14 Şubat 2016 Pazar 08:42
Bağımlılığa kılıf aramak

ALPER TURGUT

Rengi kaçmış tahta iskemlelere çöktükten sonra, yazlık sinemayı hınca hınç doldurmuş ahaliye bakardım. Çoğunluk çekirdek tiryakisiydi, robota bağlamış gibi, otomatik hareketlerle çit çit çitleyenler, filmin başlamasını beklerdi. Tek tük de olsa kesekâğıdına, gazeteye sarılı içkilerini yudumlayan, beyaz bıyıkları sararmış ağır abiler, arka taraflara sıralanmış, memleketin ahvaline dair lak lak etmekteydiler. Sanki elleri altı parmaklı gibiydi, düşmezdi hiç, izmaritin közü, yakana dek deriyi, ya atarlardı yere, basarlardı üstüne, ya da yenisini, eskisiyle yakarlardı. Sabah uyandığında yakılan sigara, gece yatarken sönerdi sanki, hep ekleye ekleye. Dalar giderdi kimi, birdenbire, hele film, sevdaya dairse, sigarasını tellendiren, bir çekişte yarıya indirirdi, kim bilir belki ilk sevmelerini veya asla unutamadığı, sararmış ve yıpranmış fotoğrafı da, biricik avuntusu olan yavuklusunu düşünürdü, belki de çizgiler yerleşmiş yüzüne, aşksız geçiştirilmiş bir ömrün hüznü çökerdi, inanın, bilmiyorum. Artık çoğu aramızda bulunmayan o abiler, sinema yüzünden mi, alkole ve sigaraya bağımlı oldu, hiç sanmıyorum.

Şimdi içkiyi ve sigarayı övecek değilim, tiryakiliğin iyi bir şey olduğunu söylemek, insanın kendisi avutmasına yarar, afili laflar edip, kendini kandırırsın, o kadar. Bir yere oturmak istediğinde, bir eve ziyarete gittiğinde, duman altı olmasın diye insanlar, mekânın dışında masalar mevcut mu, dairenin balkonu var mı derdine düşüyorsun, gündelik hayatını, seni nefessiz bırakan, merdiven tırmanırken soluğunu tıkayan bu meret, belirliyor resmen. Ancak ve yine de, ülkenin en yetkilisinin; “Sigara içmenin özgürlüğü olamaz!” gibi, ‘ben ne dersem o olur” tipi açıklamasının, tiryakiye, yarardan çok zarar vereceği, yadsınamaz bir gerçek. İnsan, inat eder yahu, bırakacağı varsa da, yasak alerjisi yüzünden vazgeçer.

Müziğin, filmlerin, şiirin ve romanların, içki ve tütün alışkanlığını teşvik etmesi, bağımlılığa zemin hazırlaması meselesine gelelim. Eskiden, uçakta, otobüste, televizyonda, stadyumda (teknik direktörler, püfür püfür içerdi maç sırasında), işte aklınıza gelen tüm kapalı alanlar ve araçlarda, sigara içilirdi, içeride bebek mi var, çocuk mu var, hamile mi var, yaşlı insanlar mı var, önemsenmezdi, herkes tüterdi, duman, genizleri yakardı. Bir gün, Dereağzı tesislerinin arkasındaki lunaparkta (şimdi yerinde yeller esiyor), Fenerbahçeli futbolcuları görmüştüm, ağızlarında sigaralar, langırt oynuyorlardı. Sporcu dahi içiyordu yani, sonra kocaman apartmanlara giydirilen, dev reklam panoları, sigara markalarına dairdi, bir kovboy, seni vahşi doğaya ve bitmeyecek bir serüvene çağırıyor, develi bir marka, atla cipe, vur kendini çöle diyordu. Mevzu, gayet absürt idi, tombalacıdan başkasında yabancı sigara görmemiş insanlar, Turgut Özal ile birlikte ‘Küçük Amerika’ olmanın tadını çıkartıyor, sardıkları yerli cigaraları atıyor, fiyakalı ve filtreli ecnebi işi sigaraları, ağızlarının köşesine yerleştiriyordu. Hatta çorabına yabancıyı, gömlek cebine yerliyi koyan, otlakçı gelince, eskiyi kakalıyor, yalnız kalınca, yeniliğin keyfini sürüyordu.

Hollywood’un, salt gişe amaçlı, dev bütçeli filmlerine, sigarayı yerleştirdikleri malum, pek ünlü aktör ve aktrislere, aman sana zahmet, beyazperdede sen tellendir şunu, seyircinin aklını al, buyur sana milyon dolar dedikleri de doğru, kesinlikle. Romanlar, eskiden bu denli popüler kültür malzemesi değildi, reklam panoları, yazarların fotoğraflarıyla süslenince, adları, kitabının önüne geçti, ne yazık ki. Müzik desen, hey bebek, biz rakçıyız, ortamların çiçeğiyiz, marjinalliğin tiryakisiyiz kafasında, işte birçoğu… Sıra dışılık arzusu, abartılınca gayet sıradanlaşır, hayat işte böyle garip, sen farklı olana abandıkça, pek farkın kalmıyor.

Lakin bu şiir meselesini anlamadım, valla kavrayamadım, hiçbir zaman popüler değildi, bir kısım yeteneksizin, kendi külliyatından dağ oluşturmuş isimlere, kartpostal şairi demesine aldırmayın, kıskançlık böyle bir şeydir. Şiirin, ne ilgisi var sigarayla, birçok şeyi, az ve öz kelimeyle anlatmaya çabalayanları, bağımlılık ile suçlamak, şiirin arkasında, finans lobilerinin olduğunu söylemek, çoğu bu yalan dünyadan fakir ayrılan, güzelim şairlere ayıp etmek demektir. Elbette şairlerin hemen hepsi tiryakiydi, Necip Fazıl da dâhil! Kimi çok acı var diye yaktı Cahit Zarifoğlu gibi, biri şiir, sigaraya değer dedi Özdemir Asaf gibi, öteki özlem dalgası yüzünden sigaraya sarıldığını dilendirdi Can Yücel gibi. Edip Cansever, neden olmasın, yeni yakılan bir sigarayla da anlatılabilir şiir der, Özdemir İnce, yemek üstüne içilen sigaranın da şiir olduğunu söyler.

Avunmak, destek bulmak, sarılmak, yatışmak, ne derseniz deyin adına, sigara içenlere, ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasını istemek, gelişmiş ülkelerde bu böyle demek, akıl alır gibi değil, vicdani hiç değil! İnce hastalığın (verem) kurbanı olmuş şair milletine, ikinci sınıf insaf muamelesi yapmak, birinci sınıf insanın ne olduğunu sorgulatmaz mı insana, birinci sınıf muamele de nedir, bu nasıl bir üst perde haldir, nasıl bir egodur? Tiryakiler belki, kanserden ölme riskinden ziyade, kibirli, asabi ve salt kendi özgürlüklerini kutsayan sigara içmeyenlerin, küstah tavırlarını öldürücü buluyordur, hiç düşündünüz mü?

Yanlış düşündünüz, sigara odaklı filmler listesi yapmayacağım, elbette. Başlamak için filmleri bahane etmeyeceğiniz gibi, kamu spotu seyirlikleriyle de bırakacak değilsiniz. Kendi hür iradeniz ne güne duruyor, hanginiz bir film yüzünden sigaraya ‘evet’ dedi. Smoke (1995) filminden sonra, Coffee and Cigarettes (2003) adlı yapıtın ardından, vay be! elemanlar ne güzel püfür püfür içtiler deyip, yaktınız mı bir sigara, hiç içmemişken? Güzelim True Detective dizinde, müthiş Rust Cohle karakteri, sigara dumanına boğarken bizi, ezerken bira kutularını teker teker, tamam, benim olayım budur artık dediniz mi? Elbette, hayır! İşte akranlarınız, liseli halleriniz, büyüme sancısı, çevre, etrafınızdaki fosur fosur içen büyükleriniz, bu belaya atlama sebebiniz bunlardır. Peki, sonrası mı? Boşluğa düşerim, ne yapacağım ben sigarasız, başka bir dünya bilmiyorum artık, vesaire vesaire. Yani kafanızda her şey, sizinle ilgili, sizin seçiminiz ve kararınız, bir sigara paketini buruşturup, bu sondu diyene kadar.

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 14.02.2016 08:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol