22 Ekim 2013 Salı 00:22
Necla Akgökçe ile söyleşi: Kadınların geleceğini çalma projesi

Yıldız Koç - soL
AKP iktidarı, çalışma yaşamına ilişkin patronların yıllardır süregelen taleplerinin bir bölümünü parça parça hayata geçirdi. Ama şimdi giderayak çok daha sağlam ve kapsamlı bir saldırı paketini gündeme getirmeye hazırlanıyor. Gündeme getirecekleri saldırı paketinin ayrıntıları net değil. Ama yıllardır konuşulan başlıklar belli: Kıdem tazminatının tasfiyesi, özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi, esnekliğin artırılması, taşeronluğun yaygınlaştırılması... Tüm bunları gündeme getirirken, saldırıları kadınlara “müjde” vererek meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Kadınlara kısmi süreli çalışmayı getiriyor ve bunu bir “hak” olarak tanımlıyorlar.

Gündemdeki saldırılara ilişkin başlıkları 5 gün boyunca, kısa yazılarla ele alacağız. Kadın istihdamına ilişkin başlıklar ise topyekün bir dönüşüm anlamına geliyor. AKP'nin muhafazakar anlayışıyla da örtüşen bu dönüşümü, Petrol-İş Kadın Dergisi editörü ve Kadın Çalışmaları uzmanı Necla Akgökçe ile konuştuk.

AKP ciddi bir saldırıya hazırlanıyor. Bunun en temel propaganda aracı ise “kadın istihdamını artıracağız” oldu. Nasıl bir dönüşüm gündemde?
Bu memlekette sendikalar var, uzun süredir kadın emeği üzerinde çalışan belli kadın kuruluşları var. Samimi olsalar, en azından onları da sürece katarlardı. Emek piyasalarını yeniden organize etmek istiyorlar. Kadın istihdamı paketi de, kapitalizmin kriz ve kriz sonrası dönemi sancılarına göre kadın emek piyasalarının yeniden dizayn edilmesi anlamına geliyor. Bir taraftan da genel emekte birtakım düzenlemeler yapıyorlar. Kadın emeği için ise esnek çalışma modelinin kadın istihdamında, özel istihdam büroları da kullanılarak yerleştirilmesi hedefleniyor. Neden kadın emeği üzerinden yapıyorlar? En kırılgan, en güvencesiz işgücü, kadın işgücü. Aynı zamanda kadın işgücü, emek piyasalarının temel öznesi değil. Dolayısıyla hükümetin muhafazakar politikalarıyla da uyum teşkil ediyor. Çünkü kadını daha ziyade ev işleri ve bakım işleri üzerinden tanımlayan muhafazakar bir iktidar var. Yani hem kapitalizmin Türkiye'deki gelişim sürecine ve örgütlenme biçimlerine uygun hem de muhafazakar ideolojiye, toplumu din üzerinden tekrar tanımlamaya çalışan iktidarın yapısına uygun bir çözüm.

'KADININ BİR AYAĞI EVDE OLSUN'
AKP, kadının geleneksel rollerini pekiştirecek düzenlemeleri “istihdam yaratıyoruz” adı altında pazarlıyor. Yapılmak istenenler, kadınların hem gündelik hem de çalışma yaşamına nasıl yansıyacak?
Esnek çalışmanın, kısmi zamanlı biçimini kadınlara bir çalışma biçimi olarak getirecekler gibi görünüyor. Yoksa kadınlar zaten esnek çalışıyor, günde 16 saat filan mesela. Bu aynı zamanda senin de az önce söylediğin gibi, kadınların geleneksel rollerine de uygunluk teşkil ediyor. Tam anlamıyla bir eve kapatma durumundan bahsedemeyiz ama, kadınları eve bağlamaya yönelik düzenlemeler söz konusu. “Kadının bir ayağı evde olsun” deniyor aslında. Büyük ölçüde ev içi emek, daha küçük ölçüde istihdam piyasaları. Cinsiyet bazlı eşitsizlikleri artıracak, ayrımcılıkları artıracak, kadına yönelik şiddeti artıracak. Kısmi zamanlı çalışma aynı zamanda az para alma anlamına geliyor. Ekonomik gücünü azaltacak dolayısıyla.

'EN FAZLA 6 AY DEVLET DESTEĞİ'
Diyorlar ki, çocuk bakımı devlet üzerinden sağlanacak. Kısmi süreli çalışacaksınız, ama devlet ücretin geri kalanını ödeyecek.
Bu tam anlamıyla göz boyama. Son sızan haberlerde şöyle bir şey var: “İlk çocuk için 2, ikinci çocuk için 4, üç ve daha fazla çocuk için 6 ay yarı zamanlı çalışma hakkı tanınacak” yazıyor. Bu sürede maaş tam olarak ödenecek. Tüm bu “kadınlar çalışmayacak, devlet ödeyecek” tantanası bu kadar süre için koparılıyor.

'KADINLAR TUVALETE DAHİ GİDEMEYECEK'
Bu sürenin uzatılması kurtarır mıydı?
Yine olmaz. Kadın işçi özel sektörde 5 saat çalışacak ve devlet de geri kalan 3 saatlik bölümünü ödeyecek. Patron zaten 5 saatte artı-değerin allahını çıkaracak. Çünkü yoğunlaştırılmış çalışma yaptıracak, kadın tuvalete dahi dakikalarla gidecek ya da gidemeyecek. Yani tümüyle kadınları güvencesizleştirme, kadınlarını geleceğini elinden alma projesi aslında. Şimdiye kadar sendikada çalışan Necla olarak bazı şeyler söyledim, ama bir feminist olarak şunu da söylemek gerekiyor: Gerçekten kadın hak ve özgürlüklerine ciddi biçimde darbe vuracak bir dönüşüm söz konusu. Kadını, erkekle eşit bir birey olarak görmeme, ailenin bir parçası olarak görme yönünde yapılan her düzenleme evdeki erkek baskısını, kadına yönelik şiddeti artırabilecek atmosferi hazırladığı gibi, kadınları da sindiriyor. Milletin dekoltesiyle uğraşıyor hükümet. İster gösterir, ister göstermez, sana ne? Kadın düşmanı bu hükümet!

İnanılmaz bir manipülasyon söz konusu
AKP kendi anlayışına çok uygun bir çalışma biçimini, başarılı biçimde pazarlıyor aslında.
Diyorlar ki, “Kadınlar biz sizi, tam zamanlı ve güvenceli işlerde istihdam etmeyeceğiz artık. Burada bu kadar işsizlik var. Sizin zaten yapacağınız bir iş var. Doğuracaksınız, onlara bakacaksınız. Çalışmak mı istiyorsunuz? Evdeki görevlerinizi aksatmayacak biçimde size çalışma biçimi öneriyoruz. Kısmi zamanlı, hiçbir zaman emekli olamayacağınız ve bu nedenle doğrudan doğruya kocanızın aylığına bağlı kalacağınız bir ortam oluşturuyoruz size.” Ama tabii bütün gazeteler ellerinde ve inanılmaz bir manipülasyon söz konusu. Bizim sesimizi duyuracağımız gazetelerin sayısı da 2'yi 3'ü geçmiyor.

Bol bol “müjde” haberleri okuyoruz.
“Müjde”, “iş hayatında büyük reform”

SENDİKALAR NE YAPIYOR?
“Çalışma yaşamında devrim” de var... Peki ne yapılmalı ve sendikalar şu anda nasıl bir mücadele stratejisi izliyor?
Kürtaj meselesinde, nasıl ortak direnç geliştirildiyse, yine bu yapılmalı. Bu düzenlemelerden etkilenecek geniş kesimlerle ortak bir karşı çıkış örgütlenmesi gerekiyor. Bunun için de DİSK'te bir toplantı yapıldı. DİSK, KESK, TTB çağrısı üzerine, siyasi partiler, sendikalar, meslek örgütleri, İMECE vb ortak etkinlikler ve ortak kampanya düzenlenecek. Yaptık yaptık, yapmadık hayatlarımız kayacak. Hepimiz yarı zamanlı çağrıya bağlı, yarı zamanlı ucuz işçiler olacağız.

'Kadınlar hiçbir zaman emekli olamayacak'
Diğer ülkelerde kadınların kısmi süreli çalışmasına ilişkin durum nasıl yaşanıyor?
Batı kapitalizmi de yoğun biçimde kullanıyor. Orada kadın örgütleri, sol partiler, sendikalar artık itiraz ediyor. Çünkü kısmi zamanlı denilen çalışma biçimi evde cinsiyete dayalı işbölümü yaratıyor, fabrikada kadının güçsüzleşmesine yol açıyor. Taciz, mobbing gibi sorunlarla kısmi zamanlı çalışan kadınlar daha fazla yüz yüze geliyor. İstihdam büroları üzerinden uygulamaya koyulacağından, istihdam büroları kadını, bir kısmi zamanlıdan diğerine gönderecek. Kadınlar bir türlü bulundukları yerde kariyer yapamayacak. Bu bizim gibi prim esasına dayalı sigorta sisteminin olduğu ülkelerde kadınların hiçbir zaman emekli olamayacağı anlamına geliyor.

'FRANSIZ MODELİ İŞİ KÜLLİYEN YALAN'
Bunun Fransız modeli olduğunu söylüyorlar. Sen ne düşünüyorsun?
Bu külliyen yalan. Mesela Fransız modelinde 36 ay ebeveyn izni var. Bizdeyse ebeveyn izni diye bir düzenleme zaten yok. Çocuk yardımları var, 0-3 yaş arası. Fransız modelinin bir başka özelliği, herkes için ulaşılabilir kamu kreşlerinin varlığı. Fransız modelinin temel dayanaklarından bir diğeri de 35 saatlik işgücü. Tüm bunlara rağmen ebeveyn izni sürecinde kısmi zamanlı çalışma, eksik istihdama yol açtığı için orada da tartışılıyor şu sıralar. Bizde kamu kreşleri yaygın mı? Değil. Oysa Fransız modeli o yaygınlığın üzerine getirilmiş. Bizde haftalık çalışma süresi 45 saatin bile çok daha üzerinde. Ebeveyn izni de yok. Genelde bizde 0-3 yaş çocuğun bakımı nasıl oluyor? Kadınlar ya ailesine bırakıyor, ya başka kadınlara üç beş kuruş para verip baktırıyor ya da işten ayrılıp çocuk bakıyor. Şimdi tüm bu kısmi zamanlı çalışma bu yapı üzerine geliyor, yani hiçbir şey olmayan bir yapı üzerine. Bu tabloda, bu model olsa olsa İngiltere'ye benzer, Thatcher modeli olur...

Bu konulardaki uluslararası sözleşmeler de kabul edilmedi değil mi?
Tabii, samimi olsalar ILO'nun 183 sayılı sözleşmesini kabul ederler. Anneliği koruma sözleşmesi. “Annelik izinleri, atipik işler de dahil olmak üzere tüm kadınlara tanınır” diyor. İşe dönüş garantisi var, annelik süresince yapılan nakit yardımların kadın ücretinin dörtte üçünden az olmayacağı hakkı da var. Şimdi getirecekleri bunun çok altında ki bunu imzalamıyor.

Talepler ne olmalı?
Şeytanın avukatlığını yapayım. “Ben daha düşük ücret almaya razıyım. Ama ben çocuğum 8 haftalıkken işe dönmek istemiyorum” diyecek çok kadın olacaktır.
Olamayacaksın ki ama. 5 saat yine çalışacaksın ve yine bakım için destek almak zorundasın çünkü ebeveyn izni de yok. Bir de böyle anlatılınca inandırıcı geliyor. Ama aslında sistem işlemeye başlayınca, 18 haftalık izinden sonra kısmi zamanlı çalışmaya döndüğünde, zaten işte canı çıkacak -sıkıştırılmış bir 5 saatlik çalışma- eve gidecek çocuk bakacak. Kocası diyecek ki: “Canım sen evdesin, nasılsa yarı zamanlı çalışıyorsun, yemeğe de şunu yapsaydın.” Eskiden işin ucundan tutan adam, artık tutmayacak.

Peki ne olmalı, ne talep edilmeli?
Öncelikle şu istihdam bürolarının, bir daha gündeme gelmemek üzere bir yere yollanması gerekiyor. Kısmi çalışma, evden çalışma, çağrıya bağlı çalışma, yani esnek çalışmanın en kötü biçimleri, kadınlar için getirilmeye çalışılıyor. Bunlara sonuna kadar karşı çıkmak gerekiyor. 8 saatlik, düzenli, sendikalı, güvenceli iş, kamuya ait ücretsiz kreşler, ebeveyn izni ve fabrika kreşleri istiyoruz.

solhaber

Son Güncelleme: 22.10.2013 00:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol