06 Ekim 2016 Perşembe 09:44
Depolitizasyon + anayasasızlaştırma= Totalitarizm (mi?)

Depolitizasyon, toplumu siyasetten uzaklaştırma,

Dekonstitüsyonalizasyon ise, anayasasızlaştırma anlamında kullanılmakta.

Totalitarizm, toplumun bütün katmanlarına yönelik toptancı yönetim tarzı: Resmi ideoloji, tek adam, tek parti, amaç meşruiyeti, devlet/parti polisi, genel bir gözetim ve denetim, kontrol edilen silahlı kuvvetler, iktisadın merkezden yönetimi ve denetimi.

Siyasetten uzaklaştırma
Üç özelliği öne çıkıyor:

-Seçilmişlerin tekeli ve toplumun siyasetten dışlanması,

-Toplu özgürlüklerin bastırılması ve bireylerin atomize olması (birbirinden soyutlanması),

-Yönetenler ve yönetilenler ayrımının derinleştirilmesi.

Depolitizasyon, 1970’ler Türkiyesi’nde gündeme geldi; 1980’lerde zirve yaptı. Yaklaşık 20-25 yıllık ‘siyasallaşma’ süreci ardından, 2011’den itibaren, yeniden ağır basmaya başladı; iç güvenlik yasası ile genelleştirildi; 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası, devlet politikası haline getirilme eğilimi baskın.

Anayasasızlaştırma
Özellikle son iki yıl Türkiyesine damgasını vuran bu süreç, 15 Temmuz Darbe Girişimi ile bütün anayasal düzenleme alanlarına genişletildi:

-Yasama, yürütme ve yargı,

-Hak ve özgürlükler,

-Anayasa’nın ülkesel boyutu: Çevre, doğal kaynaklar, ormanlar.

Yasaklar koyarak toplumu siyaset dışı tutmayı hedefleyen depolitizasyondan farkı, başta Anayasa gelmek üzere yürürlükteki hukuk kurallarına saygı duymama, Anayasa’nın emredici hükümlerinin gereklerini yerine getirmeme, anayasal yasakları aşma şeklinde, devleti giderek hukuktan arındırmak...

Totaliter rejime doğru mu?
Toplumu siyasetten arındırma veya devleti anayasasızlaştırma tek başına uygulandığında, yönetim otoriterleşir. Buna karşılık, birlikte uygulamaya konduğunda, otoriter yönetim, totaliter siyasal rejime kaymaya başlar. Nasıl? Toplumu bir parti ve/ya kişi programı ve eğilimleri doğrultusunda şekillendirme ve toplumun bütün katmanlarına farklı yol ve araçlarla müdahale yoluyla.

Söylem, eylem ve uygulamalar, sadece anayasa dışı ve hukuk ötesi değil, dünyevi olmama özelliği de taşıyor: bunlar Müslüman olamazlar, öbür dünyada hesabını verecekler, cehennemi boylayacaklar vb... Oysa, bu anlayış ve pratiği ülkeyi 15 Temmuz gecesine getirmede etkili oldu.

“Hukuk mu, yoksa inanç mı hâkim olmalı?” sorusu yerine “Benim inancım mı, yoksa seninki mi?” sorulmaya devam ediyor.

İlk temel ayrışma şu halde, dünyevi düzen ile inanca dayalı bir başka yaşam tasavvuru arasında.

İkincisi ise, “Cumhuriyet mi, Osmanlı mı?” ayrışması. Bu da ilkine bağlı: Dünyevi bir referans mı, yoksa mezhebe ilişkin mi?

Üçüncüsü ise, Doğu ve Batı ayrımı. Doğu (Osmanlı ve İslam tarihi) sahiplenilmesi, Batı’nın toptan reddiyesi eşiğine varabiliyor.

Bu üçlü ayrışma neyi getiriyor?

-Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek kişinin iradesine kayması, ‘iktidarın kişiselleşmesi’: Ölüm cezasından OHAL’in ne kadar uzatılacağına; bir genel müdürün görev alanına giren karardan yasama yetkisine kadar devletin ve hayatın bütün alanlarında tek kişinin öne çıkması.

-Eğitim ve hastaneler dâhil, temel kurumların, Anayasa ve hukuk dışı yollarla yeniden şekillendirilmesi,

-Demokratik kitle örgütlerine, sendika, dernek ve vakıflara, Anayasa dışı yaptırımlar uygulanması,

-Çoğulcu siyasal toplumu kurucu özelliği olan görsel-işitsel iletişim özgürlükleri üzerinde tam bir denetim/ yasaklamalar halkasının günbegün genişlemesi,

-Hak ve özgürlükler bütününe, Anayasa dışı yol ve yöntemlerle müdahale,

-Herkes için her zaman ve her yerde geçerli insan haklarının sert çekirdeğine dokunmak.

Bunlar, insan haklarına dayanan demokratik bir devlet yerine, devlet eliyle tek biçimli bir toplum yaratmanın araçları görünümünde.

Tarihte, faşizm için ‘kara’, komünizm için ‘kızıl’ totalitarizm nitelemeleri yapıldı; İran mollaları, ‘yeşil’ olanını denedi. Ama hiçbiri başarılı olamadıysa da, ağır bedeller ödendi...

Türkiye, rengi belli olan bir totaliter rejime sürüklenir mi?

17-25 Aralık 2013 süreci ve özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası, devlet yönetiminde, ‘liyakat, dünyevilik ve hukuk’ dillendirilmeye başlamış olsa da, AK Parti iktidarının tercihi, ‘dinsel referanslar’ ölçütünü açık veya örtülü biçimde sahiplenmek ve sürdürmek.

Doğru; ‘15 Temmuz’ asla unutulmamalı, ama 15 Temmuz’a giden yol da. Bununla birlikte, 15 Temmuz sonrası uygulamalar, daha yakından izlenmeli; Türkiye toplumunu iç savaşa sürükleyecek politikalara karşı, ‘siyaset ve anayasa’ yoluyla güçlü demokratik mevziler örülmeli…

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 06.10.2016 09:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177