25 Ağustos 2016 Perşembe 08:23
Dr. Moreau’nun istikrar adası

Türkiye uzun zamandır sıcak bir savaşın bütün gelişmelerini yaşıyordu. Sadece “resmen” bir savaşın içinde değildi. 24 Ağustos 2016 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye sınırını hava ve kara birlikleriyle aşarak bu eksikliğini de giderdi!

Şöyle dışardan bakarsak görülebilecek şeylerin tümünü iki başlık altında toplayabiliriz:

Temmuzda askeri darbe, Ağustosta savaş!

Üst düzey bir yetkili, Suriye sınırının aşıldığı saatlerde canlı yayında şöyle diyordu:

-Türkiye bölgede bir istikrar adası olarak öne çıkıyor!

Mutlaka bir ada benzetmesi yapmak gerekiyorsa, ancak Dr. Moreau’nun (Moro) Adası ile bir irtibat kurulabilir. 1896’da Herbert George Wells tarafından yazılan kurgubilim roman, yönetmen Don Taylor tarafından 1977’de filme çekildi. Başrol oyuncusu Burt Lancester, Pasifik’te volkanik bir adada tuhaf araştırmalar yapan bir bilim insanını canlandırıyordu. Üstün bir akla sahip olan doktor Moreau, hayvanlara genetik müdahaleyle onları insan haline getiriyordu.

Tabii her denemesi de başarılı olamıyor, ortaya ne insan ne hayvan olan garip yaratıklar çıkıyordu.

Doktorun adasında kendi içinde bir düzen vardı. Operasyon geçiren yaratıklar, doktora kesin itaat ediyorlardı. Onun her dediğini yapıyorlardı. Bu haliyle de istikrarlı bir ada halinde hayatına devam ediyordu. Bir gün adaya gemi kazası sonucu bir adam gelinceye kadar… Doktorun yaptığı çılgınlıkları öğrenince işler zıvanadan çıkıyordu. Doktor bu yabancı üzerinde o güne kadar yaptıklarının tersini denemeye karar veriyordu. Bu sefer de insanı yavaş yavaş hayvan haline getirmeye çalışıyordu.

Okyanusun ortasında ıssız bir ada… Kimsenin bildiği gördüğü yok. Çılgın doktor istediğini istediği anda deneyebiliyordu.

Filmin finali beklendiği gibi son derece görkemli biçimde gelişiyordu. Ortalık cehenneme dönüyordu!

Böyle bir hayali ada Türkiye’nin “istikrar adası” haline ancak denk düşebilir!..

Türkiye şimdi bulunduğu noktaya birdenbire gelmedi. Uzun yıllar Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesiyle dış politikasını savaşsız, saldırısız sürdüren Türkiye nasıl bu hale geldi?

2. Dünya Savaşı 1939’dan 1945’e kadar bütün Avrupa, Rusya, Kuzey Afrika ateş topuna dönmüş ama Türkiye’de savaş yüzünden tek kişinin burnu kanamıyor!..

Savaş görmemişliğin cehaletiyle 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün bu büyük barış politikasına atmadık çamur bırakmayanlar, bekli şimdi anlayabiliyorlardır savaş dışında kalabilmenin nasıl büyük bir başarı olabildiğini…

Günümüz Türkiyesi için çizilebilecek bir portreyi bu ülkenin yurttaşları açılım olarak görebiliyorlar. Bombalanan karakollar, nerede uygulanacağı belli olmayan intihar eylemcilerinin katliamları, 15 Temmuz 2016 itibarıyla ortadan ikiye ayrılmış bir ordu, darmadağın edilmiş bir devlet yapısı var.

Peki bu tablo kimin eseri?

Sadece “üst akıl”, yabancı güçler, hainler, iş düşmanlar, dış düşmanlar, faiz lobisi, Türkiye’nin beton atma gücünü, havaalanı, köprü otoyol, metro, tünel inşa etme gücünü kıskanan emperyalist çevreler ile bu dağınıklığı açıklamak mümkün mü?
Bir de “demokrasi” sorunu var!

Artık hükümet politikası karşısında durabilmek tamamen yasadışı bir eylem haline getiriliyor. Muhalefetsiz bir “demokrasi” düzenlemesi alabildiğine gürültülü biçimde hayata geçiriliyor. HDP’yi dışlayarak oluşturulan fiili koalisyona da gayet güzel bir isim bulundu:

-Milli birlik ve beraberlik!

Uluslararası bir tanımlama da gerekiyordu şöyle savaşın bombaların içinden çıkmış olsun:

-Doktor Moreau’nun Adası!

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 25.08.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol