16 Mayıs 2016 Pazartesi 09:03
Albüm: Kalıpsız, özgür, taptaze

Bu yıl Cannes’daki tek “temsilcimiz” Mehmet Can Mertoğlu. Hiç tanımadığımız, taze, gencecik (26 yaşında) bir yönetmenin filmini izlemeye girerken, dopdolu salona hitap ederken tercih ettiği minimalist konuşmadan anlamalıydık: Mertoğlu, NBC’nin (anlaşılır nedenlerle) izinden giden veya gitmeye çalışan ve görsel mükemmellik peşinde koşarken bizleri yolda kaybedenlerden değil. Tam tersine minimalist, sade, iddiasız ama bir o kadar da çarpıcı, ilk filmlerde tuzak sayılabilecek uzun süreli sabit planların hakkıyla üstesinden gelen bir yeni nefes çıktı karşımıza. Çok sevdiğimiz Rumen yönetmen Corneliu Parumboiu’nun görüntü yönetmen Marius Panduru ile çalıştığını öğrendiğimizde, ister istemez Rumen Yeni Dalga’sından bir esinti hissettik. Ve tabii bürlesk ustası Jacques Tati ve Filistinli “çırağı” Elia Souleiman’ın da... Ayrıca, Türkiye sinemasında en önemli eksiklerinden iyi diyalog yazamama sorununu da (çok konuşkan bir film olmasa da) akışkan, gerçekçi ve en önemlisi akıllı diyaloglarıyla çözüvermiş.
Şebnem Bozoklu ve Murat Kılıç’ın başrolleri paylaştığı filmin konusu, daha doğrusu birinci dereceden okuması çok basit: Çocukları olmayan bir çift, çok yakın aile çevresi dışında herkesten gizleyerek bir çocuk evlat edinmeye karar verir. Çocuk sıraları gelene kadar da kimse anlamasın diye “resmi tarihlerini” değiştirerek, yani bol sahte hamilelik fotoğraflı yapay bir tarih üreterek önce Bozok’un yastık dolu karnını hamile fotoğrafı, ardından da bir hastanenin yeni doğan bebek bölümünde çalışan bir arkadaşları sayesinde minik bir bebeği kuvözden çıkartıp yatakta yeni doğum fotoğrafı çektirmeye gidecek kadar oyuna devam ederler. İlk çıkan bebek hem kız, hem de istedikleri gibi akça pakça olmayınca, Antalya’dan Burdur’daki yetimhaneye gidip aradıkları maviş oğlanı bulurlar. Ama devletimizin fişleme sistemi öylesine gelişmiştir ki, nereye gitseler devletin hangi kurumuyla işleri olsa, evlat edindikleri fişlenmiştir. İstedikleri kadar şehir ve iş değiştirsinler, gizlemeye çalıştıkları gerçek her seferinde peşlerinden gelecektir.

Bu şekilde özetleyince hiçbir siyasi ya da toplumsal eleştiri içermediği düşünülebilir. Oysa Mertoğlu’nun bizce esas başarısı burada yatıyor. Taptaze sinema dili ve stilinin ötesinde, konu seçimindeki eleştiriden başlayarak (evlat edinmenin saklanacak bir utanç olması), akıllı ve gerçekçi diyaloglarındaki satır aralarındaki katmanlı saptamalar her daim ülkemizden insan manzaraları ve iç karartıcı gerçeğine gönderme yapıyor.



35mm kullanmayı tercih eden Mehmet Can Mertoğlu en özet sıfatıyla akıllı bir film yapmış. Ve en önemlisi, resmi tarihlerini yeniden yazmaya çalışan veya değiştirme saplantısındaki devletleri, özellikle Türkiye’nin bellek çalışmasının gerekliliğini alelade bir aile hikayesi ile hatırlatıyor.... Bir de üstüne ailenin bebek ve diğerleri hakkındaki yorumlarında Türkiyelilerin günlük konuşmalarında (bilinçli ya da bilinçsiz) yaptıkları çeşitli ayrımcı replikleri serpiştirince, ırkçı ve nefret söyleminde dünya çapına geçecek zenginliğimizden bir ziyafet çıkıyor karşımıza!

Bu filmin okumasını çeşitli şekilde yapmak isteyenler çıkacaktır. Şimdiden duyabiliyoruz bu sesleri, “orta sınıfımıza kolay bir eleştiri”, “soğuk ve sevgisiz” diyenler olacaktır. Ancak tam tersine, Mehmet Can Türkiye’de zor rastladığımız kendisi ile karakterlerinin her biri arasına eşit bir mesafe koyuyor. Bu sayede de bize kafamıza vura vura bir şey anlatmak yerine, mümkün olduğunca izleyiciyi özgür bırakıyor. Sanırız bu nedenle de Cannes’da filmi birlikte izlediğimiz yabancı meslektaşlarımız “en yeni soluk bu kez Türkiye’den geldi Albüm” dediler.

Yıl sonundan önce vizyona girmesi muhtemel Albüm’le 26 yaşında yepyeni bir yetenek keşfetmenin keyfini yaşadık, darısı başınıza… Ama dikkat: önyargılarınızı ve saplantılarınızı sinema salonunun vestiyerine bırakmadan izlemeyin!

Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 16.05.2016 09:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol