29 Şubat 2016 Pazartesi 08:42
Erdoğan kişisel hırslarını bir kenara bırakmalı

RANJ ALAADDIN

Ankara’da geçtiğimiz Çarşamba günü bir askeri konvoyun geçişi sırasında gerçekleştirilen bombalı saldırı, bir yıldan az bir zaman dilimi içinde gerçekleşenlerin beşincisiydi. Bir zamanlar, sorunlu komşularına nazaran görece sakin görünen ülkede bugün şiddet eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşmış durumda.



Pek çok ülke gibi Türkiye de Suriye sınırında beş yıldan beridir süregelen ve artık uluslararası boyuta ulaşmış olan kanlı savaşın zorunlu kıldığı güvenlik önlemlerini karşılamakta zorlanıyor. Ama gelinen noktada, cihatçı grupların, kendi sınırları üzerinden Suriye’ye geçmesine ve Esat’ı devirmek amacıyla Türkiye’de askeri ve finansal faaliyetler yürütmesine göz yuman iktidar partisi AKP’nin de payı var.



Doğrudan sivilleri hedef alan saldırılar da dahil olmak üzere geçen yıl gerçekleştirilen terör saldırıları, İslam Devleti ve benzeri gruplara atfedildi. Bunların dışında kalan cihatçı gruplar ise, Suriye’de faaliyet gösteren El Kaide bağlantılı Ahraruşşam ve Nüsra Cephesi de dahil olmak üzere, kısa bir süre öncesine kadar Türkiye tarafından korunup kollanıyordu. Bununla birlikte Türkiye hükümeti Çarşammba günü gerçekleşen saldırıyı PKK ve onun Suriye kolu olan PYD’ye mal etmekte hiç zaman kaybetmemişti. Her iki örgüt de saldırıyla ilişkili olduğunu reddetti.



İki yıllık bir ateşkesin ardından geçtiğimiz yıl, Türkiye ve PKK arasında çatışmalar yeniden alevlendi. Bu durum Türkiye’nin, Kürt nüfusun yoğun olduğu güneydoğu bölgesindeki pek çok şehrin yıkımını beraberinde getirdi. Bununla birlikte eğer hükümetin Çarşamba günkü saldırılarla ilgili iddiaları doğruysa, çözüm için nasıl bir yol izleneceği meselesi de netleşecektir.



PKK ile mücadele Türk halkına yabancı değil. Örgüt yaklaşık 40 yıldan beridir Türkiye devletiyle savaş halinde. Bunun nedeni başlangıçta Kürtler için bir devlet kurulmasıydı, bugün amaçlanan ise ezilmiş ve hakları elinden alınmış 20 milyon Kürt’ün, siyasal ve kültürel hakları tanınarak topluma katılımı. PKK’nin, hükümetdışı örgütler, öğretmenler, sendikalar, halk tabanlı yerel örgütler ve daha pek çok sivil toplum unsuru içinde üye ve destekçisi bulunuyor.

Bütün bunlar Türk halkı nezdinde de, daha önceleri PKK’nin askeri güç kullanılarak yenilemeyeceğini söyleyen ve kalıcı ateşkes için örgütle masaya oturmak gerektiğini savunan cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından da sır değil.





Türkiye, Suriye’deki PYD gerçeğini kabullenmek zorunda kalabilir. Örgüt Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesinde fiili hükümet konumunda ve 20 yıl önce kendi özerk bölgelerini kurmuş olan Irak Kürtleri gibi, bu durumun kalıcı olması için gerekirse savaşmaya razı oldukları anlaşılıyor.



Başlangıçta Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimini tanımakta gösterdiği isteksizliğe rağmen, bugün Türkiye’nin Irak Kürtleriyle karşılıklı stratejik ve ticari çıkarlara dayalı güçlü ilişkileri var. Bunun bir benzerini 2012 yılından beri devletleşme yönünde gerekli adımları atmaya devam eden Suriye Kürtleriyle de tekrarlaması gerekebilir.

Suriye Kürtleri aynı anda hem ABD hem de Ruslardan aldığı destek sayesinde Suriye’deki askeri üstünlüğünü arttırmış ve Türkiye’nin olası bir müdahalesini püskürtebilecek bir konuma gelmiş durumda. Hal böyleyken sahadaki durum değişeceğe benzemiyor.



ABD, PKK ve PYD meselesinde nerede durduğunu gizlemiyor: Her iki grup da bugün IŞİD ile olan savaşta önemli müttefikler konumunda. Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta ABD’nin Türkiye’yi ya da PYD’yi seçmek zorunda olduğu yönündeki açıklamasına karşılık ABD, PYD ile ortaklığının pazarlığa açık olmadığını açıkça ortaya koydu.



Başta ABD olmak üzere Batı, Türkiye ve PKK arasında yeniden başlayan çatışmalarda üzerine düşeni yapmak zorunda. Bu ülkeler müttefikleri arasında artan gerilimin yatıştırılmasında aktif rol almakta yetersiz kaldılar, ama eğer PKK ve PYD’nin IŞİD’e odaklanmaya devam etmesini istiyorlarsa, barış sürecine aracılık etmek zorundalar.



Erdoğan’ın, tansiyonun, Türk halkının hiç de selametine olmayacak şekilde yükselmesine neden olabilecek belli amaçları var. Barışı, yapılması öngörülen referandumun getireceği gibi başkanlık yetkilerinin arttırılmasını arzuladığı kadar arzulamıyor. Tüm ümidi PKK ile olan çatışmanın milliyetçi oyları birleştirerek, kendisine, ihtiyaç duyduğu desteği temin etmesi yönünde. ABD başta olmak üzere Türkiye’nin müttefikleri, Erdoğan’ın bu tavrında ısrar etmesi durumunda üzerine düşeni yapmalı.



Erdoğan dünyadan her geçen gün daha da soyutlanıyor. Er ya da geç Kürtlerle barışmak ya da kişisel hırslarına yenilmek ve Suriye’deki cihatçı grupları her ne pahasına olursa olsun desteklemek arasında seçim yapmak zorunda kalacak. Son ikisinin uzun vadede Türkiye için PKK’den daha zarar verici olacağından kimsenin şüphesi olmasın.

The Guardian’dan çeviren: Defne Sarıöz

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 29.02.2016 08:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177