14 Nisan 2016 Perşembe 09:42
Cerattepe geçilmez!

MUSTAFA KARADAĞ*

Yargıçlar Sendikası ve YARSAV, 9 ve 10 Nisan günlerinde Artvin'de, Cerattepe'de idi. Cerattepe ve Artvin halkının yaşam hakkı mücadelesi konulu bir panel yapıldı. Konuşmacılar muhteşem, halkın panele katılımı bir hayli fazla, çevreye ve yaşam hakkına dair hassasiyetleri üst düzeydeydi.

Gezi'den sonra bize en çok umut veren şey Artvinlilerin Cerattepe direnişi oldu. Cerattepe direnişinin Gezi'den farkı, mücadelenin sürdürülebilir ve örgütlenmeye dayalı olması. Kuşkusuz her ikisi de birer "haysiyet mücadelesi."

Artvinliler, nasıl bir çevrede yaşamak istediklerinin kendilerinden sorulmamasına ve doğa-yaşam katliamı dayatmasına boyun eğmeleri isteğine karşı geliyor, direniyor. "Artvin'de madene hayır" diyorlar.

Neden mi? Son iki üç yıldır o yüz yıllık ağaçlar topraktan kopmuşlar, toprak ağaçlar ile bağını kesmiş, kesmek zorunda kalmış. Toprak da ayırdında, artık ağaçlara daha fazla can veremeyeceğinin. Sadece önü bir tuğla duvar ile örülerek güya kapatılan, arama galerisi olarak açıldığı söylenen ama, büyüklüğü itibariyle maden çıkarma galerisi olarak açıldığı belli olan tünelin açılmasında kullanılan ve içinde kalan kimyasalların sızmasından, patlatmalardan toprakta güç kalmamış, tüm verimini, doğurganlığını, yaşama katkısını, umutlarını yitirmiş.

Koca koca çam ağaçlarının köklerinin gövdelerini taşıyamayarak yan yattıklarını, bazılarının artık toprakla bağlarını kesip devrilmiş olmalarını görmek gerçekten insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birine şahit olmaktan başka bir şey değil. Artvinliler daha önce ormanın bu şekilde yok olma sürecine hiç tanıklık etmemişler. Daha maden çıkarılmaya başlamadan böyle, üretime geçildikten sonra olacakları tahayyül bile edemezsiniz.

Kapatılması halinde rehabilite edilmesi bir zorunluluk olan ve maden şirketi tarafından bir gün açılacağına dair umutları yok olmayan 300 metrelik tünel ve kullanılan kimyasallar nedeniyle çevrede yaşam belirtileri giderek azalmaya başlamış. ÇED raporları, İdare Mahkemesi kararları, maden arama ve çıkarma işlemlerinin Artvin'deki yaşam olanaklarının yok edileceğine, halkın görüşlerinin alınmadığına işaret ediyor ve bu nedenle yürütmenin durdurulması kararı veriliyor. Şirket bunun aksini düşünüyor, bu nedenle de kapatıldığı söylenen tünelin bir gün yeniden açılacağına dair umudunu yitirmiyor. O kadar ki güvenlik görevlilerinin (ya da kim kalıyorsa onların) kaldığı konteynerlerin hemen altındaki beton zeminin yine bu kimyasalların toprağa sızmasıyla çökmesi, heyelan riskinin artması patronların umurunda değil. İşin ilginci orada kalanlar da hallerinden memnunlar ve ilk kez tünelin olduğu yere gelen yargıç ve savcılar ile halkın görüntülerini almaktan başka kaygıları yok.

Artvinlilerin dilleri artık öncekilerden daha devrimci. Kadınlar, Cerattepe'den sonra alyanslarımızı dahi bıraktık, artık eşlerimize sadece gönülden bağlıyız diyorlar. Zira sevmek her zaman devrimci bir eylem.

Bir Artvinli soruyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı "AYM kararına saygı duymuyorum" diyorsa, eğer idare mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararına rağmen, bu kararı veren yargıçların sürülmüş olduklarını da göz önüne alarak yarın başka bir karar çıkarsa kendilerinin de direnme, saygı duymama haklarının doğup doğmadığını bilmeye, suç işleme özgürlükleri olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. Artvin halkı, adalet nasıl ki Tanrı'nın yeryüzüne inmiş haliyse suç işleme özgürlüğünün de günahın yeryüzüne inmiş şekli olduğunun bizlerden daha çok farkında. Zira, siyasi iktidar temsilcilerinin bu ülkede günah işleme özgürlüğünü ve yakınlarını kayırma hakkını meşru gördüklerini biliyorlar, unutmamışlar.

Artvin halkı hiçbir şeyi unutmuyor, ne Bergama'yı ne Yırca'yı. Nasıl bir çevrede ve ne şekilde yaşayacaklarına kendileri karar vermek istiyorlar. Bu taleplerini yüksek sesle dile getirmekten geri durmuyorlar. Siyasi iktidar temsilcilerinin yaşam haklarına saldırılarına boyun eğmiyorlar. Bir hukukçu, yargıç olarak söylemek isterim ki; eğer siyasi iktidar halkın yaşama hakkına dair Anayasa ve yasa hükümlerini, temel insan hakları ilkelerini göz ardı ediyorsa, yasalar adalete giden yol olmaktan çıkmışsa, hukuk onları adalete götürmüyorsa halkın bu yasaları reddetme ve karşı çıkma, direnme haklarının doğduğunu kabul etmek gerekir. Tüm hukuk teorileri de bu yöndedir.

Temel insan haklarına dayalı çoğulcu ve katılımcı, laik, demokratik Cumhuriyet bizi barışa ve refaha götürecek tek yoldur. Otoriter, totaliter bir yapı ve laiklik karşıtı, siyasal İslam temelli, militarist sistemlerin hiçbirisi bizi barış iklimine taşıyamayacaktır.

*Yargıçlar Sendikası Başkanı

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 14.04.2016 09:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol