28 Mart 2016 Pazartesi 09:03
Baskıya inat özgür sanat!

ZEYNEP KURAY zeynokuray@hotmail

27 Mart Tiyatro Günü'ne tutuklamalar, baskılar, zulüm içinde giren Türkiye’de tiyatro sanatçıları barış ve özgürlük umudunu koruyor. Dünya Tiyatro Günü vesilesiyle Birgün’e konuşan tiyatrocular Ayşe Emel Mesci, Füsun Demirel, Levent Üzümcü ve Orhan Aydın, zalimin mazlumu diri diri gömdüğü günümüzde, perdeleri açık tutmaya ve dayatılan karanlığa inat barış, özgürlük ve eşitlik adına ışık tutmaya devam edeceklerini vurguladılar.

Kabullenme, alışma, diren!
Ayşe Emel Mesci: Tiyatro sanatı tüm sanatlar gibi daima barıştan yana oldu. Kızlarını, annelerini, oğullarını, babalarını, kardeşlerini, eşlerini, sevgililerini dur durak demeden yitiren, ölümün, savaşın, yıkımın ve utanmaz bir 'kahramanlık' edebiyatının, yani erkeğin hüküm sürdüğü bir dünyada 'gözleri kendilerine bakan, baktıkça da hüzünden çocukları olan' kadınlar savaşa nasıl ortak olabilir ki? Bugün yaşayanlarla, ölüler arasındaki sınırların ortadan kalktığı bir kaos hali yaşıyoruz. Dionysos toprakları olarak adlandırılan Anadolu yarımadasında yazılmış birçok antik metin ölüm ve dirim ritüelleri üzerine kuruludur. Artık yalnız ölüm hüküm sürüyor… Ya dirim?
Bugünün dünyasında, gözlerimizi kapatamayacağımız, kulaklarımızı sağır edemeyeceğimiz ve bilmiyorum diyemeyeceğimiz olaylar cereyan ediyor. Tiyatro toplumla insanı, sosyoloji ve psikolojiyi, tarih ve felsefeyi birleştiren bir sanattır. Sadece bununla da kalmayıp yazarlara büyük görevler yükleyen, oyunculara farkındalığı öğreten ve seyirciye karşı sorumluluk duygusu taşıyan muhalif bir sanattır. Kaos ile kozmosun iç içe geçtiği (Kaosmos) günümüz dünyasında ölüleri açıkta bırakıp, yaşayanlarını diri diri gömen bir uygarlık, altı üstüne gelmiş bir dünya hüküm sürüyor. Bu öyle bir dünya ki artık yaşayanlar da diri diri toprağa gömülüyor. Dünyada sistemin sıkıştığı ve yeni bir şey doğurmadığı bir süreçle karşı karşıyayız. Yeni bir dönüşüm ve sıçrama olmadığı sürece, ölümün hüküm sürdüğü ve insanları ölüme alıştırdığı döngüden kurtulamayız. Sadece sanatta değil her alanda bu süreçten tek çıkış yolu kabullenmemek, alışmamak ve direnmektir.

Bizi ablukaya alsalar da sanatı öldüremezler!
Levent Üzümcü: İlk başta bütün tiyatrocuların Tiyatro Günü'nü kutluyorum. Bizim için tiyatro, medeni ülkelerde yaşayan insanlardan daha farklı bir anlam taşıyor. Çünkü çok zor bir karanlığın içerisindeyiz şu an ve bu karanlığı aydınlatacak ışık tiyatronun, sanatın ışığıdır. Tiyatrocuların, her şeyleri pahasına o ışığı yakmaya ve canlı tutmaya, insanlara bildiklerini anlatmaya devam etmeleri birkaç umut ışığından biridir. Çünkü tiyatro aydınlatmakla kalmaz, tiyatro aynı zamanda yürekleri de ısıtır. Bunu hayatında tiyatroya gitmemiş bir insanın anlamasına imkan yok. O nedenle tiyatroyu ne kadar çok insana ulaştırabilirsek, o ışığı da o kadar çok insana ulaştırmış oluruz. Bu anlamda istedikleri kadar sanatçıları ablukaya alsınlar, sanatı öldüremezler, bu dağı taşı bombalayarak antik eserleri yok etmeye benzemez.

Yaşasın özgür tiyatro!
Füsun Demirel: Tiyatro, özgür düşünceyi, özgürce hayal kurmayı temsil eder… Düşünceleri ve ifadeleri tutsak olanların ülkesinde ise ancak saray soytarılarına izin verilir. Düşüncenin, hayal kurmanın ve ifadenin tam olarak yaşandığı özgürlükler ülkesi hayaliyle bir kez daha yaşasın özgür tiyatro.

Her şeye inat perdeler açık kalacak!
Orhan Aydın: 21. yüzyıldayız, 2016 yılındayız. İnsanlık tarihinin en eski mesleği olan tiyatro sanatı yaşadığımız coğrafyada tarihin en büyük düşmanlığıyla karşı karşıya. Ülke gericiliğin kıskacında; işgüzarlığın ve paranın padişahlığını yapan bir avuç çetenin güdümünde sanat ve sanatçı düşman ilan edilmiş durumda. Bunlar havaya savrulmuş laflar değil. Bu gerçeği idrak etmek için tam 8 yıldır kapalı tutulan Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) durumuna bakmak yeterli. Anadolu’nun birçok il ve ilçesinde AKP belediyelerinin salonları özel tiyatrolara kapatmaları bu gerçeği yansıtmaktadır. Sansür, otosansür ve ötekileştirme doruğa çıkmıştır. Devlet ve şehir tiyatrolarının başına sanatın s’sinden anlamayan kişiler yerleştirilmiş, sanatın içi boşatılmaktadır. Bakanlığın yayınladığı genelgeden anlaşılıyor ki, devlet opera, bale, senfoni ve tiyatrosuna gerek kalmamıştır. Ama biz her şeye inat 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü hem ülkemizde hem dünyanın dört bir yanında barış, kardeşlik, eşitlik için kutlamaya ve perdelerimizi sonuna kadar açık tutmaya devam edeceğiz. Yaşasın tiyatro.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 28.03.2016 09:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177