29 Şubat 2016 Pazartesi 07:22
Evet mesele sadece birkaç ağaç değil

DOĞU EROĞLU dogueroglu@gmail.com

Cumhurbaşkanı “Yavru Geziciler” sözleriyle, yandaşlar ise akıl almaz senaryolarla yaşam alanlarına sahip çıkanları hedef alsa da Artvinlilerin direnişinin haklılığını yurdun dört bir tarafındaki madenlerin yarattığı tahribatlar bir kez daha kanıtlıyor. Antalya’dan Kütahya’ya, Kaz Dağların’ndan Muzur Dağları’na Anadolu madenlerin yarattığı yıkımın örnekleriyle dolu. Özetle bugün tüm Artvin’in direndiği maden arama projesinin birkaç yıl içinde kenti getireceği durum sır değil. Artvinlerin önünde Murgul, Ulukışla, Efemçukuru, Finike, Kütahya gibi madenciliğin yaşamı dışladığı örnekler kılavuz olarak duruyor.

ARICILIĞI BEKLEYEN TEHLİKE

Antalya Finike’de kurulan taş ve mermer ocaklarının portakal ve bal üretimine yaptığı yıkıcı darbenin benzeri, madencilik projelerinin hayata geçirilmesi halinde Artvin için de geçerli olabilir. Finike’de tüm bölgeyi kaplayan toz, portakalda hem rekolteyi hem de kaliteyi geriletti. Mermer tozlarının içinde biriktiği baldaysa üretim durma noktasına geldi. Şirketler ve idarece, maden projelerine ev sahipliği yapması istenen Cerattepe yakınlarındaki Hatila Vadisindeki arıcılık faaliyetlerinin de tozlanmadan etkilenme ihtimali bulunuyor. Kafkas arı ırkının gen merkezi olan Artvin’de, Artvin İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün verilerine göre, 2014’te 103 bin ton bal üretildi. Benzer bir kirlenme olayı, 2000’li yılların başında Kemerköy Termik Santralından salınan baca gazlarının narenciye üretimini etkilemesiyle de yaşanmıştı. Santral yakınlarında mandalina üreten Muğla Milaslı çiftçi Hüseyin Öner’in, dörtte üç oranında azalan ve kalitesizleşen üretimden ötürü açtığı dava 10 yıllık hukuk mücadelesinin ardından santral aleyhine bitmişti.

ARVİN'İN SUYU DULKABİR GİBİ OLACAK MI? 

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesindeki Gümüş Köyünde, Eti Gümüş tarafından işletilen gümüş madeninde, gümüşü diğer toprak ve kaya tabakalarından ayırmakta kullanılan siyanür havuzlarına dayanak oluşturan setler Mayıs 2011’de çökmüş, havuzlarda tutulan siyanürün bir kısmı toprağa karışmıştı. Eti Gümüş ihmali reddetmiş ve kazanın ardından üretimi sürdürmüştü. İzleyen aylarda Dulkadir Köyü’nde pek çok köylünün zehirlenmeye bağlı sağlık sorunları yaşaması ve hayvanların zehirlenerek can vermesi üzerine kamuoyunun dikkati tekrar siyanürlü gümüş madenine çevrilmişti. Maden arama projeleri benzer bir riski Artvin için de geçerli kılıyor. Daha önce Artvin kent merkezinin içme suyu ihtiyacının önemli bölümü Çoruh Nehrinden karşılanırken, nehir üzerine inşa edilen Deriner Barajının su tutmaya başlamasıyla birlikte farklı kaynaklar hayati önem kazandı. Kentin su ihtiyacında hayati konuma gelen kaynaklar, madencilik faaliyetinde çıkan pasanın (aranılan maden dışındaki artıklar) yağmur suyuyla temasının ardından havaya geçen kimyasalları tutma riskiyle karşı karşıya.

MURGUL ÖRNEĞİ; 400 KAT ÇİNKO, 200 KAT KURŞUN 

Bu tip bir kirlenme, yine Cengiz Holdingin sahibi olduğu Eti Bakırın Murgul’daki faaliyetleri sırasında da ortaya çıkmıştı. Çoruh Nehriyle birleşen Damar Deresindeki kirlilik, bu kaynağı kullanılabilir olmaktan çıkarmıştı. Su bakır, kurşun, çinko, kadmiyum ve demire rastlanmış, yapılan ölçümlerden suda normal sınırların 300 katı bakır, 200 katı kurşun, 400 katı çinko ve 45 katı kadmiyum bulunduğu tespit edilmişti.

MADEN PROJESİ SUYU KİRLETTİ

Tıpkı Cerattepe’de olduğu gibi, Niğde Ulukışla da çoklu bir maden projesiyle mücadele etmiş, yargı sürecinin sonunda Danıştay Ulukışla sakinlerinin arsenikli su içmesine izin vermemişti. Üstelik süreci uzatan, sudaki arseniğin raporlarla belgelenmesine karşın maden arama faaliyeti aleyhine karar almamakta direten yerel mahkeme olmuştu. Çinko, gümüş ve altın madeni arama projesi onaylandıktan ve şirket bölgedeki çalışmalarına başladıktan kısa süre sonra içme ve kullanma suyu kaynakları kirlenmişti. Bilirkişi raporlarıyla, sudaki arsenik miktarının üst sınırın yaklaşık üç katı olduğu tespit edildi. İçme suyu kaynağının kullanılmayacak hale gelmesine karşın yerel mahkeme Ulukışlalıların açtığı iptal davasını kabul etmedi. Nihayetinde Danıştay yerel mahkemenin ret kararını bozdu ancak sudaki kirlenmenin etkileri sürüyor.

ETKİ TÜM EKOSİSTEME 

İlk defa 2006’da deneme üretimine başlanılan Uşak Kışladağ’da, Bergama’daki altın karşıtı direnişten öğrenilenler idare ve şirketler tarafından titizlikle uygulandı ve direniş başlamadan kırılmak istendi. Arama çalışmalarında kullanılmak üzere madene getirilecek su hattının geçeceği İnay Köyü sakinleri direnip özel arazilerini satmadı, hattın meradan geçmesineyse izin vermedi. İş makineleri her şeye rağmen araziye gelince 3 gün süren direniş ise jandarma tarafından kırıldı. Madenlere karşı çıkanların “terörist” veya “vatan haini” ilan edildiği bölgede bugün 450 metre derinlikte ve 1000 metre çapında içi ağır metalli açık ocak faaliyette; buradan çıkarıldıktan sonra ekosisteme karışan pasa, kullanılan kimyasalları binlerce dönümlük alana yayıyor.



İzmir’in tek temiz yüzeysel su toplama havzası niteliğindeki Efemçukuru’ndaysa kirliliğin sebebi altın madenciliği. Bakanlar Kurulunun aldığı acele kamulaştırma kararlarına tek kişi dirense de maden faaliyetleri sürüyor. Efemçukuru’nda 1 Haziran 2011’de başlayan altın madenciliğinin su kirliliğine yol açtığı mahkeme kararıyla da tespit edildi ancak faaliyetler henüz durdurulmuş değil. Efemçukuru’ndaki madenciliğin suya boşalttığı ağır metaller, İzmir’in temiz su ihtiyacını karşılaması için planlanan Çamlı Barajını tehdit ediyor; denize kadar ulaşacak ağır metallerin ekosisteme vereceği hasarın boyutlarıysa bilinmiyor.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 29.02.2016 07:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol