15 Ağustos 2016 Pazartesi 10:42
BES’e gerçekten  zorunlu muyuz?

UĞUR TÜRKEL

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) 2001 yılında kanunlaşmış ve 2003 yılından itibaren de emeklilik şirketlerinin faaliyete başlamasıyla fiilen hayatımıza girmiştir. Günümüzde de yaklaşık 6.5 Milyon katılımcı ve 50 Milyar TL’ye yakın fon büyüklüğü ile içinde olduğumuz finansal sistemin önemli taşıyıcılarından biri konumuna gelmiştir. Peki BES birçoğumuzun da içinde olduğu yaklaşık 18 Milyon kişilik (3.5 Milyon memur – 14.5 Milyon işçi) ücretli çalışanın yarısı için (diğer yarısının kapsam dışı olduğu düşünülmektedir) zorunlu hale getirilebilir mi, getirilmeli mi ya da buna gerçekten ihtiyaç var mı?

Öncelikle, “Bireysel Emeklilik Sistemi” adının da nitelediği gibi gerçekten bir emeklilik sistemi midir ona bakalım. Gerek ilgili literatür gerekse işin niteliği ve işleyişi incelendiğinde görülüyor ki; BES kesinlikle bir emeklilik sistemi değildir. Adındaki “emeklilik” ibaresinin de, günümüz sosyal ve ekonomik koşullarının da etkisiyle, sadece gelecek adına taşıdığımız kaygı ve endişelerin bir nebze olsun avutulması adına kullanıldığını düşünüyorum. Sistemin tabiriyle “emekli olunduğunda” biriken / tasarruf edilen tutarın tamamı ya bir defada, ya belirli vade ve taksitlerle ya da katılımcının yaptırdığı “gelir sigortası” ile ömrü boyunca, risk / kar / katılım primleri kesilerek, aylık taksitlerle ödenmektedir. Yani kişinin birikim tutarı bittiğinde ya da bambaşka bir finansal ürün olan “gelir sigortası” devreye girmediği takdirde sistemin herhangi bir ödemesi ve gücü bulunmamaktadır. Bu yönüyle de “emeklilik” kavramının ve kavramın getirdiği sosyal imkan ve faydalardan ne kadar uzak bir sistem olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Peki, BES madem bir emeklilik sistemi değil “tasarruf sistemi” tasarruflar zorunlu hale getirilebilir mi? Tasarruflar en basit ekonomi eğitimi alan herkesin de bildiği üzere gelirin harcanmayan kısmıdır. Yani diğer bir deyişle; insanlar elde ettikleri gelirleri ya harcarlar ya da tasarruf ederler. Peki ya, ülkemizdeki insanların çoğunda olduğu gibi, kişinin gelirleri en temel ve insani harcamalarına dahi yetmiyorsa (en basit ve temel borçlanma aracı olan kredi kartları sayısı ve kullanımının ulaştığı büyüklük bir örnektir) tasarruf edebilmesi mümkün, tasarrufa yönlendirilmesi anlamlı olur mu? Anlamlı demişken; peki ya asgari ücretle (ki tanımının içerdiği anlama bile aykırı) geçinmek zorunda olan birinin tasarrufa zorunlu tutulması ne kadar doğru olur?

Tasarruflar düşük olunca...

BES uygulamasının teorik ve temel iktisadi dayanağı tasarrufların çeşitli finansal araç ve enstrümanlarla yatırıma dönüşmesi teorisidir. Ülke olarak tasarruf oranımız her daim yatırım oranımızın altında seyrettiğinden ve bu açık da borçlanma ya da vergi düzenlemeleri ile kapan(a)madığı takdirde söz konu uygulamalar ve düzenlemeler devreye girmektedir. Ancak her sistemin bir doyum noktası, maksimum verimlilik düzeyi ve kapasitesi bulunmaktadır. BES de aslında dikkatle incelendiğinde, sahip olduğu bazı zayıf noktaların uyarı verdiği konusu (sistemin fon yapısının, yönetiminin ve düşük getirilerinin varlığını sürdürmesi gibi) tüm ekonomi camiası tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca sistemde, katılımı teşvik amacıyla 2013 yılından itibaren “devlet katkısı” uygulaması bulunmaktadır. Ancak sistemin katılım ve emeklilik şartlarından dolayı henüz tam anlamıyla devlet katkısı alan hiçbir katılımcısı bulunmamaktadır. Yani bugüne kadarki devlet katkısı ödemeleri sadece kaydi olarak katılımcılara yansıtılmış, ayrılanlara da ya hiç katkı yapılmamış ya da katkıların kısmi tutarları ödenmiştir. Acaba böyle bir ortamda sisteme en az şu anki kadar yeni katılımcı sokmak, özellikle 2020’li yıllarda devlet katkısı tutarları tam olarak ödenmeye başlanınca, bu sorunları çözecek mi yoksa daha mı derinleştirecek?

Günü kurtarma çabası

Yapılan yeni düzenlemenin ayrıntılarına ve medyadaki yansımalarına baktığımızda ise, 2017 yılı itibariyle milyonlarca ücretli çalışana kişi başı 1000’er TL’den fazla olmak üzere toplamda milyar TL’ler dağıtılacağı gibi bir algı yaratılmaktadır. Aslında gerçek olansa, devletin kasasına her yıl (2017 hariç) milyarlarca TL’nin (kaydi olarak verdiği katkının 4 katı) peşin olarak gireceği; yeni katılımcılara da ancak 2029 (bugün 45 yaşında olanlar için) yılından itibaren katkılarının ve birikimlerinin tamamen ödenmeye başlanacağıdır. Ayrıca sistemde yer alan en avantajlı katılımcı grubunun 46 ve üzeri yaş grubu olduğu (sistemde 10 yıl kalma ve 56 yaşı doldurma şartı olduğundan) çok açık olmasına rağmen; yaş sınırının 45’te tutulması da niyetin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğunun bir kanıtı sayılabilir.


Tüm bu soruların ve anlatılanların yanında, bir de hiçbir zaman etkisinden kurtulamadığımız yakın tarihimizde de bazı “devlet destekli” uygulama girişimleri mevcuttur. En önemlilerinden ilki; 1960’lı yıllarda MEYAK (Memur Yardımlaşma Kurumu) çatısı altında günümüz işsizlik fonu benzeri bir kesinti (MEYAK Kesintisi) yapılmaya başlanmış, bu kesinti bir süre sonra Mali Denge Vergisi’ne dönüştürülmüş, ardından da Gelir Vergisi’nin içine eklenmiştir. Bir diğer örnek ise; 1980’li yılların sonuna doğru, memurlara konut edindirmek amacıyla fon havuzu kurulması biçimiyle kendini göstermiştir. Kurulan fon havuzunda toplanan birikimlerin nemalanması ve memurların konut sahibi yapılması amaçlansa da; 1996 yılında fon hesapları tasfiye edilmiştir. Söz konusu fonların değerlendirilmesi, kayıt altında tutulması ve geri ödenmesindeki (nam-ı değer KEY ödemeleri) sorunlar ise hala güncelliğini korumaktadır.

Sonuç olarak, BES’e dair yapılan bu düzenleme ile finansal zincir içerisinde eksikliği hissedilen yerli sermayenin, emekçi kesimlerden “kaynaktan kesinti” yolu ile alınması amaçlanarak, toplumda bir “günü kurtarma çabası” hissiyatı oluşturulmaktadır. Ayrıca yukarıda özetlenen durumlar, akla gelen sorular, yakın tarihimizdeki örnekler, bugüne kadar kayda değer hiçbir devlet katkısı ödemesinin yapılmaması, yapılana kadar geçecek sürenin uzunluğu ya da değişecek iktidarların, yöneticilerin (ve yaklaşımlarının) gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, “acaba tarih tekrar tekerrür eder mi” diye düşünmeden edilemiyor.

*Marmara Üniversitesi Sigortacılık Bölümü Arş.Gör.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 15.08.2016 10:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol