03 Eylül 2013 Salı 11:06
Yargıtay Başkanı Gezi'ye
Ankara- 2013-2014 Adli Yılı, düzenlenen törenle başladı. Törenin yapıldığı otelin girişinde CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın da aralarında bulunduğu grup, intihar eden yargıç adayı Didem Yaylalı için eylem yaptı. Genç ve Tanal, HSYK’nin çelenginin yanına siyah çelenk bıraktı. Devletin zirvesinin katıldığı törende, Yargıtay Başkanı Ali Alkan’ın açılış konuşmasında öne çıkan değerlendirmeleri şöyle:

İfade özgürlüğüne müdahale: İfade özgürlüğüne meşru olmayan nedenlerle yapılacak her müdahale, aynı zamanda büyük toplumsal müzakereyi engelleyecek ve uzlaşma zeminine giden yolları kapatacaktır. İnsanların düşüncelerini özgürce ifade edemedikleri toplumlarda, bunun bedelinin çok ağır ödendiği ve ifade edilemeyen taleplerin birer sosyal risk ve manipülasyon alanı olarak ortaya çıktığı tarihsel tecrübeyle gözlemlenmektedir.

Sosyal liderli çözüm: İfadenin açıklanma biçimi, en az içeriği kadar önemlidir. Son yıllarda, dünyada ve ülkemizde şiddet ve nefret söyleminin bir ifade biçimi olarak ortaya çıktığını ve yaygın olarak kullanıldığını üzülerek görmekteyiz. İfade özgürlüğüne yönelik bu somut şiddet ve nefret tehlikesine karşı kamu otoriteleri, siyasi ve sosyal liderlerle sivil toplum birlikte adım atmalıdır.

Gezi eleştirisi: Devletin meşru erklerini ve temel organlarını hedef alan ve organize biçimde cebir, şiddet, tehdit, korkutma, yıldırma ve sindirme yoluyla işlenen eylemler terör eylemleridir. Hiçbir çağdaş hak ve özgürlük sistemi kendisini tehdit eden eylem ve yöntemlere göz yummayacak ve bunlara müdahaleden geri durmayacaktır.

Temel hak din özgürlüğü: Bireylerin öncelikle özgürce düşünebilmesi esas olduğundan bu esası hayata geçirecek temel hak, din ve vicdan özgürlüğüdür. Herkesin istediği gibi düşünebilmesi, yaşayabilmesi ve inanabilmesi bu yolla sağlanabildiğinden, vicdanı ve düşüncesi özgür kişilerden müteşekkil gelişmeye açık toplum bu özgürlük sayesinde oluşturulabilecektir. Bunu gerçekleştirebilmek için de eğitim sisteminin özgür düşünceyi sağlayıcı biçimde kurgulanması, hangi gerekçeye dayanırsa dayansın, gerek düşünce gerek yaşayış olarak, din ve vicdan özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, özgür düşünceyi geliştirici felsefi yaklaşımların ve ifade çeşitliliğinin zenginleşmesine imkân sağlayacak biçimde sanattan edebiyata kadar her türlü yöntemin geliştirilmesi, sivil toplumun sahip olduğu düşüncelerini yayabilmesi ve uygulayabilmesinin önündeki engellerin kaldırılması bu özgürlüğün gereklerindendir.

Uzaktakiler-yakındakiler ayrımı Demokrasi siyasi tercihe, siyasi rızaya ve siyasi tahammüle dayanır. Demokrasilerde yönetim, kendisine yakın olanlara teslim olmadığı gibi uzak olanları da dışlamaz. Demokratik rejimlerde kişiler ya da kesimler dost - düşman tanımlamasına göre değil, insani değerler ekseninde değerlendirilir. Temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması bakımından uzaktakiler - yakındakiler ayrımı asla akla gelmemelidir. Demokratik toplumlarda sahip olunan değerlerin, dayatmayla değil, toplumsal kabulle oluşur.

Yeni anayasa: Hak ve özgürlüklerin sadece bağımsız yargı yoluyla değil, öncelikle en üst norm olan anayasal düzeyde güvenceye bağlanması gerekmektedir. Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine değil, toplumsal uzlaşmaya dayanan hak ve özgürlükleri esas alan yeni bir anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Anayasa anlık olaylara verilen tepkisel yaklaşımlarla değil, evrensel normlar doğrultusunda hazırlanmalı.

Açılım süreci: Bu süreçte toplum ve kamu kurumlarının yanında yargıya da düşen görevler bulunmaktadır. Ancak hukukçu, mevcut normlara göre uygulama yapmak zorunda olduğundan, kendisinden var olan normu uygulamaması beklenemez. Hukuk devletinde yapılan her işlemin ve eylemin hukuksal dayanağı oluşturulmalıdır.

Otoriter eğilim AKP’nin tercihi

Seçildikten sonra ilk kez adli yıl açılışında konuşan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu sözlerine, “Yaşamını yitiren savcı, yargıç ve polislere rahmet diliyorum. Yaralılara acil sifa diliyorum. Kendisini baskı altında hissedenlere de direnme gücü diliyorum” sözleriyle başladı. Son dönemde “milli irade” ifadesinin sıkça kullanıldığına işaret eden Feyzioğlu, “Dünya ve Türkiye tarihine bakıldığında, milli irade tabiri daha ziyade, seçimle iş başına gelmiş, ancak çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğu benimsemiş ve giderek otoriter eğilimler sergilemeye başlamış siyasi iktidarların tercihi olmuştur” değerlendirmesini yaptı. Feyzioğlu, geçici bir çoğunluğun insanlara hangi okula gideceğini, hangi inanca sahip olacağını, nerede ibadet edeceğini, hangi ahlak kuralını benimseyeceğini kişilere dayatmaya kalkışamayacağını söyledi.

Polis silahlı suçlu gibi

TBB Başkanı, “Devletin Emniyet güçlerini, kanunu ihlal eden silahlı güçlerden ayırt eden husus, Emniyet güçlerinin güç kullanma yetkisinin son derece sıkı kurallarla düzenlenmiş olmasıdır. Bu kuralları yok sayarak uygulama yapan bir Emniyet mensubunun, silah taşıyan sıradan bir suçludan farkı yoktur” dedi. Hükümetin dış politika yaklaşımlarına da değinen TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, “Yeni Osmanlıcılık gibi maceraperst yaklaşımlardan uzak durmakla yükümlüyüz” dedi.

Cumhuriyet
Son Güncelleme: 03.09.2013 11:08
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177