03 Şubat 2016 Çarşamba 09:22
Bağlama direnişin sembolü

GÜLŞEN İŞERİ / gulseniseri@birgun.net

2003'te bestelerinden oluşan 'Tohum' adlı ilk albüm çalışmasıyla dikkatleri çeken Barış Güney, bu kez de eskimez, durulmaz anlamına gelen 'Farımaz' adını verdiği üçüncü albümünü Red Music etiketiyle dinleyicileriyle buluşturdu

Eski usül bant kaydının kullanıldığı Farımaz, dijital sistemin getirisinin yanı sıra sanatçılardan götürdüklerini de bu ‘eski’ kayıtla ilk kez dile getiriyor.

Kardeş Türküler grubu ile konserler veren 'Bahar' ve 'Çocuk Haklı' albümlerinde düzenlemeler yapan Güney, Arif Sağ ve Erdal Erzincan gibi bağlama ustalarıyla da ortak çalışmalara imza attı.

Arto Tunçboyaciyan ve Ara Dinkjiyan ile Avrupa’da ve Türkiye’de konserler veren sanatçı, yönetmenlik ve aranjörlükle de adından söz ettirdi.

Farımaz albümünde, her biri enstrümanlarında kendilerini kanıtlamış olan usta isimlerden; Hüsnü Şenlendirici, Derya Türkan, Sezai Kocabıyık, Cenk Şanlıoğlu, Ömer Avcı gibi isimler çalışmaya ayrı bir renk katarken, Barış Güney'in bağlamada ve halk müziğinde gelecek vadettiğini söyleyen usta isim Arif Sağ da Güney'in yeni albümünde bazı türkülere sanatıyla destek verenlerden.

Müslüm Gürses’in son çalışması, 'Bugün Matem Günü' deyişini, yapan Barış Güney’le albümü Farımaz vesilesiyle bir araya geldik.

-“Tohum” (2003), "Düşlere Yolculuk" (2009) ve ardından Farımaz. Her albüm arasında uzun yıllar var, özel bir nedeni var mı?
İlk iki albüm enstrumantal albümlerdi ve kendi yaptığım bestelerden oluşan bir repertuvarı vardı. Halk müziğinde beste yapmak kolay bdeğil. Hem melodik açıdan forma uygun hem de icrasal açıdan bir değeri olmalı. Bu da çalışma zamanı istiyor. Bu ülkede müzik yapmanın zorluklarını saymıyorum. Bu açıdan da beklemek zorundasınız. Bir yandan albüm yapmak kolay değil, enstrümantal albüm yapan prodüktör bulmak kolay değil.

-Farımaz’dan söz edebilir misiniz?
Farımaz uzun zamandır yapmak istediğim bir albümdü. Yaklaşık 20 yıldır stüdyolarda çalışıyorum. Yaptığım çalışmalarda teknolojiyi her amaç için kullanıyoruz. Solistleri düzeltiyoruz, yanlış icraları düzeltiyoruz. Digital efektlerle çalışmaları süslüyoruz. Bu numaralardan sıkıldık. Bu yüzden Farımaz'ı teknolojinin en yalın haliyle, eski usul bant kaydıyla yaptık. Canlı çalıp söyledik. Her eseri baştan sona tek bir bütün olarak kaydettik. Repertuvar yıllardır severek çalıp söylediğim eskimeyen eserlerden oluşuyor.

-Yıllardır müziğin içindesiniz, konserlerde, dinletilerde sizi görüyoruz. Halk müziği, özgün müzik, enstrümantal... Müzik sizin için ne anlam ifade ediyor?
Müzik benim için büyük bir tasarruf. İcra edebilmenin, üretebilmenin verdiği haz ve enerji gerçekten çok büyük.

-Bu albümün diğerlerinden farkı ne?
Bundan önceki albümler enstrümantaldı. Yaptığım besteler üzerinden deneysel çalışmalardı. Bu albüm tamamen sözlü eserlerden oluşuyor. Deneysellikten uzak, yalın bir icraya sahip.

-Bu albümde birbirinden değerli konuk sanatçılar var. Zor olmadı mı?
Gerçekten de çok değerli isimler var. Arif Sağ, Hüsnü Şenlendirici, Derya Türkan; Sezai Kocabıyık. Hepsi kendi alanının ustası hocaları. Bizler yeni tanışmadık, yıllardır birçok projede bir araya geldik, aynı albümlere çaldık. Sağolsunlar bu çalışmada beni yalnız bırakmadılar.
Arif Hoca ile 2000’lerde tanıştım. Arif Sağ’a çalmaya başladım. ASM’de albüm kayıtlarında birlikte çaldık. Erdal Erzincan'la birlikte Arif Hoca'nın albümünde de çaldık.

-Yönetmenlik ve aranjörlük de yapıyorsunuz. Türkiye’de albüm çıkartmak, müzik yapmak zor mu?
Zor olan albüm yapmak değil. Zor olan bir amaç doğrultusunda derdi olan bir albüm yapmak. Anılmak ya da meşhur olmak için yapmıyoruz albümlerimizi. Bağlamayı geliştirmek, farklı bakış açıları yaratmak gibi bir misyonumuz var. Bunu ustalarımızdan böyle öğrendik ve bizden sonra gelenlerin önünü ve ufkunu açmak için çalışıyoruz. Bu durum Türkiye koşullarında zor. Ama maksat bir türküyle parlamaksa bu çok zor bir şey değil.

-Kimlerle çalıştınız?
İzmir’de başladım. İstanbul’da da Kardeş Türküler ile uzun süre çalıştım. Nilüfer Sarıtaş’ın albüm yönetmenliği, Feryal Öney’in albümünü yaptım.

-Müslüm Gürses’in son deyiş çalışması sizden çıkmış sanıyorum.
'Bugün Matem Günü' Kerbela ağıdıydı. Son çalışmamızdı, bu tarzda bir türkü albümü yapacaktık, büyük projeydi. Maliyetini karşılayacak firma bulamadık. Müslüm Gürses her ne kadar popüler olsa da yapacağımız çalışma 'Sandık' albümü gibi olmayacaktı. Netice de deyişler olacaktı.

-Mustafa Cecilli popçu. O da çıktı sahneye deyiş okudu. Nasıl yorumluyorsunuz?
Herkes her şeyi okuyabilir. Nasıl okuduğun ve ne amaçla okuduğun önemli. Özür dilemiş ama yeterli bir özür değil. Zaten bir albüm yapıyorsun, konser için de geçerli, repertuvar çalışmasını yapmışsın. Zaman harcamışsın, sonra da diyorsun ki “özür dilerim.” Ayrıca çok büyük bir Alevi kültüründen söz ediyoruz; tarih boyunca katliama uğramış, asılmış, kesilmiş. Sen bu tarihi yok say ve bir deyiş okuyarak bu toplumun asimile olmasına neden ol! Olmaz. Sözü değiştirmek ne demek! Değiştirdiğin söz felsefeyi tamamen başka bir yere kaydırıyor.

-Albümler dijital çıkıyor, sanat icra etmek zorlaştı. Buna rağmen inatla sanatını yapanlar var, sizce ne kadar direnilir? Mesela siz akıntıya kürek çektiğinizi düşünüyor musunuz?
Digital platformların zararı yok aksine bizim gibi üreten insanların elini güçlendiriyor. Tek bir alanda dünyaya ulaşabiliyorsunuz. Dinleyici alternatifleriniz çoğalıyor. Bugün bir cd almak için merkezi bir yere gitmeniz ve yol parası vermeniz gerek, üstüne bir de albüm parası, ortalama 30 TL'ye mal oluyor. Digital platformda.8.90TL. Dinleyici için de ekonomik.

-Ülke gündemi açısından zor bir dönemde albüm çıkarttınız. Müzik, ruh hali olarak ne hissediyorsunuz?
Zor demeyelim son derece üzücü, çok acı bir dönemden geçiyoruz. Ruh halim ciddi hasar gördü. Herkes gibi akıl sağlığımı kontrol etmeye çalışıyorum. Yaptığımız iş zaten halk için yaptığımız bir iş. Çaldığımız enstrüman, yani bağlama sadece bir müzik aleti değil aynı zamanda bir kültürün bir direnişin sembolü. Bu yüzden bu gibi dönemlerde durmak yerine, daha fazla icra etmek, halkın türkülerini daha güçlü söylemek gerekiyor.

-Sanat icra edilmesin üzerine bir mantık var artık. Susalım ve oturalım, eğlenmeyelim, gülmeyelim... Dünya müzisyenlerine baktığımız da Victor Jara aklıma geliyor, belki bir sürü örnek. Türkiye’de sanatçılar korkuyor mu? Yada cesur değiller mi?
Güzel olan, değerli olan her şeyin üretilmesine icra edilmesine ihtiyaç duyduğumuz dönemlerden geçiyoruz. Sanat icra edilmesinden kasıt biraz daha piyasa işlerine yapılan bir eleştiri. Memlekette bu kadar acı yaşanırken sadece eğlenme ve para kazanma amaçlı yapılan faaliyetlere olan bir tepki. Kimsenin gerçek sanata, üretime bir tepkisi olduğunu düşünmüyorum.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 03.02.2016 09:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177