23 Haziran 2016 Perşembe 07:43
Dış politikanın dayanılmaz çaresizliği

Özkan Gökcan - Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Elemanı

Türkiye’nin Suriye’de yaşanan savaşa müdahil olma şeklinin AKP dış politikasındaki çöküşün kırılma noktalarından biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Savaşın başladığı günden bu yana dış politika yapıcıların “ilkeli dış politika” adına atıldığını savunduğu adımlar, Türkiye’yi Suriye politikasında hem ilkesizliğe hapsetti hem de derin bir bataklığa sapladı. AKP’nin dış politikada “ilke” adına izlediği ilkesizliği sabit kabul edip Suriye politikasındaki çöküşün diğer nedenlerine baktığımızda Rusya’ya özel bir yer ayrılması gerektiği su götürmez bir gerçek. Tunus’ta, Mısır’da ve Libya’da rejimlerin devrilmesi ve Batı’ya yeni nüfuz alanları açılması sürecinde “bekle-gör” politikası izleyen Rusya’nın Suriye’de benzer bir strateji izlemeyerek rejimin davetiyle savaşa müdahil olması, Suriye’yi kendi istedikleri gibi dizayn etmek isteyen rejim karşıtı aktörlerde ciddi bir şaşkınlık yaratmıştı. Rusya’nın Esad yönetimine desteğinin her geçen gün artmasına paralel olarak Suriye’de rejimin devrilme ihtimalinin her geçen gün azalması ise söz konusu şaşkınlığı zamanla kızgınlığa ve tepkiye dönüştürdü. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 sonbaharında El Cezire’ye verdiği bir röportajda “Rusya’nın Suriye’ye bir sınırı yok. Rusya Suriye’yle niye bu kadar ilgileniyor” diyerek Batı cephesindeki kızgınlığı ve rahatsızlığı birinci ağızdan dile getiren ilk isim oldu.

Rusya’nın Suriye’de sahaya inmesinin AKP’de yarattığı rahatsızlığın Suriye’nin geleceğine ilişkin çizilen farklı planlar ve çatışan çıkarlar ile ilişkili olduğunu söylemek mümkün. Suriye’de iç savaşın başladığı Mart 2011’e kadar Esad yönetiminin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki olan AKP yönetimi, savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Beşar Esad’ın devrilmesini dış politikadaki öncelikli konulardan biri haline getirmiş ve bu çerçevede Suriye’deki rejim muhaliflerine hem siyasal hem de lojistik destek sağlayan başlıca aktörlerden biri olmuştur. Davutoğlu’nun mezhepsel olarak ötekileştirici, siyasal olarak ise karşılığı olmayan bir dille “Nusayri azınlık rejimi” diye adlandırdığı Esad yönetiminin ülkedeki Sünni Arapların desteğiyle kısa sürede devrileceğine ilişkin hayalinin son bulmasında, Rusya’nın sahaya inmesi önemli rol oynamıştır. Esad yönetiminin en önemli siyasal destekçilerinden olan Rusya’nın rejimin devamlılığını önceleyen bir strateji izlemesi ve bu çerçevede “ılımlı” veya “radikal” ayrımı yapmadan rejime karşı savaşan tüm İslamcı unsurları “terörist” olarak nitelendirmesi, AKP’nin Suriye’de Sünni Arap rejimi yaratma hayallerine set çekmiştir. Öte yandan savaşın başından bugüne Türkiye ile Rusya yönetimlerinin Suriye’de çıkarlarının çatıştığı bir diğer konu başlığı ise Kürtler olmuştur. Savaşın başından itibaren Suriye Kürtlerinin herhangi bir siyasi ve idari kazanım elde etmemesi yönünde bir politika izleyen AKP yönetimine bu konudaki en net tepkilerden biri Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den gelmiştir. Suriye’de rejim güçlerinin dışında teröristlere karşı cesurca savaşan tek gücün Kürtler olduğunu ifade eden Putin, bu açıklamasıyla Suriye’deki Kürt hareketinin uluslararası meşruiyet kazanmasına da katkı sunmuştur.


Türkiye ile Rusya’nın Esad yönetiminin geleceği ve Kürtler özelinde kendini gösteren sahadaki çıkar çatışması, Kasım 2015’te sınır ihlali gerekçesiyle bir Rus savaş uçağının Türk F-16’ları tarafından düşürülmesiyle fiili çatışmaya dönüşme riski yaratmıştır. İki ülke arasındaki gerilimi hâd safhaya çıkaran bu olay sonrası, Türk yetkililer ABD ve NATO’nun desteğiyle Rusya’ya rest çekmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Yine yapılsa yine aynı karşılığı veririz” uyarısında bulunmuştur. Putin ise AKP yönetimini eleştiren sert bir açıklama yaparak bu olayın Türkiye açısından oldukça ağır sonuçları olacağını ifade etmiştir. AKP’ye yakınlığı ile bilenen medya organlarının kalemşorları ve açıklama yapan kimi AKP yöneticileri uçak düşürme olayının ardından Rusya’nın sergilediği sert tavrın geçici olacağını savunsa da Putin’in kademeli olarak siyasal ve ekonomik kısıtlamaları hayata geçirmesi, gerginliğin kısa vadeli olmadığına ilişkin kaygıları arttırmıştır. Rus kamuoyunun desteğini arkasına alan Putin’in AKP iktidarına yönelik sert tavrı, AKP’ye yakınlığı ile bilinen medya organlarında “Doğalgaz vermezlerse tezek yakarız”, “Rus turistler gelmezse Antalya’ya biz gideriz” kampanyalarının başlatılmasına neden olmuştur. Türk yetkililer ise 7 ay boyunca Rusya’yı her defasında Esad yönetimine verdiği destekten ötürü “sert şekilde” uyarmaktan geri kalmamıştır.
Tüm bu gelişmeleri bir araya toplayıp Türkiye-Rusya krizinden kimin zararlı çıktığına baktığımızda bize en net mesajı, Rus turistlerin Türkiye’ye gelmemesinin, Rusya’ya ihracatın azalmasının veya yaşanan diplomatik krizlerin değil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Haziran’da Rusların milli bayramını kutlamak için Putin’e gönderdiği mektubun verdiğini söylemek mümkün. Erdoğan mektubunda, Rus halkının milli gününü kutlayarak, “önümüzdeki dönemde Türkiye ve Rusya arasındaki münasebetlerin hak ettiği seviyeye yükselmesi” temennisinde bulunmuştur. Ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş “Ne Türkiye Rusya’dan ne Rusya Türkiye’den vazgeçemez. Ümit ediyorum Rusya tarafından da benzer bir sinyal gelecektir” şeklinde açıklama yapması Putin’e uzatılan bir zeytin dalı olarak yorumlanmıştır. Bu açıklamaların peşi sıra AKP’ye yakın medya organlarında, yedi ay boyunca hiç gerilim yokmuş gibi bir anda Rusya ile ilişkilerin düzelmesinin önemine methiyeler düzen yazılar çıkmaya başlamıştır. Söz konusu açıklamaların ve yazılan yazıların Rusya’da nasıl bir karşılık bulduğunu Putin adına konuşan Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubunu “her bayram gönderilir, normal” diye yorumlayan Peskov, “Türkiye’yle iyi ilişkileri yeniden tesis etmek istiyoruz ancak Ankara öncelikle bazı adımlar atmalı” diyerek Türkiye’den özür, izahat ve tazminat beklentisini bir kez daha dile getirmiştir.

Anlaşılan o ki 12 Haziran günü Türkiye’nin “ilkeli” dış politikası bir kez daha çöktü. AKP yönetiminin “zaman geçer acılar unutulur” tezi Rusya’da tutmadı. Putin geri adım atmayacağının sinyalini açıkça bir kez daha verdi. Son yedi ayda Rusya’ya ihracat düştü, Rus turistler gelmedi ve Suriye’deki gelişmeler Türkiye’nin aleyhine ilerlerken Rusya’nın lehine bir hal almaya başladı. Üstelik gerilim sürerse önümüzdeki kış gerçekten tezek yakıp yakmayacağımız da meçhul.

Ne diyelim; hayaller Moskova, gerçekler Kasımpaşa…

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 23.06.2016 07:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol