31 Temmuz 2013 Çarşamba 11:15
TBB Başkan Yardımcısı Av.Başar Yaltı

23 davanın birleştirildiğini, binlerce sayfalık iddianamelerin hazırlanıp, yüzlerce klasör bilgi ve belgenin dosyalara girdiğini ifade eden Yaltı;

“Binlerce sayfalık duruşma tutanaklarının oluştuğu bu davanın fiziken altından kalmanın mümkün olmadığından, yargılama değil, duruşma yapıldı.” dedi.

Yaltı, bu davalar sırasında savunmanın yok sayıldığını ve bu davalarda görev alan tüm avukatlar hakkında dava açıldığını da söyledi.

Ergenekon, Balyoz, İzmir’de süren Casusluk Davası vb. davaların siyasal davalar olup, Cumhuriyet’ten öç almak amacıyla açıldıklarını belirten Av. Başar Yaltı;

“Siyasal iktidarın cumhuriyeti dönüştürme projesine engel olacakları susturmak, (Basın-medya-yargı-sivil toplum örgütleri vb.) Ortadoğu’nun yeniden biçimlendirilmesine engel olacakları bastırmak (TSK) için ortak operasyonlar uygulanarak özellikle ulusalcı unsurlar (sivil/asker) gözaltına alındı, tutuklandı ve mahkum edildi.”

TBB Başkan Yardımcısı Av. Başar Yaltı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu davalar yoluyla topluma mesaj verilerek korku toplumu yaratıldı. Yargılamada klasik yargılama yöntemleri yani CMK kuralları uygulanmadı. Düşman ceza hukuku ilkeleri uygulandı. Bunu gerçekleştirmek için demokratikleşme adı altında Anayasa değişikliğine gidildi.

İki 12 Eylül vardır.

İkinci, yani 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu, 12 Eylül 1980’nin tamamlayıcısıdır. Mevcut siyasal iktidar 12 Eylül darbesinin hiç bir kurumuna dokunmadığı gibi onun eksik bıraktığını tamamlamış ve Türkiye’yi teokratik, otoriter bir sisteme doğru sürüklemiştir. Çünkü laiklik neredeyse ortadan kalkmıştır. Siyasal iktidarın referansı İslam olmuştur. Tek adam yönetimine geçilmiş, kuvvetler birliği fiilen uygulanmaya başlamıştır. Bu bağlamda TBMM Başkanı meclisin noter gibi çalıştığını ifade etmiştir.

Ancak bu arada oyunu bozan iç ve dış gelişmeler olmuştur. Gezi olayları, Anayasa Mahkemesi’nin 10 yıllık uzun tutukluluğu iptal eden kararı, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, tutuklamaları İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 3. Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2. maddesine aykırı buldu.

Dış kamuoyundan gelen baskılar, Arap Baharı’nda geri dönüşler, Suriye politikasının iç politikaya etkisi bağlamında, siyasal iktidar karşı hamle olarak nokta hedefli ve kişilere dönük operasyonlar (Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat Yargılaması, Casusluk Davası gibi … ) yerine tüm toplumu baskı altına alan uygulamalar başlatma kararı almış ve uygulamaya koymuştur.

Gezi olaylarında göstericilerin üzerine şiddetle gidilmesi, Avukatların topluca tutuklanması ve gözaltına alınması, polisin ödüllendirilmesi, yurttaşların muhbirliğe özendirilmesi, sokaklara ihbar kutularının konulması, stadyumlarda e-bilet yönetimine geçilerek seyircilerin fişlenmesi ve sosyal medya hesaplarının denetim altına alınması örneklerinde görüldüğü üzere, büyük gözaltı devletine geçilmektedir.

Kısacası siyasal iktidar demokrasi ve özgürlükler bakımından sorunludur. Kendisi sorun olan bir iktidarın /siyasal hareketin sorun çözmesi ve Türkiye’ye özgürlük ve demokrasi getirmesi düşünülmez. İhtiyacımız olan şey daha çok demokrasi, daha çok hukuk ve daha çok insan haklarıdır.

Bütün bunlar da ancak seküler ve laik düzende mümkün olabilir.”

Sonuç olarak ülkenin milliyetçiliğe değil, kardeşlik, dayanışma ve adalete ihtiyacı olduğunu belirten Av. Başar Yaltı;

“Adalet tekil bir kavram ve uygulama olamaz. Adalet kamusal bir faaliyet olan yargılamalar sonucunda ulaşılabilen bir olgudur. Toplumda bir kişiye yapılan haksızlık toplumun tümüne yöneltilmiş bir tehdit demektir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Adaletbiz/Yeşim TURAN

Av.Başar Yaltı’nın Kanal B’deki Söz İstanbul Programındaki konuşmasının tamamını İzlemek içi Tıklayınız.

 

Son Güncelleme: 31.07.2013 11:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol