05 Eylül 2016 Pazartesi 08:23
Devletin hukukla imtihanı: Maklube  sever misiniz?

Hepimizi Allah korudu!

15 Temmuz Darbe Girişimi başarılı olsaydı; dinci, faşist bir rejim kurulacak, binlerce kişi tutuklanacak, on binlerce insan işinden, ekmeğinden olacak, iktidar ilişkisi olmayan kişiler ve yapılar bile tasfiye edilecek, suç sepetine atılacaktı!

•••

Birkaç yıl öncesinin modasıydı, klişe olmuştu. Memlekete duyarlı, çocuğunun, torununun geleceğinden endişeli kişi, ruhu daralıp boğulunca meseleyi enine boyuna açmadan noktayı koyardı:

“Hukuk guguk oldu be!”

•••

Guguk sınırı... Çoktan geçildi.

Hukuk; tanım olarak ‘kalın’ bir kavram. Bir nevi modern toplumun temeli, ağır abisi!

Nedir... “Bireyin, toplum ve devletin hareketlerini, biribiriyle olan ilişkilerini, yetkili organlar tarafından, usulüne uygun olarak çıkarılan, kamu gücüyle desteklenen, muhattabına genel olarak nasıl davranması yahut nasıl davranmaması gerektiğini gösteren kurallar bütünü. Normları düzenleyen, normatif bir bilim...” Daha basiti de var! Hukuk, Arapça ‘hak’ kökünden geliyor ve kelimenin çoğulunu anlatıyor: Haklar!

•••

Geldiğimiz noktada...

Zaten ‘normatif bilimler’ de ‘haklar’ da bize ters! Kriter diyince... Bizde hukuk, kriterlere hapsedilemeyecek kadar ‘değerli’ ve ‘geniş’ bir kavram. Kamuda ‘cadı avı’ kapsamında açığa alınan ve suçla ilişkilendirilen ‘kimi kişilerin’ karşı karşıya kaldıkları durumlar işte bu ‘haklar’ konusunda bilgi veriyor.

•••

Savcı, hakim FETÖ’cü avında. Ancak bazen işin içinden öyle kolay çıkılamıyor. Mahkeme ‘anlayabilmek için’ soruyor:

“Maklube sever misiniz?”

•••

“Bu ney lan?” diye sitem etmeden önce; bizde aslında ‘hukuğun’ içeriğinin ne kadar boyutlu olduğunu düşünmek gerekiyor. Demek ki adalet, sadece ‘normatif bilimler’ düzeyinde değil, dünya standartlarının çok ötesinde; antropolojik hassasiyette ve gastronomik gurmelik düzeyinde de işliyor. Yargıya intikal eden astronomik rakkkamların sırrı da bu!

•••

Şaka, eğlence bir yana... İşin tadı kaçalı çok oluyor. Türkiye’de yasaların, ‘türlü bahanelerle’ evrensel normlardan her geçen gün biraz daha uzaklaştığı anlaşılıyor. En basit adalet kuralı, ‘suçun bireyselliği ilkesi’ bile ayaklar altına alınıyor.

•••

Yasalar, ‘rehin alma’, ‘ipotek koyma’, ‘bir nevi fidye isteme’ pratiğine dönüşürken, hukuk da, ‘Senin yedi sülaleni öperim’ ilkelliğiyle yol alıyor. Önrekleri var, çoğalacağı da görülüyor. Hakan Şükür’ü yurt dışından getirtmek için babasını cezaevine koymak, FETÖ’nün Hava Kuvvetleri İmamı olduğu iddia edilen firari Adil Öksüz’ün tekerlekli sandalyedeki kayınvalidesini tutuklamak bu emsaller arasında.

•••

Kâh ‘devlet sırrını ifşadan’, kâh ‘vatan hainliğinden’, konjenktür uyunca da ‘cemaatten’ muamele gören Cumhuriyet gazetesi yazarı Can Dündarı’ın ve dolaylı olarak eşi Dilek Dündar’ın durumları da bu çerçevede ele alınabilir. Yargı sistemi saat gibi olmasa da ‘şöyle böyle’ işleyen her devlette, ‘eşine erişim için’ pasaportuna el konulan bir kadının durumuyla ilgili olarak, “Siz çıldırdınız mı?” diye sorulur.

•••

Gugukmuş...

Uygulamalar, hukuk açısından kabile ya da kavim topluluklarının bile çok ötesine geçti. İnsanlık açısından ele alındığında ise karşılığı tek kelime: Ayıp!

Ne var ki artık, ‘hukuk’, ‘ayıp’ hatta ‘guguk’ dinlemeyecek bir karanlıkla karşı karşıyayız. Sadece ‘kendi geleceklerini korumak için’ belden aşağı bir karmaşa ve yozluğu hukuk diye pişirenlerin adaletinde boğuluyoruz!

•••

Madem öyle, biz de o belden aşağıdaki seviyede soralım. Suçun bireyselliğinin bile göz önünde tutulmadığı bir kabile devletiysek, bu devlete münhasır kurallar neden siyasilere işlemiyor?

Gözaltına alınan, tutuklanan binlerce kişi, tasfiye olan on binler arasında FETÖ ile ilişkisi bulunan bir siyasiye rastlamadık. Rehin alınan da, ipotek konan da olmadı!

AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli azılı bir FETÖ’cüymüş.

Peki, Şaban Dişli görevinde kalmaya devam edecek mi?

Hukuk devletiysek, ‘intikam almak’ ve ‘belden aşağı vurmak’ gibi uygulamaları bir kenara bırakın tartışmayalım yok eğer kabile devletiysek cevabını verin!

***

IŞİD’le mücadele sürüyor!

IŞİD meselesi iyiden iyiye karmaşık hale geldi. “AKP’nin ‘demokrasi dersi’ niteliğindeki nöbetlerinde nasıl olup da her hangi bir facia yaşanmadı?” diye sorsan... O malum şark kurnazlığıyla, “Bomba mı patlasın istiyordun?” diye saldıracaklar. Bilakis katliamlar yaşanmasın diye bu soruları sorduğumuzu anlamak bile istemeyecekler. Türkiye’nin şifrelerinden biri bu! Üzerinde uzun uzun düşünülmesi lazım! ‘Nasıl oluyor da oluyor!’ Bu IŞİD’in canlı bombaları neden istendiğinde öngörülüyor da... Mevzu ‘derin!’ İstihbarat var, ‘istahbaratı’ var kardeşim. Muhalif mitingleri patlatıverirler valla! Sonra açık havada yapılan düğünleri! Bizden söylemesi. Son olarak Ankara’daki barış mitingi güvenlik gerekçesiyle yasaklandı. Sorular yine boşlukta kaldı. Devletimiz IŞİD’le mücadele ediyor; ‘demokrasi’ serbest, düğün, dernek, miting yasak, zeval vermesin!

***

Daha çok ölüm olacak, acelemiz var!

Başbakan Binali Yıldırım kestirip attı; “Çözüm müzüm yok kardeşim!” Bu sözlerin ortasına yine yitip giden askerlerin yoksul baba ocaklarının görüntüsü düştü. Dahası, ajanslara yansıyan başka bir fotoğraf utanç vesilesi oldu. Siirt Pervari’deki çatışmada yaşamını yitiren Halil Sıltak isimli asker, memleketi Urfa’da toprağa verildi. Tören, hava sıcak olduğu için kısa kesildi. Bürokrat, devlet büyüğü, sıcakta, ayakta çok beklemesin diye iş aceleye getirildi. Askerin mezarı, kepçeyle atılan toprakla ‘çabuk çabuk’ kapatıldı. Çözüm yok! Devlet üç cephede savşıyor. İçerde FETÖ ve PKK, dışarıda IŞİD’le. Ölüm Allah’ın emri, savaş cephelere yayılmış durumda, hava sıcak, acelemiz var!

***

Ensar’ı bırak LÖSEV’e bak!

Kurban Bayramı yaklaşıyor. Vakıflar atakta. Ensarı, sansarı, götürgevi nemalanmak peşinde. Pankartlar, hazır: ‘Bağışlarınızı bize yapın! İki vakıf var ki... Türkiye’yi kısa yoldan anlatıyor. Ensar, sadece çocuk istemekle kalmıyor, bağış için de hassas değerleri kurcalıyor. DenizFeneri zaten ışık saçıyor! “Bağışlarınızı bize yapın, mazlumun sesiyiz!” Kurumlar üzerinden sadece ahlaksızlık değil, yüzsüzlük ve utanmazlık da görülebilir mi? Resim ortada! Mesele kurbansa, kapı gibi LÖSEV var! 18 yıldır lösemi gibi ağır sonuçları olan bir hastalığın pençesindeki çocukları yaşama bağlamak için muazzam bir mücadele veriyor. 30 çocuğa destekle başlayan bu savaş bugün 21 bin hastaya ulaşmış durumda. LÖSEV’in bir kampanyası var. “Her kurban lösemili çocuklara can!” Yeterince açık değil mi?

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 05.09.2016 08:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol