02 Eylül 2016 Cuma 09:04
Gözümün bebeği Selanik, gel de geleyim!

Temmuz ayında karavanlarımızla Yunanistan’a gerçekleştirdiğimiz ve iki haftayı aşkın süren turumuza dair iki haftadır izlenimlerimi günce tadında sizlerle paylaşırken, Yunanistan’ın insanlarından, yemeklerinden, tanıştığımız yeni arkadaşlardan, keşfimize konu olan her şeyden bahsetmeye çalışıyorum. Geçen iki hafta Alexandroupoli ve Thassos üzerine demlenen yazımın bu haftaki odağında ailecek gözümüzün bebeği Selanik var.

Selanik’i sanırım altıncı ziyaret edişimiz... Birisi çıkıp da, “Selanik’e gidelim mi?” dese, yine heyecanlanır, yine “Haydi, ne zaman çıkıyoruz yola” derim. Sıkılmam. O derece seviyorum, seviyoruz hesab’edin işte. Selanik’te daha önce hostelde kaldık, apartta kaldık, Vosvos sayesinde tanıştığımız Dimitri ve Tina dostlarımızın evinin önünde bile kaldık. Bu sefer beş karavan birlikte olduğumuz için ve Selanik’in içerisinde araç park etmek gittikçe zor hale geldiğinden ötürü, merkeze 5 km uzaklıkta bulunan ve aslında sadece park yeri olarak kullanılan bir alanda iki gece konakladık. Selanik’e taksi ile gidip geldik ve her seferinde sadece 8 avro ödedik.

Eftapyrgio’dan kente bakış

Gezmeye başlama noktamız Beyaz Kule’nin önüydü. Beyaz Kule, Osmanlılar döneminden kalma bir simge eser. Günümüzde müze olarak kullanılan yapı Selanik’in en bilinen ikonu. Zamanında esirlerin zindanlarda tutulduğu, bir esirin gizlice kulenin bir kısmını beyaza boyadığı ve bu tarihten sonra da Beyaz Kule olarak anıldığı rivayet ediliyor. Yunanlılar, Beyaz Kule’ye “Lefkos Pyrgos” diyorlar. Hatta bu yeri sormak istediğinizde “White Tower” diye sorarsanız anlamayanlar bile olabiliyor.

Beyaz Kule’nin önünden kalkan “Sight Seeing Thessaloniki” üstü açık otobüsüne binmeye karar verdik. Bir kenti özümsemek için bolca yürümek ve bu şekildeki üstü açık bir otobüsle gezmek en doğru yol. Biz ilk gün hem yürüyüş, hem de böyle bir otobüsle gezinti koyduk plana. Selanik’teki ikinci gün de uzun denecek bir yürüyüş ile Selanik’i gezdik diyebiliriz. Ne kadar mı yürüdük: 13 kişi olmamıza rağmen, ilk gün 9 km civarında, ikinci gün ise 12 km civarında yürüyüş yaptık Selanik sokaklarında!

Özgürlük alanı Aristo Meydanı

Vakit azalmasın, Selanik’te uzun uzadıya gezelim istiyorduk. Yine taksilerle Selanik merkezine indik. Bugün rotamız Aristo Meydanı’nda başlıyordu. Sabah akşam cazibe merkezi olan bu meydan özellikle akşam güneş batışından hemen önce çok özel bir hale bürünüyor. Şu an bir kısmı ev, bir kısmı da otel olarak kullanılan tarihi binaların gölgeleri tüm meydana vuruyor. Her milletten genci yaşlısı meydandaki banklarda, yerlerde, çimenlerde keyif çatıyor. Sokak sanatçıları marifetlerini sergiliyor. Bu meydan gerçekten özgürlükler alanı.

Biz de Aristo Meydanı’ndan yola çıkıp tarihi kalıntıların bulunduğu Forum’a, ardından da Bit Pazarı’na yöneldik. Her gün açık olan pazar bir sokağın sağlı sollu dükkanlarından ve avludan oluşuyor. Bit Pazarı’ndan ufak tefek alışverişin ardından istikamet iç içe bulunan Kapani Çarşısı ve Mediano Market’ti. Envai çeşit şeyin bulunduğu bu yerler Tahtakale, Mısır Çarşısı tadında pazarlar. Çarşı içindeki Modigliano Cafe ise buraların en güzel kahvesini yapan yerlerden. Eh, Türkiye’de de öyle değil midir? Avlu içindeki kıraathanelerde satılan çaylar en demli, en taze, en tavşankanı olanlar değil midir?

Sonraki durağımız ise Mustafa Kemal’in müze olarak derlenen eviydi. Buraya giderken Rotondo ve Kamara’nın önünden geçip, ufak kiliseyi de ziyaret etmeyi unutmadık. Yüzlerce objenin de sergilendiği evde Mustafa Kemal’in mumyadan heykelleri de bulunuyor. Her odasını titizlikle gezen arkadaşlarımızla bahçede bir hatıra fotoğrafı çektirip, kapı önünde ikram edilen demli çaylardan içmeyi ihmal etmedik. Buradan sonra Hagia Sophia Kilisesi (Aya Sofya) ziyaret noktamızdı. Ama kilise ne yazık ki kapalıydı. Dışardan fotoğraflarını çektiğimiz kilise, İstanbul’daki Aya Sofya ile benzer mimari ve teknik özellikler taşıyor. Ama ona göre daha ufak bir yapı olduğunu belirteyim.

Aya Sofya Kilisesi’nin hemen birkaç alt sokağında enfes tatlılar üreten Konstantinidis Pastanesi var. Mübadele sonrasında buraya gelen ve İstanbul’dan geldikleri için Konstantinidis soyadı verilen ailenin açtığı pastanenin geçmişi çok eskilere dayanıyor. Aslen Niğdeli olan aile 1923’te Selanik’e göç ediyor. Hemen profitol ikramıyla başlayan mekan turumuz, dondurma ile son buldu. Pastanenin şu andaki işletmecisi Yorgo ile uzun uzun sohbet ettik. Kendisine bu denli özenli bir işletme yarattıkları için teşekkür edip, ziyaretçi defterine uzun uzun güzel şeyler yazdık.

İyice yorulmuştuk. Bir yorgunluk birası için Ladadika’ya yürüyecek kadar enerjimiz vardı ama. Selanik merkezinin bir nevi Nevizade’si sayılan Ladadika’da yer alan bir kafede buz gibi biralarımızı içip günün muhasebesini yaptık. Ardından araçlarımızın bulunduğu park alanına gidip uykuya hazırlandık. Çünkü yeni bir yolculuk hikâyesi, yeni günle birlikte bizi bekliyordu.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 02.09.2016 09:04
Anahtar Kelimeler:
AraçAvroÇarşıAile
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol