12 Aralık 2010 Pazar 08:07
Öztürk’ün meclis konuşması

 
CHP Mersin Milletvekili TBMM adalet Komisyonu Üyesi Ali Rıza Öztürk, 7.12.2010 Salı günü TBMM Genel Kurulunda Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin önerge üzerinde bir konuşma yaptı.
Öztürk’ün konuşması aynen şöyle: “Değerli milletvekilleri, bugüne kadar üniversiteler sadece türbanlı kız öğrencilerimizin üniversiteye girip girememesi yönüyle tartışılmıştır. Üniversitelerin sorunları sadece türban takıp takmamaya indirgenmiştir. Üniversite öğrencilerinin özgürlüğü de sadece üniversitelere türbanlı olarak girip girememek olarak gösterilmiştir. Oysa, üniversitelerde türbanlı olan kız öğrencilerimizden başka kız öğrencilerimiz de vardır, kız öğrencilerimizin dışında erkek öğrenciler de vardır. Türban takmayan öğrencilerimizin de sorunu vardır. Türban takan kız öğrencilerimizin de türban takmanın dışında daha ciddi, daha ağır, daha büyük sorunları vardır. Üniversite öğretim üyelerinin sorunları vardır. Öğretim görevlilerinin sorunları vardır. Halkımızın da üniversiteyle olan sorunları vardır. Yıldız Teknik Üniversitesinin açılışı sırasında, parasız eğitim hakkı istediği için, Cumhurbaşkanının gözü önünde, karga tulumba, yaka paça, saçından başından sürüklenen kızımızın da, onun arkadaşlarının da sorunları vardır. Her türlü darbe yönetimi anlayışına, askerî devlet, polis yönetimi anlayışına ve uygulamalarına, faşizan ve baskıcı yönetime karşı çıkmak, demokratik hukuk devletinin ilkelerini, demokrasi ve hukuku savunmak, millî iradenin temsilcisi olan bizlerin, biz milletvekillerinin en temel görevidir. Ülkemizdeki tüm hukuk ve yasa dışı, demokrasi dışı uygulamalara seyirci kalamayız değerli arkadaşlarım. Hele hele bilgi ve teknoloji üretim kaynağı olan, toplumun güç kaynağı olan, aydınlarımızı yetiştiren üniversitelerimizdeki faşizan uygulamalara hiç seyirci kalamayız. Yarın bu Parlamentoda ülkeyi yönetecek olan gençlerimizin polis baskısı, polis dayağı, devletin sopası altında kemiklerinin kırılmasına seyirci kalamayız değerli arkadaşlarım. Bugün Dünya Ekonomik Forumu'nun 2010 Raporu yayımlanmış. Bu raporda Türkiye tam bir fiyasko yaşıyor üniversiteler açısından. Özellikle ekonomi, sağlık, yaşam, siyasi yetkilendirme, kadın ve erkek eşitliği konularında gelişme kaydedilemediği raporda açıkça belirtiliyor ve baskılanıp susturulan yazılı basın, televizyonlardan oluşan medya, en son HSYK seçimleriyle ortadan kaldıran yargı bağımsızlığıyla üniversiteler üzerinde türban argümanıyla oluşturulan siyasi polis baskısı ile sivil faşizme doğru sürüklenen bir Türkiye'den bahsediyor rapor. Üniversitelerimizin çok ciddi sorunları var. Üniversitelerimizin özerkliğinin aşırı kısıtlanmasından doğan sorunları var. Bugün ülkemizde "Ülke kiminse üniversiteler de onundur." gibi çağ dışı bir yönetim anlayışının geçerli olduğu bir süreci yaşıyoruz. Üniversiteler yüklendikleri bilimsel, teknik ve kültürel özerkliklerini kullanamıyorlar. Üniversitelerin idari ve mali özerklik sorunu var. Üniversitelerin özgürlüğü ve özerkliği üniversite kampüslerine ya da kampüslerin içerisindeki binalara tanınan bir özerklik ve özgürlük değildir. Üniversite özerkliği bilim yapma özgürlüğüdür, bilim adamlarına tanınan özgürlüktür. Üniversite özgürlüğü üniversite öğrencilerine tanınan özgürlüktür. Üniversite öğrencilerinin ifade özgürlüğü ve örgütlenme sorunu vardır. Üniversite öğrencilerinin siyaset yapma hakkı siyasi iktidar tarafından engellenmektedir. Siyaset yapma hakkı engellenmemeli, aksine geliştirilmelidir. Üniversitelerin siyaset yapma, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma, hatta siyasi iktidarı demokratik hukuk kuralları içerisinde protesto etme hakkı vardır değerli arkadaşlarım, ama bugün bunların hiçbirisi yok. Sayın Başbakan bugün grup toplantısında, yaptığı bir grup toplantısında "'Biz bu toplantıya girmek istedik.' diyorlar…" yani dayak yiyen öğrencilerden bahsediyor. "…Halka açık toplantılar vardır. Biz böyle bir toplantıya davet mi ettik sizi?" diyor yani diyor ki Sayın Başbakan: "Öğrenciler bizim rektörlerle yaptığımız toplantılara girmek istediklerinden dolayı polis tarafından dayak yemişlerdir." Devam ediyor, "Sopayla, taşla, molotofkokteyli ile yumurtayla gezen gençlerle toplantı yapmayız." diyor. Üniversitelerin hangi noktada olduğunu Zaman gazetesi yazarı Profesör Doktor Şaban Şimşek açıklıyor, diyor ki: "Rektör adayı olabilmek için şeyhe danışılıyorsa gerisini siz düşünün." Değerli arkadaşlarım, bu elimdeki gazete Sözcü gazetesi: "Demokrasi ayaklar altında." Sayın milletvekilleri, bakın, kız öğrenci ayaklar altında, postallar altında. Bu polisler bizim polislerimiz, bu kız da bizim kızımız. Bu kız sizin kızınız da olabilirdi, benim kızım da olabilirdi; bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bizim polislerimiz bizim çocuklarımıza sopayla, postalla saldırmak durumunda, hem de 1 polis değil, 6 polis birden değerli arkadaşlarım. Bu sizin yüreğinizi sızlatmıyor mu?
Yine devam ediyoruz: "Demokrasi ileri gitti." Milliyet gazetesinde yazılmış. Yine aynı kız 6 tane polisin ayakları altında çiğneniyor değerli arkadaşlarım ve "5 polis tekmeledi." diyor kız. Demeç veriyor: "5 polis tekmeledi beni." diyor ve soruyor değerli arkadaşlarım, yirmi iki yaşındaki Işıl Kurt "Sırtımdan tutup yere yatırdılar, yerdeyken 5 polis tekmeliyordu. Çenemde, dizimde ve kaburgamda ezikler oluştu. Şu an normal yürüyemiyorum." diyor.
Ben şimdi Başbakana soruyorum: "Bu kızların elinde molotofkokteyli mi varmış, kasatura mı varmış, bıçak mı varmış, yumurta mı varmış?" Sonra, polis zaten etkisiz hâle getirmiş. İstanbul Emniyet Müdürü diyor ki: "Yasal haklarını kullanırken o hakkın sınırını aştıklarında polis müdahale eder." diyor. İnsan yasal haklarını kullanırken sınırları aşmışsa tabii ki polis müdahale edecek, ama bu öğrenciler bu haklarını kullanırken hangi yasal sınırları aşmışlar, bunların üstünden hangi kasatura çıkmış, hangi bıçak çıkmış, hangi molotofkokteyli çıkmış? Ve bunları adliyede daha savcı mahkemeye göndermeden serbest bırakıyor . Ve yine Milliyet gazetesinde "Göğsüme, suratıma, belime vuruyorlardı." diyor. Arkadaşlar bu, u-tanılacak bir tablodur. Yani demokratik açılımın yapıldığı söylenilen bir Türkiye'de üniversite gençlerini böylesine polis saldırısına muhatap etmekten övünülecek değil, utanılacaktır. Bundan hepimiz utanmak du-rumundayız. Yine Birgün gazetesi: "Vurma hamileyim dedim acımadılar." Bir kadıncağız hamile, polis ha-mile olduğunu bile bile vuruyor ve değerli arkadaşlarım, polis bu yetkiyi kimden alıyor, nereden alıyor? Burada daha önce de söyledim: Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu değiştikten sonra polisin vatan-daşlara karşı uyguladığı kötü muamele, şiddet sayısında çok artış vardır. Polisin insan hakları konusunda yaptığı ihlallerde çok artış vardır. Sadece üniversite öğrencilerine değil, herkese karşı polisin böylesine şiddetli bir uygulaması vardır. Benim sözlerim kesinlikle yanlış anlaşılmasın, türban takan kız öğrencilerimizin de uğradığı her türlü haksızlığın karşısında olduğumu söyleyerek, onlara da bir fiske vurulmaması gerektiğini söyleyerek, bunun altını çizerek hepinize soruyorum: Eğer bu kız öğ-renci türbanlı olsaydı, polis bunu böyle yatırıp üstüne saldırabilir miydi? 5 tane polis coplar mıydı değerli arkadaşlarım? Bunun örneği var mı? Kemiklerini kırabilir miydi? Buna "dur" demeyecek misiniz? İçişleri Bakanı bu tablolara seyirci mi kalacak? Ya da 12 Eylül, 12 Mart faşist diktatörlük dönemlerinde söylendiği gibi "canım bunların arasına ajan provokatörler karıştı, bunlar örgüt elemanları" mı denilecek değerli arka-daşlarım? Bugün, belki bu sıralarda oturan çok milletvekilimiz, geçmişte, üniversite yıllarında öğren-ciyken aynı suçlamalarla karşı karşıya kaldılar ama onlar, şimdi, burada, bu ülkeyi yönetme sürecinin içindedirler. Gerçekten, üniversiteli gençlerimizin ifade ve düşünce özgürlüklerini ifade etmek için, üniversitedeki sorunlarını çözmek için vermiş oldukları demokratik üniversite kavgasına bizim destek vermemiz gerekiyor. Bu insanlar demokratik üniversite kavgası verdi diye bunların üzerine polisi göndermememiz lazım. Polisin güç kullanmasının sınırları kanunda belirlenmiştir ama bugüne kadar polis, bu Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'na kendisi hiç uymamıştır. Şimdi, ben merak ediyorum: İstanbul Emniyet Müdürü acaba görevinden istifa edecek mi? Etmeyecekse İçişleri Bakanı bu arkadaşımızı görevden alacak mı? Bu, kızlarımıza saldıran, 5 polis, 6 polis birden saldıran kişiler hakkında herhangi bir işlem yapılacak mı? Ben bunları merak ediyorum değerli arkadaşlarım. Üniversitelerimizin sorunları büyük. Üniversitelerimizin sorunlarına, gerçekten millî iradenin yansıdığı en büyük organ Türkiye Büyük Millet Meclisinin el atmasını diliyorum ve sorunun çözülmesi için Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik önergemizin desteklenmesini istiyorum.”
 
 
 
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177