23 Nisan 2016 Cumartesi 09:23
Haftanın 4 filmine dair kısa kısa

Saklı'yı aylar önce seyrettim ama bende kalıcı bir etki bırakan tek film o. Yaşlı bir erkekle genç bir kızın hikâyesini anlatan film özellikle Türkü Turan'ın iyi oyunculuğuyla ve sinemamızda anlatılmamış farklı hikâyesiyle haftanın en ilginci bence. Filmde kızın babasını canlandıran Settar Tanrıöğen de fırsat buldukça döktürüyor ve belli ki bazen gol pozisyonu yokken bile gol atıyor. Bir tek İlhan Şeşen'in oyunculuğu ve tipini filme uygun bulamadım.

Kor
Zeki Demirkubuz'un Kor'u, bildiğimiz ZD karakterleri ve diyalogları içeriyor. Filmin hikâyesi Nuri Bilge'nin Üç Maymun'uyla paralellikler taşıyor. Bu filmin aslında 90'larda yapılması lazımmış. Çünkü bu film o dönemin Zeki'sine ait. Bu dönemin Zeki'si için geride kalmış bir konusu var. Bunu Bulantı'ya dayanarak söylüyorum. Bence Bulantı geçen yılın en iyi Türk filmiydi. Ve biçimi ve hikâyesiyle yeni bir Demirkubuz'du. Bu film Bulantı'ya göre eskiye dönüş içeriyor konu açısından. Fakat biçim daha durağan, daha minimal; bu anlamda yeni ZD sinemasına daha uygun. Sonuçtan kendi adıma memnun değilim. İçine dalamadığım, donuk bir film olmuş Kor. Ve canlı yayında kadına dayak görmekten de bıktım. Filmlerde kadın oyuncuların gerçekten tokat yemesi gerekmiyor, film hilesi denen bir şey var. Bu filmde neyse ki yumruk yeme sahneleri çerçeve dışında gerçekleştirilmiş. Neyse... Zeki Demirkubuz'un yüreğindeki dikeni bu filmle söküp attığını ve geriye bakmadan kendi yoluna devam edeceğini umuyorum.



Gerisini siz anlayın
Avcı: Kış Savaşı Pamuk Prenses ve Avcı filminin devamı. İlk film Pamuk Prenses masalını eğip büküyordu. Sapkın bir senaryo yazarı sanki isterik kahkahalar atarak kaleme almıştı filmin senaryosunu. Kötü Kraliçe Ravenna ile erkek kardeşi arasında ensesti çokça çağrıştıran bir ilişki olduğunu söyleyeyim gerisini siz anlayın. Fakat filmin hoş sürprizi Pamuk Prenses'in gerçek aşkını kendi sınıfından bir prens olarak değil de, halktan bir avcı karakteri olarak sunmasındaydı. Prensesi derin uykusundan prensin öpücüğü uyandıramıyordu, avcınınki uyandırıyordu. Neredeyse bir devrimdi bu.
Ama Avcı: Kış Savaşı sanki böyle bir şey hiç olmamış gibi davranıyor. Film önce geriye gidiyor ve avcının ve ilk aşkının hikâyesinin başlangıcını anlatıyor. Ravenna'nın kötüleştirdiği kız kardeşi Freya'nın tıpkı yeniçeriler gibi devşirdiği çocukları eğittiği ve bir orduya dönüştürdüğü bu bölümde Avcı ve kız arkadaşı tanışıyor, evleniyor ve ayrı düşüyorlar. Sonra film yedi yıl sonrasına atlıyor. Ve öğreniyoruz ki Pamuk Prenses, Prens ile evlenmiş! İlk filmin avcı-prenses birlikteliği vaadi silinmiş! Sonrasında avcı ile karısının bir araya gelişi, tuhaf 7 cücelerle karşılaşması ve kaçırılan aynayı ele geçirmeye çalışmasının hikâyesi anlatılıyor. Bence ilk film tuhaflığıyla daha çekiciydi. Ve hiç olmazsa sınıf hiyerarşisini kıran bir yanı vardı. Bu filmde onlar da yok. Yine de Charlize Theron, Emily Blunt, Jessica Chastain ve Chris Hemsworth var.

Bildiğimiz sahneler
Kral İçin Hologram (KİH) bildiğimiz sahnelerle açılıyor: Amerikalı kahraman tuhaflıklarla dolu bir Ortadoğu ülkesinde, "Benim burada ne işim var" edasıyla dolaşıyor. İnsanlar hep irrasyonel ve sahtekâr. Fakat karısıyla ayrılmış, kızının üniversite parasını nasıl ödeyeceğini düşünen kahramanımız sonunda aşkı bu ülkede bulmasın mı? Mekân, ABD'nin sevgili dostu Suudi Arabistan, bu arada. Vasat bir film, her haliyle KİH. Yine de Araplarla bu kadar yakınlaşabilen bir Amerikalı kahraman içermesini iyiye delalet diye yorumlayabiliriz.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 23.04.2016 09:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol