23 Ağustos 2016 Salı 11:03
(dengesi bozulan) Türkiye

Bir kişinin hayatının normal gidişatında dış etkenlerle birden dengesi bozulunca, kişi yapacağı şeyleri yapmaz, yapmayacağı şeyleri yapar, onun etrafındakiler kişiyi ve eylemlerini gördüklerinde şaşkınlığa uğrar.

Toplumlar da böyledir. Belirli bir resmi tarihe sahiptir. Belirli yükselme biçimleri vardır. Belirli liyakat ve sadakat kuralları vardır. Belirli bir eğitim modeli, belirli bir endüstri-tarım üretimi vardır. Aynı şekilde, toplum belirli zanaatlara sahiptir ve bu zanaatlarda yükselmek ve tutunmak için de belirli metotlar vardır.

1980 darbesi demek: Türkiye’deki buna ilişkin bütün o “belirli, tanımlı” ilişkilerin yıkılması ve toplumum büyük oranda yasasız biçimde yönetilmesi anlamına geldi. Bir toplumun gelişkinliği için esasa dair verilerden birisi, o toplumun Anayasasına, buna bağlı kurumlarına, toplumsal ilişkilerin belirli tanımlı niteliklerine bakılır.

Darbeden sonra gelen Konseyin fiillerine, söylemlerine ve kendi aralarında işlerin nasıl olması gerektiğine dair tartışmalara baktığımızda, bir devlet adamından daha çok sapıklara benziyorlar. Evet, hakaret değil bu, gerçek anlamda sapkın ve sapık idiler. Bir toplumun işleyişindeki “normları” ve elbette ki “normaller”i yıkıyorlardı.

Ardından ise kural tanımaz ve kuşkusuz ahlaksız ve tutarsız Özal geldi. O zamanın basınındakilerine göre “çeşit ve renkli” bir insan olan Özal, kelimenin gerçek anlamıyla bütün kamu kariyeri boyunca, kuralları ve tanımları yıkmakla geçirmişti. İş hayatında hiçbir zaman dikili bir ağacı olmamıştı. Bu önemli, düşünün bir insanı, tek bir ciddi eser vermeden bir ömür tüketmiş, çok kritik mevkiler edinmiş: kısaca REZİLLİK denir buna.

Şimdi ne görüyoruz? Bizim yıllardır bildiğimiz şeylerin ifşa edildiğini, bizim bildiklerimizin ise yetersiz olduğunu, sistematik bir biçimde hile-sahtekarlık-yalan-kayırma ile bu toplumdaki binlerce kritik yerin liyakatsiz insanlar tarafından işgal edildiğini ve toplumun dengesinin bozulduğunu! Sonra ne mi görüyoruz? Aslında bu insanların en büyük destekçilerinin bugün siyasal iktidarda olduklarını! Sonra ne mi görüyoruz? Temelde bu insanların çok ciddi mağdurlarının da bunların bir kısmının tasfiyesinde araya karıştırıldığını! Sonra ne görüyoruz? Geçmişte, bu ülkenin Cumhurbaşkanının bile bunlara destek toplantılarına katıldığını (mesela Demirel)! Sonra ne mi görüyoruz? Bunların birbirinden iğrenç ve alçaklık/yalan ve /elbette imaj oluşturmak için sahneledikleri Abant toplantılarını, bunların ciddi sayıdaki medya gruplarında son derece tuhaf isimlerin yıllarca konuştuklarını, yazdıklarını…

Sadece soruyorum: Gülenciler kendi başarıları ile, üniversite sınav sorularını mı çalıyorlardı, bu polisiye bir başarı mıydı? Onu geçelim, Gülenciler sınavda başarılı olmasa bile, hileyle, yalanla sınav sonuçlarında hile yaparak, tuhaf garip isimleri sahtekarlıkla birinci ya da şu bu ilan ederek yerleştirdiklerinde, bunları nasıl yaptılar? Gerçek şudur ki bütün bunlara Türkiye’de siyasi iktidar bilinçli olarak izin verdi. Ecevit ve Demirel’in vakti zamanında verdikleri destekler sadece ve sadece rezillikti. Öncekiler ve sonrakilere gelelim, ne görüyoruz?

GÜLEN DENİLEN O ACUZE BUNLARI DÜŞÜNECEK, YAPACAK, ORGANİZE EDECEK NE ZEKÂYA, NE BİLGİYE VE NE DE İLME SAHİPTİ!

GÜLEN BİR İSLAM ÂLİMİ DEĞİLDİ VE DAHASI YÖNTEMLERİ VE PRATİKLERİ ŞİRKİ DÜŞÜNDÜRÜYORDU!

Düşünün şimdi, bir ehli müminin ahlaki ilkelerini: dürüstlük, adam kayırmama, hakkaniyetten uzaklaşmama, emek-alınteri, yaptıkları fiillerin hesabını vereceği, namus ve elbette belirli kurallara göre yaşama. Sonuçta ne görüyoruz? Cemaatin aslında vitrini özenle süslediğine ve vitrinin arkasında ise ahlaken yıkımla ve rezillikle örülü milyonlarca masum insanın temiz-niyetini kötüye kullanan bir patik. O zaman ne diyoruz: The devil can cite from Sripture for his purpose! (Venedik Taciri, Shakespeare) Yani ne diyor?

ŞEYTAN KUTSAL METİNDEN KENDİ AMACINA ULAŞMAK İÇİN ALINTI YAPABİLİR!

Ameli ile sözü böylesi birbiriyle çatışan iş yapmak: BÜTÜN İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA VE FARKLI KÜLTÜRLERDE ŞEYTANLA ÖZDEŞTİR!

Türkiye tarihi şunu gösteriyor: denge bozulunca ve meşruiyet sınırı aşılınca, ortaya karışık, kanlı bir dönem başlıyor ve Siyasi İktidar dengeleri yeniden kurmak için kirli ve kanlı bir oyun sahneliyor, sonrada başlıyorlar terör masalına, yukarı terör aşağı terör, sonuçta aşağılık terör de milletin kanını döküyor.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 23.08.2016 11:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177