04 Ağustos 2016 Perşembe 08:44
'Darbe girişimi 14 senelik AKP iktidarının sonucu'

SEBAHAT KARAKOYUN - YAŞAR AYDIN
@ssenyaprak - @yasaraydinnn

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdarğlu 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Türkiye’yi ve AKP iktidarının attığı adımları BirGün’e değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, devletin yeniden inşa sürecinde CHP’nin sorumluluk almaya hazır olduğunu söylerken, birbiri ardına çıkarılan KHK’lerle ilgili kaygılarını dile getirdi. “14 yıl ülkeyi yönetiyorsunuz ve bir darbe noktasına taşıyorsunuz. Bunun sorgulanması lazım” diyen CHP lideri “İktidarın bu konuda ciddi bir özeleştiri vermesi gerekiyor. ‘Aldatıldık’ söylemi özeleştiri değildir” dedi.

CHP Genel BaşkanıKılıçdaroğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

Soruşturmalar dikkatli yürütülmeli
Biz 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından Olağanüstü Hâl ilanı kararının doğru olmadığı kanaatindeydik ve parlamentoda “hayır” oyu verdik. Geldiğimiz noktada endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gördük. Darbe girişiminde bulunanların yargılanmalarıyla hiçbir sorunumuz yok. Yargılanabilirler, sorgulanabilirler, araştırılabilirler. Belirli önlemler alınabilir. Bunlardan yana hiçbir sorunumuz yok. Ama bu soruşturmaların züccaciye dükkanına giren fil gibi yapılmasını asla kabul edemeyiz.

Devlet kinle öfkeyle yönetilemez
Biz özellikle hukukun üstünlüğüne vurgu yaparak bir devletin kinle, öfkeyle intikam duygusuyla yönetilemeyeceğini, tam tersi darbecilerin darbe yaparken böyle bir amaç taşıdığını ve her darbe sonrası Türkiye'nin böyle bir süreci yaşadığını söyledik. Hukukun üstünlüğüne inanan bir devletin darbecilerin pozisyonuna düşmemeleri gerekiyor. OHAL ile ilgili Genel Merkez'de bir komisyon kurduk. Çok sayıda şikâyet alıyoruz. Bunları değerlendiriyoruz. Değerlendirmemizin sonuçlarını, mağdurlara da aktarıyoruz. Haksız uygulamaların büyük bir kısmını önlemeye çalışıyoruz ve böylece bir anlamda “kurunun yanında yaş da yanmasın”, adalet yerini bulsun diye çalışıyoruz.

AKP iktidarıyla bu noktaya gelindi
Türkiye bu noktaya 14 yılda geldi. Düşünün, bir iktidar devralıyorsunuz 2002 yılında. 14 yıl yönetiyorsunuz ve ülkeyi bir darbe noktasına taşıyorsunuz. Bunun sorgulanması lazım. Darbe girişimi ile Türkiye neden karşı karşıya kalıyor? Bir anlamda tarih tekerrür ediyor. Tarih ancak basiretsiz siyasetçiler devlet yönetiminde olduğu zaman tekerrür eder. Yoksa geçmişten ders alırsanız tarih neden tekerrür eder?

“Aldatıldık” söylemi özeleştiri değil
İktidarın bu konuda ciddi bir özeleştiri vermesi gerekiyor. Nerelerde hata yaptığını gayet iyi biliyor, çünkü bu yıllar yılı söylendi. Hükümet, “biz bu hataları yaptık bir daha yapmayacağız, söz veriyoruz” tutumuyla toplumun önüne çıkmalı. Ama “biz aldatıldık” söylemi özeleştiri değildir. Devleti yönetenler eğer aldatılıyorsa bir toplum ve kitle aldatılıyordur.

Siyasal sonuçları olmalı
Devleti yönetenler aldatılıyorlarsa o zaman devleti yönetemiyorlar demektir. Başkaları yönetiyor, ama onlar kendi yönettiklerini varsayıyorlar. Arkasında çok başka güçlerin olduğunu çok sonradan fak ediyorlar. O zaman bunların devlette kalmaması lazım. Siyasal sonuçları olmalı. Her olağanüstü olay sonrası “aldatıldık” diye ortaya çıkılırsa o zaman olmaz. Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi'nde yazdığı "Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten" dizesini hatırlamakta fayda var.

Yeniden yapılanmanın adresi Meclis
KHK’lerle ilgili endişelerimi Sayın Başbakan'a aktardım. Anayasa'ya göre Olağanüstü Hâl dönemi bir özel hukuk gerektirir. Bu kullanılacak yetkiler ve kararnameler sadece OHAL dönemi ile ilgili olmalı. OHAL döneminde aldığınız kararları uygulama bittikten sonra da sürdürürseniz o zaman OHAL'e süreklilik kazandırmış olursunuz. Biz devlette liyakat sisteminin çöktüğünü, devletin yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylemiştik. Devleti yeniden yapılandıracaksanız, bu OHAL kararnamesi ile olmaz. Devletin yeniden yapılandırılmasının adresi TBMM'dir.

Ordu sivil denetime açılmalı
Devlet bir siyasal partinin, grubun, kişinin, ailenin değildir. Hepimiz TBMM'de temsil ediliyoruz. TBMM’de hepimiz özgürce tartışmalıyız ve devleti gerekirse yeniden inşa etmeliyiz. Örneğin Ordunun sivil denetime açılması. Biz de bunu arzu ediyoruz. Ama bir darbe girişimini fırsat bilip kendi düşüncelerinize göre belli kurumları dizayn etmeye çalışırsanız, yeni huzursuzluklara zemin hazırlar, bir beladan kurtulalım derken bir başka belaya davetiye çıkarırsınız.

Kaş yapayım derken göz çıkarıyorlar
Bu aceleciliğin ötesinde fırsatçı bir anlayış. “Böyle bir yetki ile ben devleti yeniden dizayn ederim” diyorlar. Nasıl olsa Anayasa Mahkemesi'ne de gidilemiyor diye. Bu doğru değil. Bu durum demokraside ters teper. Ve yeni sorunlara zemin hazırlar. OHAL dolayısı ile çıkarılan KHK ile asıl ordu siyasal ve sıcak siyasetin ilgi alanına sokulmuştur. Oysa kışlaya, camiye, adliyeye siyaset girmesin diyoruz. İşimizi doğru yapmalıyız. Bu KHK'lerle siyaset yaparsanız olmaz. Hiyerarşiyi hesaba katmazlarsa, alttaki bir kişiye üç ayrı kişi talimat verirse, o kişi de bunları uygulamak olursa ve bu talimatlar çelişirse o adamın hali ne olur? Hangisine uymalı? Dolayısı ile bu kararnameler kaş yaparken göz çıkaran kararnamelerdir. Bunun düzeltilmesi gerekmektedir.

Darbeden ders almayan bir anlayış
Darbe girişiminden önce durduğumuz nokta da hukukun üstünlüğüydü. Eğer bir ülkede devlet hukukun üstünlüğüne inanmıyorsa, demokratik laik sosyal hukuk devletine inanmıyorsa ve bunun gereklerini yapmıyorsa, bunun darbe sonrası ders almayan bir anlayışın ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Bundan herkesin ders çıkartması lazım. Siyaset kurumunun da ders çıkartması lazım. Eğer bizim ülkemizde demokrasi kurumu tam anlamıyla işler olsaydı, liyakat sistemi çökmeseydi, belli makamlara belli bir cemaatin, tarikatın, siyasi anlayışın veya akrabalığın getirilmesi değil de, bilgi birikim ve deneyimle insanlar oralara gelebilmiş olsalardı bugün daha farklı bir yapı olurdu.

“Topçu Kışlası” söylemi çok tehlikeli
Toplumdaki gerilimin, oluşan yüksek tansiyonun düşürülmesi gerekir. Bunu yapacak olan iktidar. Çünkü gerilime ortam hazırlayan iktidar, muhalefet değil.. Eğer bu darbe girişiminden iktidar bir ders çıkaracaksa, gerilimin dozunu düşürmeli. Hele hele darbe girişiminin olduğunun ertesi günü “Topçu Kışlasını yeniden yapacağız” gibi bir söylem, “Ben gerilimi sürdürmeye kararlıyım” söylemidir ve bu çok yanlıştır. Çok da tehlikelidir. Dolayısıyla siyasetin bu anlamda sorumluluk hissedip toplumdaki tansiyonu düşürmesi gerekir.

Tansiyon düşmezse uzlaşma olmaz
Tansiyon düşerse uzlaşma bir anlam kazanır. Tansiyon düşmezse zaten uzlaşma olmaz. Çünkü siyasal partiler kendi tabanlarından bağımsız hale gelemezler. Her siyasi partinin kendi tabanı vardır; tabanın dünya görüşü vardır, siyasete bakışı vardır. Eğer tansiyon düşer, liderler bir anlamda daha yumuşak mesajlar verebilirlerse, bir uzlaşma diline yatkın bir sürece evrilirse toplumdaki tansiyon da daha rahat düşmüş olur. Dolayısıyla bu tür yasalar da Parlamentoya gelmez. Bir taraftan “Tansiyonu düşürelim, uzlaşalım,” öbür taraftan da “Biz şu yasaları getirdik, şu düzenlemeleri yapıyoruz ve bunları kendi gücümüzle Parlamentodan geçireceğiz” dersen, bu dayatma kültürünün bir başka örneği olur.

Görüşlerimiz ciddiye alınıyor mu göreceğiz
Sayın Başbakan uzlaşmadan yana olduğu ifade etti. Kendisine de teşekkür ettik zaten. Parlamentoda görüşülen yasalarda CHP’nin görüşlerine önem vereceklerini, bu önemi vermeyi sürdüreceklerini de ifade etti. Ben çıkan KHK’larla ilgili endişelerimi dile getirdim ve bununla ilgili bir notu kendisine göndereceğim. “Neden KHK’lar Anayasa’ya aykırıdır ve bu Anayasa’ya aykırılık nasıl düzeltilebilir?” konusundaki görüşlerimizi aktaracağız. Bizden alınan görüşler ciddiye alınıp gereği yapılıyor mu, yoksa sadece “Yahu, sizden de görüş aldık” deyip orada duruyor mu, kısa süre içinde onu da göreceğiz.

HDP devredışı bırakılmamalı
HDP’nin 5 milyon seçmeni var. Dolayısıyla Siyasi Partiler Yasası’na göre kurulmuş meşru bir siyasal parti. Eğer bir toplumda uzlaşma kültürü arıyorsanız ve HDP de darbelere karşı net tavrını takınmışsa, Parlamentoda bunu göstermişse, bütün siyasal partiler darbelere karşı ortak imza atarken, HDP de bu imzayı atmışsa onu uzlaşma kültürü dışında tutmak doğru değildir. Bu Kürt kökenli vatandaşlarımızı devre dışı bırakmak, onları ötelemek, ötekileştirmektir. Bu doğru değil. Onlar bu ülkenin asli yurttaşları. Vatan sevgisiyse, hepimizde eşit derecede; vatanımızı seviyoruz, bayrağımızı seviyoruz, ülkemizi, cumhuriyeti, demokrasiyi seviyoruz. Ama farklı siyasi görüşlerimiz olabilir; ortak payda oluşturmak zorundayız. Bu ortak paydanın HDP cephesinde şimdilik bir zafiyet var.

İzin vermeyiz
MİT’in, Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanlığına bağlanması konusunda Kılıçdaroğlu:
"Onların gerçekleşme ihtimali yok. Onun için o söylemleri fazla ciddiye almamak gerekiyor. Anayasa değişikliğinde biz buna izin vermeyiz. Çünkü Anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak, Anayasada köklü bir değişiklik için üç koşulumuz var: 1- İlk 4 maddeye dokunulmayacak, 2- Güçlü bir parlamenter sistem, 3- Anayasa’yla beraber darbe hukuku da ele alınacak ve Türkiye darbe hukukundan tamamen arındırılacak. Tam demokrasi. Bunları kabul ederlerse elbette masaya otururuz" dedi.

***

Taksim’den sonra İzmir

Taksim’den sonra İzmir... İzmir halkından büyük talep geldi. Örgütümüz “İzmir’de de bir miting yapmak istiyoruz” dedi. Biz de talebe cevap verdik. İzmir’de Gündoğdu’da mitingimiz olacak. Bütün İzmirlileri davet ediyoruz. Hem Cumhuriyet’e, hem Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkmak, hem demokrasi talebimizi en yüksek perdeden ifade etmek için orada olacağız. Biz biliyoruz ki Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırıldığı zaman bir anlam ifade eder. Cumhuriyet’i kurduk ama demokrasi konusundaki görevimizi millet olarak daha tam yerine getirmedik. O görevi yeri yerine getirmek için bu yürüyüşümüzü devam ettireceğiz. “Ne darbe, ne dikta, tam demokrasi” diyenler, özgür, laik, sosyal bir hukuk devleti isteyenleri mitingimize bekliyoruz.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 04.08.2016 08:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol