadar hiçbir AB üyesi devlet başkanı, dayanışma göstermek için Türkiye’ye gitmedi. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın 24 Ağustos’ta Ankara’ya yapacağı ziyaret ise ‘çok geç gelen’ bir ziyaret olarak görüldü.”

Rusya üzerinden veya Milli Mutabakat zorlamasıyla filan o “kapağı” açık tutmaya ve devleti de yeniden inşa adına elde tutmaya çalışıyorlar. Paradoks şurada, artık devlet otoriterleştikçe, CB hâlâ kendisini tek adam görse bile, devletin fay hatlarındaki paralel, eşkenar, yamuk vb. potansiyel rakiplerini de güçlendirmiş olacak! Devleti farklı tarikatlarla doldurmaya çalıştıkça bu sefer de yeni derebeylikler kurulacak.

Üstelik devletin en kozmik belgelerinin büyük kısmı hâlâ Pensilvanya’daki çiftlikte. Kilit görevliler zaten bugüne dek oraya hizmet ediyormuş ve bunlara her gün yeni isim ekleniyor. Devletin hangi kilit noktası kimin elinde hâlâ kesin değil.

Kurbağa haşlama sendromunda şeytanın duy dediği bir spekülasyon unutulmadı. Darbenin ilk saatlerinde TSK’nın büyük kesiminin tepkisizliği, Saray’ı bir şekilde etkisizleştirsinler biz nasıl olsa bu cuntacıları bastırırız hesabı mıydı? “Yok artık!” denebilir mi? Bu memlekette “yok artık” dediğimiz bir dolu işler geldi başımıza. TSK’yı SADAT’la dengelemek (en azından NATO kefesinden ötürü) bir işe yaramaz ki. “Esad’sız Suriye” derken, “Erdoğansız AKP” formülü gündeme gelmişti ya, Fethullahsız FETÖ ve hatta Esad’lı Suriye bile olur ama ABD’siz TC olmaz! Tencereye “kapak” hep lazım.

Sanırım bu tür kaygılardan ötürü AKP de pek burnunun dikine gidemiyor gibi, önce “şunu yapacağım” deyip sonra geri adım atıyor. (Ama bu geri adımlar aldatıcı olmamalı. 14 yıllık taktikleri böyle. Bir çırpıda birçok şeyi gündeme getirirler, sonra bir kısmından vazgeçer ve bu arada asıl istediklerini yaparlar ve o da gümbürtüye gider.)

Sahi bir başkanlık projesi vardı, ne oldu ona? Kimse pek ağzına almıyor bugünlerde… Çünkü hasar tespiti henüz tam yapılmadı: Ordu, MİT kimin elinde belli değil. Polisler binalarını bile koruyamıyor. Adalet mekanizması hâlâ hâkimleri ve savcıları tutuklamakla, hapishanelerde yer açmakla meşgul. Bizzat Erdoğan’ın da teşvik ettiği ihbarcılık, itirafçılık, ispiyonlama toplumu daha da çürütüyor. AKP desen, son tevatüre göre onun bünyesinde hâlâ 30 Cemaat milletvekili varmış! Ekonominin gidişatı ortadayken, sadece ayyuka çıkmış taze yalanlar, yolsuzluklar, hırsızlıklar “kandırıldık” perdesi arkasına itilebiliyor.

Gel de hatırlama! 12 Eylül mahkemelerinde MHP’li Agâh Oktay Güner işbaşındaki cunta için tumturaklı bir laf etmişti: “Bizler hapisteyiz ama fikirlerimiz iktidarda!” Kenan Evren de muhtemel darbeyi önlemek üzere Demirel tarafından genelkurmay başkanı yapılmıştı. Şimdi de FETÖ hapiste fikirleri hâlâ iktidarda mı? Çünkü şöyle bir tespit AKP’den: Numan Kurtulmuş, “Bu darbenin mutlaka bir siyasi ayağı vardır,” dedi. Kendi ayaklarına sıkabilirler mi?

Tarihsel kelam “Ne istediniz de vermedik?” cümlesinin devamını ne yazık ki Kılıçdaroğlu getirdi: “Ne istiyorsanız verelim.” Madem bu hafta tarihsel örneklerden gidiyoruz, 12 Eylül’ün hemen öncesinde de Demirel Evren’e aynı cümleyi kurmuştu: Ne istiyorsanız verelim. Demek ki neymiş? Vermeyeceksin kardeşim! Niyet okumaya da gerek yok, niyetleri belli. Dokunulmazlıkta destek verdin, Milli Mutabakat’a katıldın, daha ne vereceksin, partinin anahtarını mı?

Bu arada, devlet dağılmış görüntüsündeyken, asker-ordu mecalsizken atağa geçeyim diyen PKK sivilleri de hedef alan kör terörden geri durmuyor. ÖDP tavrını çok net koydu: “Bomba ve silahla barış kazanılamaz!” Nokta. IŞİD zaten IŞİD’liğini yapar, Gaziantep’te yine yaptı, ama “benzer” saldırılarla IŞİD terörüyle birlikte anılmak Kürtlere ne fayda getirir? Ve Türkiye aydınlarının vicdanı Aslı Erdoğan’ın barış ve kardeşlik özlemleri belliyken…

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 22.08.2016 10:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177