03 Ağustos 2016 Çarşamba 10:23
Gazetecilikte de  liyakat esas olsun mu?

2010 Anayasa değişikliği referandumu sırasında demokrasi pıtırcıklarının ağızlarından düşürmediği bir laf vardı: Demokrasisi gelişmiş toplumlarda kimse genel kurmay başkanının adını bilmez. Fettullah Gülen o referandum için “İmkân olsa mezardakilere bile “evet” oyu verdirmeli” diye aşka geliyor, el ele darbelerle hesaplaşıyorlardı. “Hayır” diyenlerin payına ise “darbecilik” düşüyordu. Keser döndü, sap döndü, gün geldi hesap döndü. Genelkurmay başkanının adını unutma amacıyla çıkılan o yolda şimdi tüm komuta kademesinin ismini ezbere biliyoruz. Onunla da kalmıyor, gece gündüz Cemaat-AKP koalisyonunun en güçlü günlerinde darbecilik suçlamasıyla tutuklanarak mağdur edilen eski askerleri dinliyoruz. Onların sürekli tekrarladıkları bir şey var: Orduda ve devlet kadrolarında “liyakat” esas olmalı. Herkesin en esaslı çözüm önerisi bu. Liyakatın tam tersi de sızma, haksız yollarla sınav kazanma, yükselme, paye, makam elde etme. Peki TSK için devlet kadroları için birinci şart liyakat derken, ideal demokrasilerde dördüncü güç olduğu savunulan gazetecilik için niye bunu hiç dillendirmiyoruz? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi bu.

Politik doğruculuk açmazı
Bir politik doğruculuk cephesi mevcut. Bir gazetecinin çatısı altında çalışan herkesi otomatikman “gazeteci” kabul ediyor. Evet, iktidarın herkesi bir çuvala doldurduğu ortamda, çuvalda liyakatına inandıklarımızı ayırmak için “gazetecilik suç değildir” önermesine sığınmamız doğal. Ancak bu önerme, o kadar esnek ki, herkes için her şekilde kullanılabiliyor. Bu bir politik doğruculuk açmazı. Bu açmaz, bir gazetenin içine sızmış operasyon aygıtlarına da kalkan olabiliyor. Kimi operasyon aygıtlarını da gazeteymiş gibi algılatabiliyor. Bunları gördük. Kimi operasyon aygıtlarının (kişi ve kurum olarak) toplu listelere şıpınişi eklendiklerine şahit olduk. Kimi zaman bir ismin o listede yer almasına yüreğimiz el vermese de itiraz edemedik.

Kullanışlı aptallık açmazı
Operasyon aygıtı olarak kullanılan gazetelerdeki kimi gazeteciler kendilerini “kullanışlı aptaldım” diye, kimisi de “kandırıldım” diye savunuyor. Mümkündür; beşer şaşar. Peki bu kullanışlı aptal olma, kandırılma konusu “liyakata” ters değil midir? Bir gazeteci sadece “kandırıldım” diyerek bir işin içinden sıyrılabilir mi? Kandırıldığını iddia eden gazetecilerin, o dönemde haber kaynaklarıyla kurdukları ilişki ne kadar sağlıklıydı? Bunlar kesinlikle incelenmeye muhtaç detaylar. Bir kez daha kendimizi kandırmayalım. Kimi gazeteci diye savunulanların gazeteci olmadığını da haykırabilecek bir cesarete ihtiyaç var. Elbette bazılarını ayırabiliriz ama kör bir politik doğruculukla bütün sızıntıları savunmak zorunda değiliz.

Servis aracı olma açmazı
Olağanüstü günlerden geçsek de geçen iki haftanın yazılarında üzerinde ısrarla durduğum bir konu var. Servis edileni olduğu gibi yayınlamak gazetecilik midir?
Orduda devlet kadrolarında “liyakatı” sorgulayanlar, gazetecilik mesleğinde bunu niye ıskalıyorlar? Bu yeni bir alışkanlık değil ama bugünlerde yerini sağlamlaştırıyor. İktidar ve belirli odaklar tarafından servis edilen her şeye sorgulanmaz gerçek muamelesi yapmak, gazetecilikte liyakata terstir. Geçmişte de çokça böyleydi ama bugünlerde neredeyse mesleğin icra ediliş şekli haline geldi.

Gazeteciyi devlet tanımlamamalı
Her şeyden önce gazeteci tanımını “bağımsız” olarak yapacak üzerinde uzlaşı olan bir meslek örgütüne ihtiyaç var. Devlet tarafından verilen “Sarı Basın Kartı” bir insanı gazeteci yapmaz, yapmamalı. Çünkü acı ve kanlı bir tabloyla gördüğümüz üzere devlet, çeşitli yollarla sızarak ele geçirilen bir mecra. Ayrıca “sorgulama” , “denetleme” gibi misyonları olan bir meslek, Türkiye gibi hâlâ darbe tehlikesine maruz kalan demokrasilerde devlet tarafından tanımlanmamalı. Eski komutanlara, “siyasilere neden bu sızmaların önüne geçilmedi?” diye sorulabiliyor eyvallah. Bir aşamadır. Peki gazeteciler kendi mesleklerine olan sızmaların önüne geçebiliyorlar mı? Öyle bir bağımsız örgütleri var mı? Akmaz, kokmaz politik doğruculuktan azade; bu darbeci aparatçiklerinin bu meslekte ne işi var diye soracak bir samimiyet var mı?

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 03.08.2016 10:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177