10 Mayıs 2016 Salı 16:02
Fukuşima üzerinden nükleer santrallere bakış

Çernobilin 30.yıl dönümü fakat Çernobil’in etkileri bugün hala devam ediyor.Biz de Çernobil felaketi üzerinden Fukuşima’ya bakalım dedik. Yakın zamanda Fukuşima’ya bir ziyaret gerçekleştiren Nukleersiz.org koordinatörü aynı zamanda Yeşil Gazete iklim enerji editörü Pınar Demircan’a Çernobil felaketi hakkındaki yorumlarını, Fukuşima’ya ne amaçla gittiğini ve oradaki son durumu sorduk

Pınar Demircan: Artık herkesin bildiği bir gerçek var ki Avrupa’da 600 milyondan fazla insanın sağlığını olumsuz etkileyen hatta 2056 yılında 240 bin yeni kanser vakasının olacağı iddia edilen Çernobil felaketi, tolerasyonu mümkün olmayan ekolojik sorunlara yol açtı. Fakat esas düşünmemiz gereken Çernobil tek başına yeterince ürkütücüyken Çernobil kazası gibi tehlike derecesi 7 olan bir başka nükleer santral kazasının 25 yıl sonra yaşanabilmiş olmasıdır ki bu da bize zaman ve bilim ilerlese de değişmeyen bir şeyler olduğunu, sorunun tekrar ettiğini söylüyor.

Fukuşima’ya birkaç kez gittin galiba değil mi? Geçen sene Fukuşima izlenimlerini 1-2-3-4 yazı dizisi olarak yazmıştın.

Evet aslında iki senedir Fukuşima’nın anma yıl dönümü etkinliklerine farklı sivil toplum örgütlerinin davetiyle katılıp ilk ağızdan bilgi alma, okuduklarımı pekiştirme fırsatı buluyor akabinde paylaşmaya çalışıyorum. Bu konuda son 3 yıldır Japonca ve ingilizce kaynaklardan ciddi bir arşiv yaptım diyebilirim. Aynı zamanda Avrupa’daki bazı etkinlikleri de takip ederek farklı ülkelerden aktivistlerle bilgi alışverişi yapmaya çalışıyorum. Çünkü nükleer santraller aslında bir zincirin içinde yer alıyor, uranyumun çıkarılmasından, nükleer santralin işletilmesine oradan atık problemine, bu atıkların işlenerek nükleer silahların yapılmasına kadar çok uzun ve çetrefilli bir süreç bu, üstelik her süreç doğal olarak birbirini besliyor yani birbirinin müşterisi, üstelik bu alışveriş küresel çapta gerçekleşiyor. Dolayısıyla doğru bilgiye ulaşmak aynı zamanda bu gelişmelere karşı oluşan reaksiyonları izlemek sırasında başka ülkelerden aktivistlerle bağlantı kurmak için çok çeşitli etkinlik ve organizasyonları takip etmek faydalı oluyor.

Peki benzer şekilde Fukuşima’yı izledin, nedir Fukuşima’daki güncel sorunlar ? Radyoaktif kirliliğin boyutları?

Herşeyden önce 3 reaktörde de çekirdek erimesi olduğu robotlu muon ışıklı araştırmalarla kanıtlandı, raporlara göre çok yüksek radyoaktivitenin yer altı suyuna karıştığı düşünülüyor ki bu durum, önümüzdeki on yıllar içerisinde çok büyük sorunlara yol açabilir. Diğer taraftan Fukuşima nükleer santralinden her gün 300-400 ton radyoaktif su denize dökülüyor. 2 yıldır bu radyoaktif suyun biraz önce bahsettiğim tanklarda toplanmasına çalışılıyor, toplanan radyoaktif suyun miktarı ise bugün tam 800 bin ton! Her geçen gün daha fazla biriken suyun miktarının birkaç yıl içerisinde şimdiki miktarı 2’ye 3’e katlayacağı düşünülüyor. İleride yer sıkıntısı çekilmesin diye radyoaktif suyun filtrelerden geçirilerek sezyum ve stronsiyumdan arındırılmak suretiyle denize boşaltıldığı Tokyo Elektrik şirketi (TEPCO)’nun kendisi tarafından da açıklandı. Fakat sorun olan şu ki su, bu materyallerden arındırılmış olsa da trityum söz konusu! Trityum hidrojen izotopudur ve sudan ayrıştırılması mümkün değildir.

Yeraltı suyunun santralin içeri girme sebebi ise, Fukuşima nükleer santralinin yüksekliği 30 metre olan bir tepenin dinamitlerle patlatılarak düzleştirilmesiyle kurulmuş olmasıdır. Açıkçası bu, bana Akkuyu nükleer santrali için arazinin nasıl dinamitlerle patlatılarak düzleştirildiğini hatırlatıyor. Kısacası böyle işlemlerin neticesinde Fukuşima’da yeraltı suyu yüzeye yaklaşmış olduğu için sürekli santralin içine dolarak santralin içindeki radyoaktiviteyle karışıyor ordan da doğruca denize akıyor. Yeraltı suyunun reaktörlere karışması önlenemediği için de santralin sahibi ve işletmecisi (TEPCO) çareyi bence “zihni sinir bir proje”olan buzdan duvar yapmakta bulmuş. Maliyetini hükmetin üstlendiği projenin bedeli ise 404 milyon Dolar. Oysa 2011 Temmuzda TEPCO 1 milyar Doları fazla görmeyip reaktörlerin çevresine duvar örmüş olsaydı bu radyoaktif su böylesine kontrolden çıkmayacaktı.

Buradan Fukuşima’ya bakacak olursak , henüz 5 yıl oldu Fukuşima’da neler yaşanıyor?

Fukuşima’da maalesef tehlike büyük fakat Çernobil merceğinden görünen o ki felaketin boyutları önümüzdeki on yıllar içerisinde anlaşılacak. Çernobil nükleer santral kazasıyla Hiroşima atom bombası atıldıktan sonra yayılan radyasyonun 250 kat radyasyon yayıldığı söylenir hatta bazı kaynaklarda bu 400 katı olarak verilir. Fukuşima’da 3 reaktörde patlama meydana geldi ve sadece sezyum Çernobil’de yayılan sezyumun 168 katı. Atmosfere yayılan radyoaktivitenin dışında bir büyük tehlike de geçen sene robotların ve muon ışınının kullanılmasıyla anlaşıldı. 3 reaktörde de çekirdek erimesi olmuştu. Çekirdek erimesi olarak tabir edilen olay reaktörün içindeki yakıt çubuklarının koruma kazanının altından akmasıdır ki bu durumda yakıt çubuklarındaki yoğun radyasyonun yer altı suyuna ve toprağa karışması çok yüksek ihtimaldir. Ancak bu konuda da hükümet ve TEPCO yanlısı açıklamalar “çekirdek erimesi “oldu ama yer altı suyuna ve toprağa kesin karıştığını söyleyemeyiz” şeklinde açıklamalar yapabiliyor. Bir başka tehlike de patlamalar olmadan önce aktif durumdan çıkarılarak havuza alınan yakıt çubuklarının durduğu 4. Reaktörde. Bir reaktörde yakıt çubuklarının periyodik olarak yenileriyle değiştirilmesi gerekir, kullanılmış yakıt çubukları havuza alınır ancak mütemadiyen yüksek ısı taşıdığı için soğutma işlemi sürekli devam etmelidir, başka bir yere nakli ise ancak 10-20 yıl sonra mümkün olabilir. Bu da demektir ki 3 reaktöründe patlama ve ardından çekirdek erimesi yaşanmış santralde bir başka deprem ve ya dış etkiyle veya soğutulmasında problem olması halinde patlamaya hazır 500 adet yakıt çubuğu bulunuyor .

Diğer taraftan bu teknik konulardan pek de haberi olmayan halkın Nükleer kaza sonrasında gösterdiği ilk tepki evlerini hükümetin ve TEPCO’nun bu tehlikeli oyuncağı sebebiyle aniden terk etmek zorunda kalması olmuştur. Özellikle radyasyonun tehlikesinin bilincinde olan ve olmayanlar arasındaki fikir ayrılıkları pek çok ilişki biçimi içerisinde tartışma ortamının doğamasına yol açtığı ifade ediliyor.

Bugün ise tartışmanın yönü hükümetin ülkedeki nükleer santralleri yeniden çalıştırmak istemesine karşı direnişe evrildi. Direkt Fukuşima’ya ilişkin açaılan davalar, suç duyuruları, açılmak istenen santrallere karşı yaşam hakkını savunan insanların mücadelesi bizdeki ÇED davalarına karşı bol protestolu direnişlere benziyor. Bununla beraber halkın bir kesimi de mücadeleden yıldı . Hükümetin hafifsediği ve görmezden geldiği süreç topluma bıkkınlık olarak yansıdı. Hükümet ve TEPCO yalanlarını bilim insanlarının, halkla ilişkiler uzmanlarının kanalıyla yaptığı için de bazı insanlar bu yalanlara kanabiliyor. Örneğin Fukuşima Daiichi nükleer santralinin bulunduğu alandan radayasyon yayılımı sebebiyle zorunlu olarak tahliye edilen 126 bin kişiye son 6 aydır “Radyasyon yoktur, evinize dönün” çağrısı yapılıyor. Tabi bunun esas sebebi devletin zorunlu olarak tahliye ettiği insanlara ek yaşam desteğini maliyet yükü oluşturduğu için kesmek istemesi , tazminatlar da cabası.

Peki insanları dönmeye ikna etmek için bir şey yapıyorlar mı?

P:Elbette. Akkuyu reklamları kadar olmasa da bunun için Hükümetin başvurduğu yollar var . Fakat şunu söylemeliyim ki bence Japon hükümeti oldukça acımasız zira Çernobil’ de 1-5 mSv olan bölgeler tahliye hakkı olan bölgelerken Japon hükümeti Fukuşima öncesinde yıllık 1 mSv olan radyasyon maruziyet sınırını 20 mSv’e yükseltti , hem de bunu 2 yıl önce yaptı. Bu oranın insanların evlerine dönmesi için yükseltildiği ortada zira maruziyet seviyesi yetişkinler ve çocuklar için farklı olursa kimse dönmek istemez. İnsanların dönmesi için de önce ilk ve orta dereceli okulların açılmasına çalışılıyor.

Peki Fukuşima’da açığa çıkan radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkileri neler?

İşin sağlık boyutu üzerine maalesef son araştrmalar daha 5.yılında 116 çocukta tiroit kanseri tanısı konduğunu söylüyor. Bu konuda yapılan yeni güncel araştırmalar da var mesela Nükleer Kavaşlara Karşı Uluslararası Hekimler(IPPNW) Avrupa başkanı ve aynı zamanda Nükleersiz.org kurucularından Dr Angelika Claussen ile yine IPPNW’den Alex Rosen’in önceden rapor olarak hazırladıkları ardından güncel veriler üzerinden geliştirdikleri Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri adlı kitap çok önemli bilgiler içeriyor. Avrupa Çernobil Ağının bir üyesi olan Yeşil Düşünce Derneği /Nukleersiz. org’un Çernobil’in 30. Yıldönümü için organize ettiği kapsamda Dr. Claussen kitabı 27 Nisan Çarşamba günü Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın davetiyle TBMM’de gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıttı. Kitap çok yakında Türiye genelinde okuyucularıyla buluşacak dolayısıyla pek çok soru da bu şekilde cevabını bulacaktır.

Türkiye Büyük Millet meclisinde yaptığınız basın toplantısı kapsamında galiba bir de Çernobil Tasfiye memuru yer aldı ve Çernobil’deki nükleer kaza sonrasında yerine getirdiği tasfiye işleri hakkındaki tanıklığını anlattı değil mi?

Evet, yine bahsettiğim Avrupa Çernobil Ağı haftası etkinlikleri kapsamında Dr Angelika Claussen’in kitap tanıtımı dışında Bay Schumchenko TBMM’de Çernobil tanıklığını anlattı. TBMM’deki basın toplantısında ilk defa bir Çernobil tasfiye memuru da konuşma yaparak Çernobil nükleer faciası tanıklığını anlattı. Aynı akşam Ankara Nükleer Karşıtı Platform ‘un evsahipliğinde organize edilen panelde Schumchenko , Dr Claussen ve ben sunumlar yaparak Çernobil ve Fukuşima’nın gerçeklerine dair paylaşımlarda bulunduk .Dr Claussen ve Bay Schumchenko 30 Nisan’da da Mersin Nükleer karşıtı Platform’un ev sahipliğinde birer konuşma yaptı. Aslında Bay Schumchenko 24 Nisan Pazar günü büyük Sinop Mitingi’nde de bir konuşma yaparak Sinop halkına yaşadıklarını anlatmıştı bu konuşmanın tam metnini içeren miting haberimiz 28 Nisan günü Yeşil Gazete’de yayınlandı. Umuyoruz ki O’nun tanıklıklarını anlatması Sinop’ta ve Mersin’de hatta İğneada’da nükleer santrallerin kurulmasının planlandığı bir dönemde nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuza dair fikirlerin somutlaşmasına yardımcı olmuştur.

Gıda konusunda ne gibi sorunlar yaşıyorlar ? Fukuşima’nın bir tarım kenti olduğunu biliyoruz, bu ürünlerin tüketilmemesi yönünde bir eğilim var mı?

Bir kısım vatandaş hiç umursamıyor hatta bazı insanlar gidip özellikle Fukuşima’da yetiştirilen ürünlerden satın alıyor hatta özellikle internetten sipariş veriyor . Amaçları Fukuşima’nın ekonomisini desteklemek. Yine de ben Fukuşima’dan sipariş ettikleri ürünü besin olarak gördüklerinden şüpheliyim. Neyse ki bir kısım vatandaş daha gerçekçi ve hükümetin radyasyon ölçüm hizmetlerine güvenmediği için kendileri bir araya gelerek radyasyon ölçüm merkezleri kurmuş durumda . Bu merkezlerde ağırlıklı olarak Belarus ve Almanya’dan edinilen ekipmanlarla radyoaktif iyot, sezyum 137 ve stronsiyum 190 ölçümleri yapılıyor . Besindeki radyasyon dozunu ölçen ekipmanlarla insan vücudundaki radyasyon dozunu ölçen cihazlar da farklı. Bu merkezlerde çocuklar için tiroit testleri de ücretsiz gerçekleştiriliyor .

Nasıl bir sistem var? Biraz daha açar mısın mesela Devletin bir desteği yok mu bu merkezlere yönelik ?

Maalesef yok , bize görevlilerin yaptığı açıklama devletin hiçbir şekilde bu çalışmaları desteklemediği ancak bazı ölçüm merkezlerininbelediye bünyesinde faaliyet gösterdiği yönünde oldu . Ölçümlere gelince ki bence çok önemli bir nokta , zira alışveriş ile tüketim arasına bir basamak daha girmiş oluyor, bir bakıma yaşam alışkanlıklarında bir değişiklik demek bu . Örneğin 1 kilo pirinciniz var bunun 50 gramını bu merkeze götürerek form doldurmak suretiyle kontrol ettiriyorsunuz , sonra da olumlu olumsuz sonucunu alıyor ve besinde radyoaktivite varsa imha ettiriyor yoksa iç rahatlığıyla pişirip afiyetle yiyorsunuz. Ben bunu biraz organik ürün arayışına da benzetiyorum.Nasıl ki tarım ilaçları suni gübre kullanmadan önceki tüketim alışkanlığımız özel arayışlara evrilmek zorunda kaldıysa radyasyonla yaşamak da bizi araya giren kontrol basamaklarıyla tanıştırıyor. Üstelik her bir aşamadaki hizmet de ücretli .

Bir de süregelen radyoaktif temizlik (dekontaminasyon) çalışmaları var galiba ,aynı Çernobil’deki gibi tasfiye memurları var değil mi?

Evet Fukuşima bölgesinden çıkarılan radyoaktif toprak ve katı atık miktarı 43 milyon ton olarak açıklanmıştı. Bunları 1’er tonluk plastik çuvallara doldurmak suretiyle 12 ayrı eyalete dağıttılar. Bugün bu radyoaktif atıklar, atık yakma tesislerinde imha ediliyor ve imha sonrası açıklanan radyoaktif atık miktarı 9 milyon ton. Japonya atık yakma konusunda fazla agresif yani standartın çok üstünde hedefler belirlemiş durumda, bu miktar yılda 22 milyon ton. Fakat bir sorun var ki ABD, Üç Mil adasındaki kazadan sonra radyoaktif atık yakma işlemini terk etmiş gerekçesi de yakılarak atmosfere karışan radyoaktivitenin ekolojik riskler içermesi ki insan sağlığı açısından ortaya çıkabilecek sorunlar da bunun bir parçası.

Peki bu durumdaki Japonya nükleer santral teknolojisini ihraç etmeyi nasıl düşünebiliyor ?

Aynı soruyu sorduğumda benim aldığım cevap Japonya’nınbaşka ülkelerle nükleer santral anlaşmaları yapmasının arkasında kullanamadığı teknolojiyi ve insan kaynağını değerlendirmenin bir yöntemi olduğu yönünde olmuştu ki bu kabul edilebilir gibi değil!

Sinop’a ilgi nasıl Japonya’da? Bu sene katıldığın organizasyonda sanırım biraz da Sinop’u anlattın, Japonya’daki nükleer karşıtlarının bakışı nasıl meseleye?

Geçen sene Sinop’ta 30 bin civarında kişinin katılımıyla gerçekleşen nükleer karşıtı miting Japonya’da ilgi uyandırdı . Bu haberi Sinop’tan bir arkadaşımın fotoğraflarıyla Japan Days adında iyi tanınan bir dergiye göndermiştim,yayınlandı, sonrasında da derginin yayıncısı Sinop’la ilgili yazı istemeye başladı. Bu vesileyle Mart ayında Tayvan, Güney Kore, Hindistan ve Filipinler’den aktivistlerin de davet edildiği organizasyonda ve ardından Fukuşima anma haftasına özel olarak Japonya’da toplanan Dünya sosyal forumu kapsamında Türkiye Nükleer Karşıtı Platform bileşen ve temsilcileri olarak Sinop nükleer karşıtı platform koordinatörlerinden Metin Gürbüz ile birlikte katıldığımız panel ve toplantılarda sunumlar yaptık . Bu sunumlarda Sinop’u ve tabi biraz da anlı şanlı nükleer tarihimizi anlattık . Tokyo Gazetesi bizimle röportaj da yaptı, Japonyadaki insanlara mümkün olduğunca Çernobil tecrübemizi ve nükleer santrallerle neden yaşamak istemediğimizi detaylarıyla anlattık. Açıkçası, Japonya tarafından kurulması planlanan nükleer santral, Japonya’daki sivil toplum örgütlerini aktivistleri fazlasıyla rahatsız ediyor. Bu bağlamda meseleyi daha iyi anlamak için de Japonya’nın nükleer teknolojisini ihraç etme planları yaptığı ülkelerin aktivistleriyle dayanışma yolunu önemsiyorlar ki, bence de bu çaba çok değerli. Bu bağlamda ben de Türkiye’de nükleer santrallere karşı 40 yıldır yürütülen yerel, ulusal mücadelenin, uluslararası dayanışma göstermek suretiyle küresel nükleer lobinin karşısındaki pozisyonunu güçlendireceğine inanıyorum.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 10.05.2016 16:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177