16 Eylül 2012 Pazar 11:52
'Suriye' denilen ülke: Neden 'düşmüyor'?

Suriye zorla iç savaşa sürükleniyor. Batı ve Türkiye’nin büyük desteğine rağmen ne muhalifler tek bir çatı altında toparlanabiliyor ne de Müslüman Kardeşler Mısır’da oluğu gibi kendisinden beklenen görevi yerine getirebiliyor. Suriye; Tunus, Mısır ve Libya’dan sonra Batı ve NATO’nun hedefindeki ülke. Arkalarında yine büyük bir medya desteği ve bu kez Türkiye’nin “onlar adına savaşa hazır” politikaları var.

Peki Suriye, neden “düşmüyor”?

Bu sorunun yanıtı sadece Rusya ve Çin’in desteğiyle açıklanabilir mi? Suriye’de nasıl bir anti-emperyalist gelenek var? Son günlerde savaş karşıtı her ismin itham edildiği “BAAS’çılık” nedir ve gerçekten bir hakaret midir? BAAS Ortadoğu’da neyi temsil eder? Baba Hafız Esad ve yol önderi Mısır lideri Cemal Abdül Nasır’a basit birer “diktatör” deyip geçebilir miyiz? Neden Arap dünyasındaki en büyük komünist geleneğe sahip ülke Suriye’dir? Onlarca dini ve etnik grubun yaşadığı bu ülkede halklar neden birbirlerine kırdırılamıyor?

Bir hatırlatma niteliği taşıyan ve iki gün sürecek olan yazı dizimizde, tüm bu soruların yanıtlarını aramayı amaçlıyoruz. Dizi, her gün gazete, televizyon ve sosyal medyada yer olan yüzlerce haberle kafalarımızın iyice karıştırıldığı bu dönemde “Suriye denilen ülkeyi” bir kez daha anlatmayı hedefliyor.

Dizinin bugün yayınlanan ilk bölümünde Suriye ülkesini oluşturan halklar ve bunların Türkiye’yle akrabalık ilişkileri anlatılıyor. Ayrıca “Türkiye halkı bu savaşa neden ikna edilemiyor” sorusunun yanıtı aranıyor. Dizinin ikinci bölümünde Arap anti-emperyalizm geleneği, Cemal Abdul Nasır ve Arap sosyalizmi, bu geleneklerin etkisindeki Suriye’nin sosyalizm deneyimi, BAAS ve Hafız Esad anlatılacak.

Halk, akrabalarının yaşadığı ülkede savaş istemiyor…
Türkiye halkı, AKP ve medyaya rağmen bir türlü Türkiye’nin Suriye’ye saldırmasına ikna edilemiyor. Kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 70’inin bu savaşa karşı olduğunu gösteriyor.

Anadolu halkının Kürt meselesinde olduğu gibi bu meselede de büyük bir sağduyu gösterdiği söylenebilir elbette. Ya da soL yazarlarından Fatih Yaşlı’nın yazdığı gibi; “artık o kadar apolitik ki Türkiye, halk savaşla bile ilgilenmiyor”… Biz, ilk öngörümüzün doğru olduğunu umarak, devam edelim.

Suriye denen ülkeyi oluşturan halkların bileşenlerine baktığımızda, Türkiye halkının böyle bir savaşa kolay ikna edilemeyeceğini görürüz. Çünkü Suriye, Türkiye’de yaşayan etnik ya da dinsel grupların “yakın akrabalarının” yaşadığı ülkedir. Bu halklar, aralarındaki sınırlara rağmen ortak geçmiş, gelenek ve inanışlara sahiptir. Ve bu ortaklık, çeşitli yöntemlerle bugün hala sürdürülür.

Suriye; “küçük Anadolu”…
20 milyon nüfusa sahip bu ülkenin halkını, Araplar, Kürtler, Çerkezler, Türkmenler, Ermeniler ve Museviler oluşturuyor. Dini gruplar arasında Sünniler, Nusayriler, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler ve İsmaililer var.

Ülkede resmi dil Arapça, ancak her etnik kimlik kendi dilini kullanma hakkına sahip. Arapçanın yanı sıra Türkçe, Kürtçe, Çerkezce, Ermenice, Aramice, Süryanice ve İbranice bu ülkenin günlük yaşamında kullanılan diller arasında.

Osmanlı ve ardında 1946’ya kadar süren Fransız işgalindeki bu ülkenin halkları, tüm bu zamanlar boyunca emperyalistler tarafından birçok kez birbirlerine kırdırılmaya çalışıldı. Ama tarihinin hiçbir döneminde böyle bir iç savaş başarılamadı Suriye topraklarında.

Suriye’de o kadar çok etnik ve dini kimlik var ki, bunlar üzerinden kurgulanan emperyalist planların kimi zaman “fantezi” sınırlarını zorladığını görürüz.

Suriye, ülkesinin Fransız işgali sırasında; “Fransız Nusayri Devleti” isimli bir devlet görmüşlüğü bile vardır. Fransa ve Nusayriliğin hangi ortak geçmiş ve bağla bir devlet haline gelebileceğine dair varsayımları okuyucunun hayal gücüne bırakıyoruz.

1946 yılında bağımsızlığını kazanan Suriye’de ilk seçim yasası da aynı yıl kabul edildi. İlk Temsilciler Meclisi mezhepsel dağılıma bağlı kalınarak şekillendi. Buna göre oluşan Meclis, 116 Müslüman (100 Sünni, 12 Nusayri, 3 Dürzi ve 1 İsmaili), 18 Hıristiyan (7 Rum Ortodoks, 2 Ortodoks Ermeni, 2 Suriyeli Ortodoks, 2 Rum Katolik ve birer Suriyeli Katolik, Katolik Ermeni ve Maruni) ve 1 Yahudi’den oluşturuldu.

Ancak 1954 yılında BAAS ve diğer azınlıkların muhalefetine rağmen İslamiyet’in devletin resmi dini olarak kabul edilmesine engel olunamadı.

Nedir bu Nusayrilik?
Önce, Başbakan Erdoğan’ın diline doladığı ve her fırsatta CHP lideri Kılıçdaroğlu’na ortak geleneğini hatırlatarak, adeta bir hakaret olarak kullandığı Nusayrilik meselesine bakalım.

Arap Alevileri olarak adlandırabileceğimiz Nusayriler, Suriye’nin yüzde 12’sini oluşturuyor ve yaklaşık 2.5 milyonluk bir nüfusa sahipler. Nusayriler tarihleri boyunca büyük bir baskı görerek, dinlerini gizlemek zorunda kaldılar. BAAS’ın ve Suriye yönetiminin Nusayrilerden oluştuğu ise bir efsaneden ibaret. BAAS’ın iki kurucusundan biri hıristiyan, diğeri ise sunni.

Anadolu Aleviliği ile Nusayrilik arasında birçok ortak yön olduğu gibi önemli farklar da var. Anadolu Aleviliği’ndeki Orta Asya ve Doğu etkisine karşın, Nusayrilik için daha çok batı düşünce sistemlerinden etkilenmiş olduğunu söyleyebiliriz.

9. yüz yılda İbni Nusayri tarafından kurulan ve İbni Hamdan el Hasibi tarafından geliştirilen Nusayrilik’te de, Anadolu Aleviliğinde olduğu gibi Ali, tasavvuf ve Ehl-i Beyt’e büyük bir sevgi ve saygı vardır. Nusayriler Ali’yi Tanrı kabul ederler ve Ali’ye insansı özellikler atfetmek büyük günah sayılır; Ali, Allah’ın cisimleşmesinden başka bir şey değildir.

Araştırmacı Ali Duran Gülçiçek, “Nusayri Alevileri” başlıklı çalışmasında Nusayriliğin Anadolu ve İran-Hind etkilerinin yanı sıra Hıristiyanlık ve Yahudilik etkilerinden söz ediyor. Gülçiçek’e göre, Nusayrilikte Pisagor, Eflatun ve daha sonra yeni Plantonculuk olarak adlandırılan düşünce sistemleri de önemli ölçüde etkili. Örneğin, Platon’un’ yeniden doğuş/ruh göçü’ teması Nusayrilikte de var. Ayrıca Pisagor’a dayanan ve kutsal kitapların yorumlanmasında, özellikle Museviliğin kullandığı ‘ebced sistemi’ denilen sayı sistemi Nusayrilikte de kullanılıyor. Ve bu düşünce sistemlerinde yer alan ‘sır’cılık da aynen muhafaza ediliyor.

Nusayrilerin Kuran’dan sonra ikinci bir kutsal kitapları daha var; Kitab-ül Mecmu. Kitab-ül Mecmu, bu dine mensup her fert tarafından biliniyor. 16 sureden oluşan Kitap, Nusayriler tarafından bir sır olarak saklanıyor ve yabancılara açılmıyor.

Nusayrilerin, dini bilgilerin yeni nesillere aktarılması ve bu yolla devamlılığının sağlanması için geliştirdikleri “amcalık” gibi çeşitli kurumları da var.

“Katleri Allah’ı memnun eder”…
Nusayriler, farklı inanç yapıları yüzünden özellikle Sünniler tarafından haksız tanımlara ve suçlamalara maruz kaldılar hep.

Bilim ve Gelecek dergisinin 91. Sayısında yer alan Gül Atmaca’nın “Karışan Suriye ve Nusayriler” makalesinden devam edelim:

“Kendilerine ‘Haşşaşin’ diyen de vardır, Haçlılara destek verdiklerini söyleyenler de. Hatta, 14. yüzyılda, Sünni din alimi olan İbni Teymiyye, Nusayrilerin Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve diğer pek çok putperestten daha kâfir olduklarını ve onlara savaş açmanın Allah’ı memnun edeceğini belirten bir fetva vermişti.

Kaçgöç dalgaları Nusayrileri açlığa ve yoksulluğa mecbur etmenin yanı sıra, çeşitli sıfatlarla horlanmalarına neden oldu. Yoksul halk, açlıktan ölmemek için sarp dağların verimsiz topraklarını işleyerek, ağaçları kesip tarla haline getirerek ayakta durmaya çalıştı. Kendilerine, Arapça ‘fellahü’l-ard’ (toprağı işleyenler) ve ırgat anlamına gelen ‘fellah’ adı verildi bu yüzden. Kentlere giden Nusayriler ise Sünni ya da Hıristiyan toprak ağalarının topraksız serfleri, ırgatları ya da yanaşmaları olarak yaşadılar.”

Türkiye’deki Nusayri nüfusu yaklaşık 2 milyon olarak hesaplanıyor. Mersin, Adana ve Hatay’da yoğun olarak yaşıyorlar ve birçoğunun Suriye’de akrabaları var. Nusayrilerle birlikte Türkiye’deki Alevi nüfusu 20 milyonu buluyor. Türkiye’deki Nusayriler de diğer Aleviler gibi baskı nedeniyle, inançlarını gizli tutuyorlar.

En büyük azınlık Kürtler…
Kürtler, Suriye’deki en büyük etnik azınlığı oluşturuyor. Yaklaşık 1,8 milyonluk bir Kürt nüfusu yaşıyor Suriye’de. Ülkedeki Kürtlerin tamamına yakını Sünni Müslüman ve daha çok Kürtçe’nin Kırmançi lehçesini konuşuyor.

Suriye Kürtleri, ülkenin kuzeyinde ve kuzeydoğusundaki bölgede Türkiye sınırı boyunca yaşıyorlar. Ekonomik kaynaklı göç sebebiyle Halep ve Şam’da da bir Kürt nüfusu var.

Suriye’deki Kürt nüfusun önemli bir bölümünü aşiret birleşmeleri oluşturuyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası Suriye-Irak-Türkiye sınırına yakın yerlerde yaşayan aşiretler, emperyalistler tarafından çizilen yapay sınırlar sebebiyle bölünmüşlerdi. Aşiretleri Suriye’de kalan diğer Kürtlerin, Fransız işgali döneminde Suriye’ye geçmeleri yasaktı. Ülkenin 1946’da bağımsızlığını ilanının ardından Suriye’ye geçişler kolaylaştı ve aşiret birleşmeleri başladı.

Ancak, Suriye’nin kuruluşu sırasında, 1945’ten önce bu ülkede ikamet ettiğini kanıtlayamayan 120 bin Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı. Bu vatansız Kürtlerin sayısının bugün 300 bin civarında olduğu belirtiliyor. Suriye’de ilk Kürt Partisi olan Suriye Kürdistan Demokrat Partisi 1957 yılında kuruldu. Ancak Kürtlerin parti kurmaları yasak olduğu için faaliyetlerini yasadışı olarak sürdürdü. SKDP de dahil olmak üzere Suriye’de kurulan hiçbir Kürt partisinin silahlı mücadele geleneği olmadığını da hatırlatalım.

Suriye’de Kürt politikası değişiyor…
1970’lerden sonra baba Esad’ın Kürt politikası da değişmeye başladı. Yasadışı olarak kabul edilseler de, Kürt partilerinin kurulmasına göz yumuldu.

Kürtlere yönelik açılımlar 1980’lerde de devam etti. Tüm Kürt siyasi mahkûmlar serbest bırakıldı, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde imar çalışmaları başlatıldı. Kürt partilerinin kuruluşu serbest hale getirildi. Bu yıllarda, Kürtçe kitap, gazete ve dergi yayınları da serbest bırakıldı. Ayrıca açılan dil kurslarıyla Kürtçe’nin öğretilmesi yaygınlaştırıldı. 2001’den itibaren BAAS yetkilileri ile Kürt partilerinin oluşturduğu Kürt Demokratik İttifakı arasında “vatansız Kürtlerin” durumuna dair görüşmeler başlatıldı.

Mart 2004’te gerçekleşen Kamışlı ayaklanmasını ardından Kürt partileri kapatıldı. Ancak, oğul Esad hükümetinin üst düzey yetkilileri, yasadışı olan Kürt partileriyle görüşmelerini sürdürdü. 2005 yılında düzenlenen 10. BAAS Kongresi’nin ana gündem maddesini de yine “vatansız Kürtlerin” durumu oluşturdu. Bu sorunun çözümü için Kürt gruplarıyla görüşmelerin sürdürülmesine karar verildi.

Suriye yönetiminde görev almış önemli Kürtler arasında devlet başkanlığı yapmış Hüsnü Zaim, başbakanlık yapmış Hüsnü Barazi, uzun yıllar Suriye Komünist Partisi’nin liderliğini ve milletvekilliğini sürdüren Halit Bektaş ve 40 yıl boyunca ülkede genel müftülük yapan Ahmet Kefteru da bulunuyor.

Suriye Kürtleriyle ilgili son gelişme hepimizin yakından bildiği gibi başını PYD’nin çektiği ve 11 Kürt partisinin bir araya gelerek oluşturulan Kürt Ulusal Konseyi’nin Kürtlerin yaşadığı bazı illerde yönetime el koyması oldu. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kamışlı’da ise Esad egemenliğinin devam ettiğini belirtelim.

Çerkezlerin Suriye’deki akrabaları…
Suriye’deki Çerkez nüfusun sayısı 300 bin ve Türkiye’deki bir milyon Çerkez ile yakın akrabalıkları var. Türkiye Kafkas Dernekleri Federasyonu da, kurduğu kriz masasıyla Suriye’deki olayları yakından takip ediyor.

Çerkezlerin Suriye’ye esas yerleşimi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında oldu. Osmanlı Hükümeti, Berlin Antlaşması’na göre Balkanlar’dan ve Kafkaslar’dan çıkarılan Çerkezleri Anadolu, Suriye ve Filistin’e yerleştirdi.

Çerkezler Suriye’de yoğun olarak, askeri bir hat şeklinde Golan tepelerine ve Kuneyta bölgelerine yerleştirildiler.

Farklı etnik topluluklar içinde küçük gruplar halinde yerleştirilmiş Çerkezler için Osmanlı askeri gücünde yer almak bir tür zorunluluktu.

1920’lerde, Suriye’nin Fransız işgali sırasında Çerkezler bu kez iç düzeni sağlayan süvari birlikleri olarak Fransız yönetiminin hizmetine sürüldüler. Bu durum Çerkezlerin Araplarca aşağılanmasına sebep oluyordu. 1948-49 Arap-İsrail savaşında Çerkezlerin Arapların yanında savaşması, bu halkın itibarının yeniden kazanmasıyla sonuçlandı.

Suriyeli Çerkezler, kültürlerini ve kimliklerini çıkardıkları gazete, dergi ve yayınlarla koruyorlar.

En eski Mezopotamya halkı: Süryaniler
Yukarı Mezopotamya halkı olarak adlandırılan Süryaniler’in, Arami ya da Asur kökenli oldukları sanılmaktadır. İsa’nın dili olması sebebiyle kutsal da kabul edilen Aramice konuşan ve Eski Mezopotamya kültürü taşıyan bu halk, Hıristiyan inancına sahip. Suriye’deki Süryani nüfusu 300 bin. Türkiye’de ise yaklaşık 30 bin civarında bir Süryani topluluğu var ve daha çok İstanbul, Mardin, Diyarbakır ve İzmir’de yaşıyorlar.
Süryanilerin Suriye’ de özel dini mahkemeleri, evlilik, veraset konularında, bağlı bulundukları kilisenin çatısı altında özel yargı sistemleri var.
Türkiye Süryanileri, Şam’da bulunan “Antakya Süryani Patrikliği”ne bağlılar.

Kadim halk Hıristiyanlar…
Suriye’de 1 milyon 200 civarında Hıristiyan yaşıyor. Suriyeli Hıristiyanlar kendilerini Suriye’nin en kadim halkı olarak görüyorlar. Hıristiyanlık tarihinin en eski kiliselerinden bazıları Suriye’de bulunuyor. Ülkedeki Hıristiyanların çoğunun ibadet ve günlük konuşma dilleri Arapça.

Suriye’deki Hıristiyanları, Bizans İmparatorluğu zamanında Hıristiyanlığı kabul eden Rum Ortodoks ve Rum Katolikler ile farklı bölgelerden göç etmiş; Ermeniler, Asuriler, Keldaniler, Maruniler, Latinler ve Protestanlar oluşuyor. Ağırlıklı olarak Halep’te yaşamalarına rağmen, Cerablus, Ayn El Arap, Tel Abayad gibi yerleşim birimlerinde de Ortodoks ve Ermeni nüfusları bulunuyor.

1915 yılında “büyük felaket” olara adlandırılan dönemde Halep’e, daha sonra da Kamışlı ve Haseke’ ye yerleşen Ermeniler, Hafız Esad döneminden elde ettikleri ayrıcalıklarla kimliklerini koruyorlar. Kendi okullarında eğitim verebiliyorlar, Ermenice gazete, dergi ve yayın çıkarabiliyorlar.

Suriye Türkmenleri…
Suriye’deki Türkmenlerin nüfuslarının 1.5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkmenlerin bu topraklara gelişi üç dalga halinde olmuş. İlk Türk boyları, Suriye’ye 11. ve 12. yüzyıllarda, Anadolu ve Mezopotamya’ya yapılan akınlarla yerleşmiş. Yavuz Sultan Selim’in Hac yolunun güvenliğini sağlamak amacıyla Osmanlı topraklarından bu yol üzerine Türkmenleri yerleştirilmesiyle ikinci göç dalgası gerçekleşmiş. Üçüncü büyük göç ise 93 Osmanlı-Rus harbinin ardından Kafkaslardaki Türkmenlerin Suriye’ye yerleştirilmesiyle olmuş.

Türkmenler, ağırlıklı olarak Şam, Humus, Lazkiye ve Halep’in kenar mahallelerinde yaşıyorlar. Türkmenler de dil ve kültürlerini korumak amacıyla yayın yapabiliyorlar.

Yarın: Arap anti-emperyalizm geleneği, Cemal Abdul Nasır, Arap sosyalizmi, bu geleneklerin etkisindeki Suriye ve deneyimi… BAAS ve Hafız Esad…

Hatice İkinci (soL)

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol