22 Ağustos 2016 Pazartesi 08:22
Belki de AB’den hiç çıkmayacağız

Birleşik Krallık olimpiyat takımı 60’tan fazla madalya kazanıp madalya sıralamasında ikinciliğe yerleşince milletçe mutlu olduk. Her ne kadar bu ilişkiyi nasıl ölçebildiklerini anlamasam da bu mutluluk belli ki ticarete yaramış ve tüketim artmış. Tüketim harcamaları son iki ayda da artmış durumda. Bunu da Brexit (referandumda AB’den çıkış) kararına ilişkilendiriyor analizciler. (Ya biz analiz bilmiyoruz ya da birileri kafa buluyor fena halde.)

AB’den çıkış kararı çıplak gözle görülür bir biçimde ekonomiye ve insanların hayatına doğrudan olumsuz bir etki yaptı. Bu etkiyi yok saymak isteyen AB’den çıkış taraftarları ‘Birleşik Krallık’ın net zenginliği son iki yılda yüzde 4 kadar arttı’ gibi veriler kullanıyorlar. Buradaki sorun bu zenginliğin alıcısı olmadığı takdirde anlamsız olduğu. Bu net zenginliğin üçte ikisi emlak; yani içinde oturduğumuz evler, çalıştığımız işyerleri.

Emlak piyasasındaki durgunluk ise aylardır konuşuluyor. Brexit’in oraya yansıması genel olarak insanların satıştan vazgeçmesi şeklinde olmuş. Yani fiyatların düşeceğinden korkan mülk sahipleri piyasaya girmiyorlar. Net zenginlik de böyle: mülk var ve yüksek değer biçmişsiniz ancak ne satışa koyuyorsunuz ne de ortada alıcı var.

Brexit’in sıradan insanlar olarak bizim hayatımıza ve küçük işletmelere etkisi referandum sabahı görüldü ve ondan bu yana da kötüleşti. Çıkış kararının ardından Sterlin yaklaşık yüzde 12 dolayında değer kaybetti. Referandumdan iki ay sonra, bugün, eğer ortada biraz olsun umut kırıntısı varsa nedeni AB’den çıkış kararının zafer sarhoşluğu ve halkımıza aşıladığı yüksek güven falan değil, AB’den çıkışın o kadar kolay ve çabuk olmayacağının anlaşılması. Hatta belki de bu çıkışın hiçbir zaman olmayacağı yönünde bir kanaat oluşmaya başlaması.

Brexit kararının hiçbir zaman hayata geçirilemeyeceği fikri son iki ayda siyasette gördüğümüz muhteşem manevralardan da belli diye düşünüyorum. Neler olduğunu kısaca hatırlayalım. Eski başbakan Cameron ihale kendisine kalmasın diye referandum sabahında istifa etti. Brexit savunucuları Boris Johnson, Michael Gove ve Farage akabinde istifa ettiler. Yeni başbakan Theresa May kararın tanındığını ve uygulanacağını söyledikten sonra ‘ayrılıkçı’ ekibi bu işe koştu. Erdoğan’a yazdığı keçili hakaret şiiriyle hatırlayacağınız Boris Johnson dışişlerinden sorumlu bakan oldu.

Genel seçimler 2020’de olmasına karşın hiçbir siyasetçinin göze almak istemediği bir bela Brexit. Daha sadece bir tavsiye kararı iken bile Sterlin’e yüzde 12 darbe vuran bu işin altına elini koyan herkes ezilecek. Muhafazakâr Parti’nin bir zenginler kulübü olduğu da hatırlayalım. Ticaretinin yüzde 50’den fazlası AB ile olan Britanya’nın işadamlarının merkezi rol aldığı bu parti liderliğinde AB’den çıkışı zor görünüyor.

Bunun da ötesinde süreç zaten çetrefil. Referandum kararının parlamentonun iki kamarasında sırayla onaylanması gerekiyor ve hem milletvekillerinin hem de lordların ezici çoğunluğu AB’de kalma yanlısıydı. Yani sadece tavsiye niteliği olan referandum kararını onaylamayabilirler. Hele ekonomik etkiler işsizlik ve enflasyon olarak seçmenlerin damarına basarsa bu çıkış kararı iyice yalan olabilir.

Hemen hemen herkes yeni bir referandum yapılırsa çoğunluğun AB’de kalma yönünde oy vereceğini tahmin ediyor. İnsanların, özellikle de kuzeyin yoksul şehirlerindekilerin, siyasi eliti cezalandırmak için AB’den çıkış yönünde oy verdiği tahmin ediliyor. Ayrıca çıkalım diyenlerin önemli bir kısmının da pişman olduğuna dair ipuçları var.

Yeni bir referandum yapmak ise en az Brexit kararını uygulamak kadar tehlikeli ve siyasi intihar. Ne iktidardaki Muhafazakârlar ne de İşçi Partisi bunu yapmaya cesaret edebilir. Sine-i millete dönebilmek için daha uzun bir zaman geçmesi gerek.

Şimdilik bu yönde çok emare görüyoruz. İşçi Partisi bu konuya hem pek girmiyor hem de milletvekillerinin başını çektiği parti içi sağ muhalefet Corbyn’e karşı darbe ile meşgul. Onlar kendilerine gelene dek muhtemelen 2020 seçimleri geçmiş olacak.

Muhafazakarlar ise ayak sürüme modunda. AB’den çıkış için düğmeye basmak anlamına gelen Lizbon Anlaşması 50. Madde’nin hayata işleme konması için kimse acele etmiyor. Bunun için 2017, hatta 2018’e dek beklenebileceği de konuşuluyor. Ondan sonra iki yıl süreceği beklenen müzakereler de ayrı bir muamma. 2020’de hâlâ AB diye bir şey olacak mı diye soranlar da var.

İngiliz parlamentosunda milletvekili ya da kabine de bakan olsanız herhalde en çok arzu ettiğiniz şey bu referandumun sadece bir kâbus olması olurdu. Ancak Britanya gerçek, Freelonia hayal ve kimse de uykuda değil.

İyi haftalar ve bol şanslar.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 22.08.2016 08:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol