11 Aralık 2012 Salı 11:10
TBMM’den mahkemeye “Cemevi” savunması
 CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Meclis’e yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine konuyu yargıya götürmüştü. Aygün, Meclis yönetiminin, Anayasa’nın “laik devlet ilkesine ve hukuk devleti ilkesine”, “egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğu” ve “vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti” hükümlerine açık şekilde aykırı davrandığını savundu. Aygün’ün davası için Meclis Başkanlığı’nın gönderdiği yanıt özetle şöyle:

DİYANET’İN DURUMU

“Davacı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut hali itibariyle Sünni-Hanefi İslam inancına mensup Türkiye Cumhuriyeti devleti yurttaşlarına hizmet yürüttüğünü iddia etmektedir. Bu iddianın doğru olmadığını Anayasa’nın 136. maddesi ‘Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir’ hükmü ile Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesi ‘İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur’ hükmü açıkça ortaya koymaktadır.

MÜSTAKİL MİDİR, İSLAM MIDIR?

Burada incelenmesi gereken Alevilik müstakil bir din midir, yoksa İslam’ın bir yorumudur. Alevilik, İslam kültür tarihi içerisinde yer alan tasavvufi-kültürel yorumlardan biridir. Alevi kelimesi, İslam dünyasının genelinde Ali’ye mensup, Ali’ye bağlı anlamında kullanılmaktadır. Hz. Ali ise Hz. Muhammed’in damadı olup Hz. Muhammet’in vefatından sonra İslam halifesi olmuştur. Bu konudaki genel esasların incelenmesinden de ortaya çıkan duruma göre Aleviliğin, müstakil bir din olmadığı, İslam’ın bir alt yorumu olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Ali, İslam’ın dört halifesinden biri olup, Hz. Muhammed’in de damadı olduğuna göre bu tarihi ve İslami gerçek karşısında Hz. Ali’nin İslam’ın önde gelen şahsiyetlerinden birisi olduğu kuşkusuzdur. Şu hale göre Ali’ye bağlılık kişiyi İslam’ın dışına değil İslam’ın içine çekmektedir.

PROTESTANLAR GİBİ

Örneğin Hıristiyanlıkta da Katolikler, Protestanlar gibi alt gruplar vardır. Ancak bunların dayandığı temel din Hıristiyanlıktır. Bir başka deyişle İslamiyette bazı yorum farklarının olması kişinin İslamiyetten ayrı olduğu anlamına gelmez. Yüzyıllar boyunca devam eden, sosyal ve beşeri münasebetler, iklim koşulları ve insanlar arasındaki düşünce farklılıkları bazı alt yorumları da beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan, nüfus hüviyet cüzdanının din bölümüne İslam ibaresinin kaldırılarak Alevi ibaresi yazdırılması talebiyle İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bir davanın yapılan yargılaması neticesinde Aleviliğin İslam’ın bir alt yorumu olması sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.

MİSTİK ZENGİNLİĞİMİZ

Konunun bir diğer boyutu, cemevlerinin ibadet yeri olarak nitelenip nitelenemeyeceği noktasına ilişkindir. Diyanet İşleri Başkanlığı, tekke ve zaviyelerin kaldırıldığına, ancak bunlardan cami ve mescit olarak kullanılanların önceki durumunda bırakıldığına dikkat çekmiş, (Devrim Kanunlarındaki) madde hükmünden “cami ve mescit” dışındaki yerlerin ibadethane kullanılamayacağının anlaşıldığını” belirtmiş ve yapılan “Müslümanların ortak mabedinin mezhep ve meşrep, dini inanış ve pratik ayrımı olmaksızın cami ve mescitler olduğu, cemevlerinin de ülkemizin sosyo-kültürel ve mistik alanda korunması ve yaşatılması gereken zenginlikleri arasında bulunduğunu” ifade etmiştir.

KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun Tatbik Suretini Gösteren Nizamname’nin 3’üncü maddesindeki, “Mabetler her din ibadetine mahsus ve usule muvafık olarak teessüs etmiş olan kapalı mahallerdir” hükmü ile “mabet” kavramı tarif edilmiş olup, mezkur Nizamname hükmü çerçevesinde de, İslam dininin ibadetine mahsus ve usulüne göre açılmış “cami ve mescit” haricindeki yerlerin ibadet yeri olarak kabulü mümkün değildir.

DAVACI HACI BEKTAŞ’I BİLMEKTEDİR

Bilindiği üzere her yıl Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenleri yapılmaktadır. Kanaatimizce davacı da herkes gibi bu törenleri bilmektedir. Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine gidildiğinde Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesinde ibadethane olarak bir caminin bulunduğu görülecektir. Zira bu külliyede cemevi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Alevi vatandaşların yaşadığı bir çok yerleşim yerlerinde ibadethane olarak caminin kullanıldığı da Ülkemizin bir gerçeğidir.”

 Hürriyet

Son Güncelleme: 11.12.2012 11:11
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol